Gökkuşağının Diğer Tarafı: DİNAMİK BOŞLUK – Zivorad Mihajlovic Slavinski

Derin Aydınlanma bizi tüm tezahürlerin temelinin ve onların en yüksek hedeflerinin, herşeyin ortaya çıktığı ve eninde sonunda geri döneceği boşluk olduğu gerçeğini fark etmeye yöneltir. O var olmuş, var olan ve olacak her şeyin alfa ve omegası, başlangıcı ve sonu, beşiği ve mezarıdır. Bu varlığımız ile ilgili en yüksek gerçek, özümüzün özüdür. Çeşitli mistik, ruhsal ve felsefi sistemlerde boşluk için farklı terimler kullanılmıştır ama boşluk konusundaki görüşler çok büyük oranda örtüşmektedir.

  • Hindu dininde boşluk, Brahma‘dır.
  • Taoculuk’ta boşluk, Tao olarak adlandırılır.
  • Budizm’de ve ondan çıkan Zen ve Chan’da Sunyata sözcüğü kullanılmaktadır.
  • Klasik Kabala Ain (hiçbir şey ya da hiçlik) kelimesini kullanmaktadır.
  • Çağdaş gizli bilimciler boşluktan Tezahür Etmiş Olan şeklinde bahseder.
  • Bazı gizli bilimci ve mistikler boşluğu Tanrı olarak adlandırmaktadır.

Boşluk ve Tanrı’nın aynı şey olduğunu vurgulamak konusunda Alistair Crowley’nin günlüğünde sözünü ettiği Kabala sayısal analiz yöntemi ilgi çekici bir nokta oluşturmaktadır: “İbranice’de Al ve La kelimeleri, sayısal değerleri anlamında Kabala açısından özdeştir, ikisi de 31’dir. Al “Tanrı” anlamına gelir, La ise “yok” demektir. Tanrı Yokluk ya da Hiçliktir. Bu Tanrı’nın varlığının inkar edilmesi değildir; sadece O’nun insan ruhu tarafından anlaşılabilecek birşey olmadığı anlamına gelmektedir.”

Klasik Budizm, Zen ve Chan’da boşluğa, daha önce de belirtildiği gibi Sunyata adı verilmektedir ve o aydınlanmanın özü, herşey tarafından yansıtılan bilinçlilik düzeyinin farkına varılmasıdır. O canlıdır, kütlesi ya da uzayda bir konumu yoktur, bireysellik ve kişisellikten muaftır. Tüm tezahürlerin matrisini oluşturmaktadır. Sunyata ile ilişkili olarak aydınlanmanın farklı seviyesi ortaya çıkarılmıştır. Boşluk dünyasının halen ifade edilmiş dünyadan -biçim ve yaradılış dünyasından- farklı şekilde yansıtıldığı bilinç seviyesi “Zayıf Kensho Durumu” olarak adlandırılmaktadır. Aydınlanmanın daha yüksek seviyelerine ancak onlar birbirinden ayrılmaz, birbirinden farksız tek birşey olarak tecrübe edildiğinde ulaşılabilir. Boşluk pozitif ve canlıdır, kendisinden çıkan tüm geçici dalgaların kaynağını ve temelini oluşturan, her dalganın kendisine ait kısa süreli bir varoluşa sahip olmakla birlikte asıl kaynağından ayırt edilebilir olmadığı bir okyanus gibidir.

Aydınlanmanın alt seviyelerinde yer alan uygulayıcılar ifade ve boşluk dünyasını ayrı şeyler olarak yaşamaktadır. Bu ikilik bir yanılsamadır; ancak hakikatin doğrudan tecrübe edilmesinin daha derin seviyelerinden sonra ortadan kalkar ve teklik her şeyde yansımasını bulur. Philip Kapleau boşluk ile ifade edilmiş dünyanın tek olması durumuna şu karşılaştırma ile ışık tutmaktadır: “Sizin gümüş eşyalar yapan bir kişi olduğunuzu ve küçük bir Buda heykelciği yapmak istediğinizi varsayalım. Gümüşü erittiğiniz zaman bir sıvıya dönüşür ve gümüş bu hali ile pratikte şekil verme açısından sonsuz olasılığa sahiptir, işte bu durum boşluktur, biçimin yokluğudur. Erimiş haldeki metali bir kalıba döktüğünüzde ve o sertleştiğinde bu da ifade edilmiş dünyadır, biçimler dünyasıdır. Yaptığınız Buda heykelciğinin şeklinden memnun kalmadığınızı ve aynı gümüşten başka birşey yapmak istediğinizi varsayalım. Bu durumda heykelciği eritirsiniz ve gümüş tekrar biçimsiz şekline ya da boşluğa geri döner. Özü açısından bakıldığında boşluk biçimden herhangi bir farklılık göstermez”.

