REİKİ TARİHÇESİ

dr_usui

Mikao Usui

Reiki ellerin temasıyla gerçekleştirilen son derece kolay ve güçlü bir şifa sistemidir. Reiki’yi iyi anlayabilmek için kaynağını ve batıya ne şekilde ulaştığını bilmek gerekir. Reiki tarihçesi aslında bütün insanlık tarihini kapsar. Bu şifa sisteminin, kendisi hakkındaki yazılı kaynaklardan çok daha eskilere gittiği muhakkaktır. Her ne kadar Reiki’nin kökeni araştırılsa da tarihinde hala birçok boşluk bulunmaktadır. Geleneksel Reiki M.S 1800 yıllarında başlar ancak, daha o tarihlerde bile eski çağlara dayandığı bilinir. Yazılı kayıtlardan önceki devirlere ait bilgiler yanlızca medyumsal bilgi aracılığıyla elde edilebilmektedir; bu yolla alınan bilgi spekülatif kabul edilse de ilginç ve uyarıcı niteliktedir. Doğrulanamamasına karşın bu bilgi görmezden gelinemeyecek ölçüde göz kamaştırıcıdır. Dolayısıyla insan bedeni bu gezegene göre tasarlandığı zaman Reiki tüm insanların doğuştan hakkı olarak genetik kodlamaya dahil edilmiştir. Reiki insanlığın bir parçasıdır. Bir zamanlar evrensel bir bilgiydi ve asla kaybolmaması gerekiyordu. Bugün “Mu” adını verdiğimiz, yeryüzünün erken devir uygarlığının çocukları eğitimleri yanı sıra Reiki 1 ardından Reiki 2 alırlardı. Üstad/Öğretmenler de Reiki 3 derecesini almak zorundaydılar. Bu kök kültürün insanları Tibet ve Hindistan’ı kolonize etmek üzere anavatanları Mu’dan ayrıldıklarında Reiki’yi de beraberlerinde götürdüler, ancak Mu kıtası sonradan kayboldu. Önce Mu ardından Atlantis’i yok eden yeryüzü değişiklikleri derin kültürel karmaşıklıklara neden oldu. Bu değişiklikler sonucu şifa sistemi birkaç seçilmişin bilgisi dahilinde kaldı. 19. yy’da İsa ve Buda’nın şifa yöntemlerinin kökenini araştıran bir japon, Reiki izlerine erken Şiva (hint tanrıçası) kültüründe ve Hindistan’ın ezoterik belgelerinde rastladı.

Geleneksel Reiki’nin öyküsü 1800’lerin ortalarında, Japonya’nın Kyoto kentindeki Doshisho Üniversitesi’nin rektörü olan Mikao Usui ile başlar. Öğrencileri ondan İsa’nın şifa yöntemini öğretmesini ister. Usui bu işi öğrenmek için 10 yılını verir. Japonya’daki otoriteler bu şifadan bahsetmenin ve onu öğrenmenin söz konusu bile olamayacağını söylediklerinde Usui, Budizm aracılığıyla bilgiye ulaşmaya çalışır. Budist keşişler Usui’ye eski ruhsal şifa yönteminin kaybolduğunu ve ona ancak Budizm’in Aydınlanma Yolu ile ulaşmanın mümkün olabileceğini söylerler. Bunun üzerine Usui ABD’ye gider ve orada 7 yıl kalır. Orada istediği cevapları alamayınca Chicago Üniversitesi’nin İlahiyat Fakültesi’ne yazılır ve karşılaştırmalı dinler ve felsefe üzerinde çalışarak bu alanda soktora derecesini alır. Aynı zamanda Hindistan ve Tibet’in kadim lisanı olan Sanskritçe’yi de öğrenir. Ancak Usui hala aradığı şifa yöntemini bulamamıştır. Bundan sonra Usui Japonya’ya döner, o artık Budisttir  ve bir Zen Manastırı’na yerleşmiştir.

İlginçtir ki Reiki üstadı William Rand yaptığı araştırmalarda Mikao Usui’nin Doshisha Üniversite’sinde ne rektör, ne öğretim üyesi ne de öğrenci olarak hiçbir kaydına rastlayamaz. Dahası Chicago Üniversitesi’nden ders aldığına ve orada doktora yaptığına dair de hiçbir iz yoktur. Bundan, Reiki’nin olağanüstü kuvvetli şifa sisteminin Batı’da kabul görmesi için Hıristiyan unsurların ilave edildiği sonucuna varılabilir. Hindistan’daki Buda (Gautama Siddhartha) ve tarihsel İsa’nın hayatı arasında çarpıcı benzerlikler vardır. Budizm ve tarihsel İsa’nın erken öğretileri arasındaki benzerlikler bu konuyu ayrıca ele almamızı gerektirir ki bu da bizi Reiki’nin tarihinde biraz daha derinleşmemizi sağlayacaktır.