Modern Kabalacılar dünyanın temel ifadesi anlamında boşluğun ana özellikleri hakkında neredeyse aynı görüşe sahiptir. Gareth Knight, boşluk ya da ifade edilmemiş olan ile ilgili yazılarında şöyle söylemektedir: “İlk ifadeden önce, ifade edilmemiş olan vardır, negatif varoluşun kalın perdelerinin arasından ilk ifade edilmiş şey, tezahür etmiş evrenin ilk ifadesi olan Kether en sonunda ortaya çıktı”

“İfade edilmemiş olan, herşeyden önce var olan ve var olan her şeyin ona geri döneceği şeydir. O Alfa ve Omega’dır, başlangıç ve sondur. O tarif edilebilir birşey değildir, çünkü mantıklı ruhun ötesinde olan bir şeydir. Mantıkla çelişen bir olgudur, çünkü o mantığın üzerindedir”.

“O aynı zamanda yaratılmış şeylerin meydana geldiği kozmik yumurtanın tohumudur. O zıtlıkların uzlaştığı bir durumdur. O mükemmel bir başlangıçtır; çünkü kutupluluklar henüz birbirinden ayrılmamıştır ve ayrıca mükemmel sondur; çünkü kutupluluklar tekrar bir bütün olarak birleşmiştir. O aynı zamanda ilk tohum ve yaratılmış her şeyin son birleşimidir”.

Boşluk kesin bir şekilde tarif edilemediği, ancak ve ancak tecrübe edilebildiği halde, Dion Fortune onu şu sözcüklerle anlatmaya çalışmıştır: “Tezahür etmemiş olan saf varoluştur. Onun varolmadığını söyleyemeyiz. Tezahür etmemiş olmakla birlikte, o vardır. O herşeyin meydana geldiği kaynaktır. O tek “Hakikattır”. O tek özdür. O tek dengedir; onun dışındaki herşey bir vuku bulma ve gelişmedir. İfade edilmemiş olan için sadece OLAN diyebiliriz. Bu “olmak” fiilinin kendisine dönmüş halidir (var olan vardır!). Bu durum herhangi bir niteliği ya da geçmişi olmayan net bir “olma” halidir. Bununla ilgili söyleyebileceğimiz tek şey onun bizim bildiğimiz birşey olmadığıdır, çünkü bir şeyi öğrenebilmemiz için onun ifade edilmiş olması gerekir, eğer ifade edilmiş ise bu durumda ifade edilmemiş olan değildir. İfade edilmemiş olan, büyük yokluktur; o aynı zamanda henüz gerçekleşmemiş olan sınırsız bir potansiyeldir. O en iyi şekilde yıldızlar arası uzay boşluğu ile temsil edilir”.

Bu ve diğer benzeri tutumlardan boşluğun kelimenin mutlak anlamı ile boş olmadığı, insan dilindeki tüm kelimeler gibi onun da göreceli bir kavram olduğu ortaya çıkar çünkü boşluk sözcüğünü her kullanışımızda “Neyin boşluğu?” sorusu ile karşılaşırız. 6nci Patrik Hui Neng şöyle demiştir: “Boşluk sözcüğünü kullandığımda hiçlikten söz ettiğim gibi yanlış bir kanıya kapılmayın. Evrenin sonsuz boşluğu kendi içinde tıpkı kelimeler gibi güneş, ay ve yıldızlar gibi, sayısız biçimlere sahiptir…cennet ya da cehenneme benzeyen, okyanus ve dağlardan oluşan dünyalar…Boşluk bunların hepsini içerir ve bütün bunlar da varlığımızın boşluğunu içermektedir”.

Boşluk var olan herşeyin dinamik temelidir. Her fenomen özünde boştur ve sadece bir dizi sonsuz dönüşüm içindeki geçici ifadeler olduğu anlamı ile bakıldığında maddeden de yoksundur. Boşluğun herhangi bir biçimi olmamakla birlikte o her şeye biçim verir. İfade edilmiş dünyanın gerçek dışılığının doğrudan tecrübe ile fark edilmesi, özünde ikiliğin, ayırım ve karşıtlığın ortadan kaldırılması anlamına gelmektedir.

Dinamik boşluk, bu olgunun ifade edilmiş dünyasının cisimsiz doğası ile ilgili ipuçları verir. Anagarika Govinda bunu düşünerek “şeffaflık” terimini önermektedir, çünkü bu terim “hiçlik” ve “hiçbir şey” sözcüklerinin neden olabileceği saf inkar tuzağından uzak kalmaktadır. Neden içinde uğraştığımız durum dinamik boşluk olarak adlandırılıyor? Çünkü biz onunla özdeşleşiriz ve sonra onu hedef zinciri boyunca hareket etmek için kullanırız. Yaklaşımımızda bariz bir çelişki söz konusudur çünkü dinamik boşluk doğası gereği statiktir, Brahma’dır ya da ifade edilmiş evrende var olan her şeyin daima var olan temeli ve kendi varlığımızın en derin özüdür.

Eski bir hikayede; çok fazla kötü kadere sahip olduğu için onu krallığın ana tapınağında Tanrı’ya sunulacak en büyük kurban dışında hiçbir şeyin kurtaramayacağına inanmaya başlayan bir halktan bahseder. Zengin insanlar altın getirmiş, hatta insanlar kurban edilmiş, ancak hepsi boşa gitmiştir. En sonunda yaşlı, kör bir dilenci tapınağın girişine kadar sürünerek gelip, ellerini bir kap şekline getirerek yukarı kaldırır ve “Yüce Tanrı, sana sadece hiçbir şey sunabilirim. Hiçbir şeyi al çünkü bu sahip olduğum tek şey!” Bu dua duyulmuş ve kötü kader sona ermiştir.