Hindistan’ın eşsiz kurtarıcısı Buda M.Ö 620 yılında Nepal sınırı yakınlarında doğdu. Bir kralın oğluydu ve adı Gautama Siddhartha’ydı. Her türlü dünyevi ıstıraptan uzak bir sarayda yaşıyor ve dışarı çıkmasına izin verilmiyordu. Ergenliğe ulaştığında gerçek dünya’yı görme isteği o noktaya vardı ki babasına itaatsizlik edip altın kafesinden kaçtı. Hayatında ilk defa ihtiyarlığı, hastalığı, ölümü, yoksulluğu, ıstırabı gördü ve bu onun içindeki karmik mirası, yani tüm insanların acılarını dindirme arzusunu uyandırdı. Gautama Siddhartha evini ve çok sevdiği karısını terk ederek aile ocağı olmayan gezgin bir hayatı tercih etti. Ağaçların altında yaşadı, dilendi ve ıstırap üzerine kafa yordu. Bir gün bir ağacın altında meditasyon yaparken tüm insalara şifa verecek çareyi gördü. Bu onun ilk Aydınlanması idi. Sakyamuni Buda’ya göre ise dünyevi şeylere ve insanlara bağımlılık, kaçnılmaz olarak hırsı ve negatifliği körüklediğinden beşeri ıstırabın da kaynağıdır. Söz konusu bağımlılıkların uzantısı olarak ortaya çıkan eylemler karmayı üretir ki, pozitif de olsa negatif de olsa, insan ruhunu yeryüzüne bağlar. Karma, sorunları çözmek kaygısıyla insanların durmadan bedenlenmelerinin sebebidir. Yeniden doğuş ve dünya hayatı insan ıstırabının kaynağıdır. Ne var ki, karma ancak insan olarak bedenlenmekle temizlenebilir.

Bu paradoksun cevabı yani karmayı çözümleyip bedenlenme ve yeniden doğuş döngüsünü sona erdirme, Budist öğretinin özünü teşkil eder. Budizm öğretisi bütün canlılara merhamet gösterme ilkesine dayanır. İnsanlar ve hayvanlara her türlü saldırıyı, onları öldürmeyi reddedip herkese yardım etmeyi tavsiye eder ama öte yandan duygusal bağımlılığı da kabul etmez. Budistler için şifa her şeyden önce (ve bedensel tedavinin ötesinde) zihnin ve duyguların şifasıdır; şifa ruhsal olmalıdır. Dünya bir yanılsamadır, zihnin “boşluk’tan” türettiği bir yaratıdır. Böylece Buda’nın Aydınlanma Yolunu keşfetmesi başka insanların da aydınlanmasını mümkün kılmıştır. Birkaç Buda’nın Gautama Siddhartha’yı takip etmesinin yanısıra birçok Bodhisattva da bu yolu izlemiştir. Bodhisattva (kurtarıcı), aydınlanmış ve dolayısıyla yeniden bedenlenmek zorunda olmayan kişi demektir. Bununla birlikte başka kimseleri ıstıraptan kurtarmak ve onları aydınlığa kavuşturmak için dünyaya tekrar gelirler. Yani Buda ve ondan sonra gelen başka birtakım Buda’lar büyük şifacılar olarak adlandırılmışlardır tıpkı İsa gibi. Budizmin ilk devirlerinde fiziksel ve ruhsal şifa o kadar yaygınlaşmıştı ki Aydınlanma Yolundan alıkoyan bir eğlence diye zamanla terk edilir oldu. Bugün Reiki olarak adlandırılan sistem Gautama Siddhartha zamanından itibaren Hindistan’da zaten biliniyordu.

Budizm’in yazılı kayıtları bu yolun aşamalarını açıklıkla anlatmaz. Bilgiler esas itibariyle bu yolu seçmiş olan müritlere sözlü olarak aktarılırdı. Yazmalar, kötüye kullanılır ve saygısızca gösterilir endişesiyle sıkıca korunmaktadır, zor bir lisanla yazılmış olmalarının nedeni de budur. Üstad olacak kişi bu mistik dili çözebilmeli ve yanlızca gerekli vasıfları edinmiş, hazır durumdaki öğrencilere aktarmalıdır. Üstad/Öğretmen bilgileri aktaracağı öğrencileri kabul etmezse bu bilgiler kaybolabilir; ruhsal keşiflerle de kayıp bilgiler tekrar gün ışığına çıkarılır. Reiki tekniği için gerekli semboller ve formüller M.Ö 1 veya 2 yy.’da yazılmış olan Tibet Tantra Lotus Sutra’sında bulunmuştur.

Reiki denilen şifa tekniği nasıl olmuş da Ortadoğu’da İsa’ya ulaşabilmişti? Alman araştırmacı ve yazar Holger Kersten’e göre İsa bedenlenmiş bir Bodhisattva (kurtarıcı) idi. Kersten İsa’nın tüm hayatını izleyerek çarmıha gerilişten nasıl kurtulduğuna dair mantıksal argümanlar sunar. Budist Sutra’larında ondan İssa ya da Yuz Asaf, İslami metinlerde de İbn Yusuf olarak söz edilir. Birçok kaynak onun geçmişinden ve çarmıha gerilişi esnasında oluşmuş yara izlerinden bahsederken İsa çarmıhtan kurtulmuş ve Hindistan’da kutsal biri olarak saygın ve uzun bir ömür sürmüş olduğundan da bahsederler. Bu bilgilerin çoğu kilise tarafından sansürlenmiştir. Tarihi isa göz kamaştırıcı bir kişiliktir ve Reiki tarihinde yeri de kanıtlanmıştır.Şifayı öğrettiği doğruysa (ki incil’e göre havarilerine öğretmiş olmalıdır) Reiki sanılanın aksine, Hindistan dışında geniş bir alana yayılmış olmalı. Tarih boyunca birçok müdahalelerle yeniden doğuş ve karma kavramları önemli kaynaklardan silinmiş ve İsa’nın şifa yöntemi gelişmekte olan Batı’nın kurbanı olmuştu. Şifa ancak Budist müritleri arasında uygulamaya devam etmiş fakat onlar da bunu yaymaktan çekinmişlerdir.

Reiki’nin yakın tarihine yani Dr.Mikao Usui tekrar dönersek, Japonya’ya dönen,  Zen Budist Manastırında kalan ve artık sansskritçe’yi öğrenen Usui bulduğu metinlerdeki enerjiyi nasıl harekete geçirileceğini veya kullanacağına dair verilere ulaşamaz. Yukarıda belirttiğimz gibi bu bilgilerin gizlenmesi olağan bir durumdur, amacı da bu değerli bilgileri yetkin olmayan ellerden uzak tutmaktır. Hawayo Takata bunu şöyle anlatmaktadır: “Sansktritçe’yi öğrenmeye koyuldu ve bunu başarabilmek için çok çalıştı, derken bir formül buldu. Gün gibi apaçık. O kadar basitti ki, sanki iki kere iki dörde eşitmiş gibi…Ve dedi ki, “Pekala formülü buldum. Ama şimdi bunu açmam gerek, çünkü bu son derece eski, 2500 yıl önce yazılmış. Bu sınavı geçmeliyim.”

Sınavı, Koriyama Dağı’nda 3 hafta boyunca meditasyon yapması, oruç tutması ve dua etmesiydi. Meditasyon yerini seçer ve günleri saymak için 21 çakıl taşını önüne koyar. Her günün sonunda bir tanesini fırlatır. Son günün sabahında, şafaktan evvel, günün en karanlık saatinde Usui bir ışık hüzmesinin kendisine yöneldiğini görür. İlk tepkisi kaçmak olur ama daha sonra bir daha düşünür. Bu gelenin meditasyonunun cevabı ve sonucu olduğunu kabul eder ve ölümüne sebebiyet verecek olsa bile onu karşılamaya karar verir.  Işık onu üçüncü gözünden vururve bir süreliğine bilinç kaybına neden olur. Ardından milyonlarca gökkuşağı renkli hava kabarcığı görür ve nihayet, bir ekrana yansıtılmışcasına Reiki sembolleri belirir. Bu sembollerin her birine baktıkça onlarla şifa enerjisinin nasıl harekete geçirileceğinin bilgisini özümser. Eski şifa yöntemi ruhsal yollarla yeniden keşfedilmiştir.

Koriyama Dağı’ndan ayrılırken Mikao Usui, aynen Buda ve İsa’nın bildiği gibi şifayı biliyordu. Dağda inerken gelenekte “dört mucize” olarak bilinen şey gerçekleşir. İlk olarak, yürürken tökezler ve ayak başparmağını incitir. İçgüdüsel olarak ellerini ayağına koyar. Elleri ısınır ve incinen parmağı iyileşir. Ardından, dağın eteğinde hacılara hizmet veren bir eve varır. Mükellef bir yemek ister, 21 gün sadece suyla oruç tutan aklı başında hiç kimsenin yapmayacağı birşey, fakat hiçbir rahatsızlık duymadan hepsini yer. Üçüncü olarak, yemek servisini yapan kadın diş ağrısından muzdariptir. Yüzünün iki yanına ellerini koyarak ağrısını tedavi eder. Manastıra döndüğünde baş rahibin mafsal iltihabından yatağa düştüğünü söylerle, onu da iyileştirir.

Usui bu şifalı enerjiye, evrensel yaşam gücü enerjisi anlamına gelen REİKİ adını verir. Ardından Kyoto’nun fakir mahallelerinde bu yöntemi uygulamaya koyulur. Kentin dilenciler mahallesinde şifa yaparak birkaç yılını geçirir. Zamanın kültüründe sakatlıkları veya belirgin hastalıkları olan insanlar toplum tarafından dilenmeye teşvik edilirdi. İyileştirdiği hastalardan yeni bir hayat kurmalarını ister Usui, fakat aynı yüzleri görmeye devam eder. Şifa yaptığı insanların dürüst bir hayat sürmek yerine hala dilendiğini görünce hayal kırıklığına uğrar ve fakir mahallelerini terk eder. Tedavi ettiği insanlar hallerinden hiç de memnun değillerdi, çünkü artık dilenmek yerine çalışmak zorunda kalacaklardı.

Usui’nin bu yoksul mahalle deneyimi bugünkü Reiki eğitiminin yüksek fiyatı için mazaret olarak kullanılmaktaadır. Böyle düşünenler, bedelini ödemedikleri durumda insanların şifayı takdir edemeyecekleri zannına dayanmaktadırlar. Oysa Usui’nin başarısızlığı, dilencilerin zihinlerini ve ruhlarını değil de yalnızca bedenlerini tedavi etmesiyle de açıklanabilir. Bundan sonra Mikao Usui gezginliğe başlar. Bütün Japonya’yı fenerle yayan kat ederek Reiki üzerine konferanslar verir. Bu esnada Japon Deniz Kuvvetlerinden emekli bir subay olan Hayashi ile tanışır. Hayashi 1925’te Usui tarafından uyumlanır ve Usui’nin halefi olur. Usui 16 veya 18 üstad yetiştirdikten sonra (kaynaklara göre sayı değişiyor) 1930’da vefat eder. Ancak Hayashi dışında hiç kimsenin adı Reiki kaynaklarında anılmamaktadır. Hayashi de kadın-erkek 16 üstad yetiştirir. Tokyo’da bir klinik açar. Şifacılar klinikte tedavi gören insanlar üzerinde gruplar halinde çalışır, gelmeye gücü yetmeyenleri de evlerinde tedavi ederlerdi. Hawayo Takata’nın 1935 yılında geldiği klinik de Hayashi’nin Shina No Machi adlı kliniğidir. Bayan Takata hastalığından dolayı ameliyat olması gerektiği anestezi masasında bir ses ona bu müdahalenin gereksiz olduğunu bildirir. Masadan kalkarak cerraha tedavisi için başka yol olup olmadığını sorar. Cerrah “evet, bunun için Japonya’da yeterince kalabileceksen var” der ve Hayashi’nin kliniğinden bahseder. Böylece Takata klinikte kalır ve 4 ay içinde hem fiziksel hem de zihinsel ve ruhsal şifa bulur. Reiki uyumlaması almak istediğini söyler fakat başta reddedilir. Kadın olduğu için değil, yabancı olduğu içindir. O tarihlerde Hayashi, Reiki öğretisinin Japonya dışında yayılmasını henüz istememektedir. Ancak daha sonra yumuşayıp kabul eder ve Takata 1936 baharında Reiki 1, 1937’de Reiki 2’ye uyumlanarak 2 yıl aradan sonra Hawaii’ye döner.

Takata ilk Reiki kliniğini Kaapa’da açar ve işinde de başarılı olur. Yasal açıdan yetkililerin hışmından korunmak için masaj terapisti belgesi edinir. 1938 kışında Hayashi, Hawaii’de Takata’yı ziyaret eder ve birlikte ders verirler. Takata ondan bu sırada Reiki 3 uyumlamasını alır ve 22 Şubat 1938’de Hayashi, Hawayo Takata’yı üstad\öğretmen ve halefi ilan eder. Ücretsiz eğitim vermemesini rica eder ve kendisini çağırdığında beklemeden Japonya’ya gelmesini ister. Takata 1939’da Hilo’da ikinci şifa merkezini açar. 1941 yılının bir sabahı uyandığında, ruhsal gözüyle Hayashi’yi yatağının başında görür ve sözü edilen çağrının bu olduğunu anlar. Tokyo’ya ilk kalkan gemiye biner.

Reiki kliniğine vardığında Hayashi, eşi ve diğer tüm Reiki üstadları hazırdırlar. Hayashi büyük bir savaş olduğunu ve Reiki’yle ilgilenen herkesin ortadan kaybolması, kliniklerinde kapatılması gerektiğini söyler. Reiki’nin eskiden olduğu gibi yine kaybolmasından korkuyordur ve bir yabancı olan Takata’yı da bu nedenle halefi seçmişti. Hayashi ayrıca, eski bir deniz subayı olarak tekrar göreve çağrıldığını fakat bir şifacı olarak can almamakta kararlı olduğunu söyler. Bunun yerine kendi ölümünü kabullenecektir. Takata’yı da bu yüzden çağırmıştır. öğrencilerinin de hazır bulunduğu bir ortamda Hayashi ruhsal yolla kalbini durdurur ve vefat eder.2.Dünya Savaşı  Japonya’ya da yayılınca Reiki’ye ulaşmanın artık gerçekten imkanı kalmaz. Hayashi hayatta kalabilmişse de savaşın ardından işgal kuvvetleri eve ve kliniğe el koymuş, bu nedenle şifa merkezi kapalı kalmıştır. Böylece Reiki, Takata aracılığıyla varlığını sürdürdü. Önce Hawaii ardından da ABD, Kanada ve Avrupa’da. Takata seksen yaşında vefat ettiğinde bile hala genç gösteriyordu. Reiki’de yüzlerce kişiyi eğitti.

Takata örneklerle ve kıssalarla öğretmeyi severdi. Şifa pozisyonlarına bazen baştan, bazen de gövdeden ve ayaktan başlardı. Reiki 3 uyumlaması yaparken de farklı yöntemlere başvururdu. Eğittiği Reiki üstadlarının hiçbiri tıpatıp aynı şeyleri öğrenmemişlerdir. Bayan Takata öğrencilerinden, hatta akrabalarından bile hep ücret almıştır. Bunun gerçekten gerekli olduğunu düşünüyor, para ödemeyenlerin şifaya değer vermeyeceklerine ya da onu kullanmayacaklarına, işte veya hayatta başarılı olamayacaklarına inanıyordu. Takata’nın vefatından bu yana Reiki Batıda epey değişikliğe uğramıştır. Takata’nın halefi ve torunu olan Phyllis Furumoto, geleneksel Usui Reiki’nin büyük üstadı ilan edilmiştir. Öğretme teknikleri ve yöntemleri değişmiş ve çeşitli Reiki okulları türemişti. Bu okulların her biri yegane doğru yol olduğunu iddia etse de gerçek şu ki, yöntemlerin hepsi işe yaramakta ve hepsinin de kökeninde Hawayo Takata’nın öğretisi yatmaktadır. Geleneksel Usui Reiki (Usui Reiki Rhoyo da denmektedir) belki de Takata’nın Japonya’dan getirdiğine en yakın olanıdır. Reiki 3 aşamada öğretilir ve üstad öğretmen eğitimi için Reiki 3 derecesi almak şarttır. Kimi Reiki öğretmenleri Reiki 3’ü ikiye ayırmaktadır, kimileri Reiki 3 uygulamacı derecesini “ileri reiki 2” olarak adlandırmaktadır. Radyans adlı bir sistemse Reiki eğitimini 11 dereceye bölmekte ve üst derecelerin Takata’nın öğretilerinin bile ötesinde yer aldığını söylemektedir. Ancak şu da var ki, daha çok derece daha çok masraf demektir.

Reiki Mikao Usui, Hayashi ve Hawayo Takata’dan bu yana sürekli değişmekte ve evrimleşmektedir. Geleneksel olmayan öğretmenlerin yüksek paralar istememeleri sonucu artık daha çok insana ulaşabilmektedir. Reiki’nin kökenine saygı duymak ne kadar gerekliyse, değişen Dünya’yı ve insanlarla yeryüzünün değişen ihtiyaçlarını kabul etmek de o kadar gereklidir. Reiki sevgidir, gezegen ölçeğinde bir krizin yaşandığı bu zamanda ise herkes toplayabildiği kadar sevgi toplamalıdır.

Diane Stein -Reiki Esasları-

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s