Diğer bir hikaye de şu şekildedir: Bir zamanlar bir hırsız kutsal bir mekanda bulunan bir ikondaki mücevheri çalmış. Tapınağın bekçileri olan rahipler çok mutsuz olmuşlar ama onların başında bulunan rahip şöyle söylemiş: “Aptal hırsız sadece insanların deliliği yüzünden her yerde karmaşa yaratacak ve suç işlemesine neden olacak bir şeyi çaldı. En büyük hazinemizi almadı çünkü bütün boşluğu kim çalabilir? Sizler sadece bir mücevheri çalmış olan o hırsızdan çok daha büyük hırsızlarsınız çünkü ortada hiçbir neden olmaksızın en büyük ve paha biçilemez hazinemizin değerini düşürdünüz!”

Boşluğa diğer bir bakış açısından yaklaşarak onun değerinin kutupluluklar arasındaki psikolojik orta nokta ya da kesin sıfır noktası olduğunu söyleyebilir. O, hareket içindeki mutlak durağanlıktır. O Tanrı ve insanın özüdür. Onu tarif etmeye çalışmak ancak kelimelerle oynamak demektir. Kim bir gülün kokusunu ya da trompetlerin sesini tarif edebilmeyi başarmıştır? Kutsal bir Çince metinde yazdığı gibi: “Tao kelimelerle tarif edilemez. Eğer onu tarif edebiliyorsak, o Tao değildir”. Kelimeler sadece bir kişiyi kendi başına deneyimler yaşamaya teşvik edebildiği kadar değerlidir ve buna bir kere erişildiğinde gerçek bir mucize de ortaya çıkar.

William Gray boşluk ile ilgili olarak şunları da ifade etmiştir: “Medeniyetimizdeki eğilimler bizim hiçliğe yanlış bir şekilde davranmamıza yol açmaktadır ve bu yüzden ona karşı olan duruşumuzu değiştirmek zorundayız. Biz hiçliği kendi pahasına fazlaca önemsemeyiz çünküo evrensel bir element, en yüksek düşünce ve tüm enerjinin tek kaynağıdır. Boşluktan enerjiyi yönlendirebilecek kadar yüksek bir ruhsal duruma bir kere eriştiğimizde “Tanrı”‘nın tasvirleri haline geliriz. Herşeyin içinde hiçliği görebildiğimizde her şey bizim için mümkün hale gelir”.

Şu görüş ileri sürülebilir: İnsan hiçbir şeyin farkında olamaz, sadece birşeyin farkına varabilir. Bu yüzden bizim hiçbir şey yoluyla ve hiçbir şey aracılığıyla hiç kimse haline gelmemiz gerekmektedir. Bu tıpkı ışık hissi olmadan ışık olmasına benzemektedir. Tüm ruhsal sistemler boşluğa erişmenin yollarını arar. Bilinci boşaltmanın en basit yöntemlerinden, psikolojik boşlukları temizleme ile ilgili en gelişmiş öğretilere kadar kadim felsefenin tüm okulları, ve bu en yüksek durum için kullandıkları isim ne olursa olsun, boşluğa doğru yönelmiştir.

L.K.Beckett, Boşluk ve Modern Fizik Üzerine Düşünceler adlı çalışmasında şöyle yazmıştır: “Geçmişte yaşamış ve Tanrı’nın (Shiva ya da Allah) üstün varlık fikrine dayalı bir insan düşüncesi olduğunun bilincine bir seviyede erişmiş tüm büyük mistikler, her görüşün ardından “hiçlik” ya da “boşluk”tan başka türlü anlaşılamayacak bir hal olduğunu en derin kavrayış anlarında fark etmişlerdir”.

İnsan ırkına ait en eski yazılı metinlerden biri olan “Kata Upanishad”da şunlar yazılıdır: “Anlamların öteki tarafında nesneler vardır; nesnelerin öteki tarafında ruh; ruhun öteki tarafında zihin; zihnin öteki tarafında Büyük Atman; Büyük Atman’ın öteki tarafında ise hiçlik yer alır, bu da bitiştir, son hedeftir.”

Lao Tzu, “Tao Te Ching” kitabında şöyle yazmıştır: “Cennetin örtüsü altındaki herşey, olandan ortaya çıkar. Olan ise olmayandan doğar”. Tao’culukta boşluk Tao’dur, var olan herşeyin her an dışarı çıktığı ve ona geri döndüğü, yaşayan bir araçtır. Lillian Silburn Taocu anlamı ile boşluktan bahsederken şunları yazmıştır: “O boşluk değildir ama içinde de hiçbir şey yoktur, bir anlamda o gerçekçi ve çözülmemiş durumu ile bitmek bilmeyen bir şekilde farklılıkları ve özellikleri içine çekmektedir. Acı ve zevk içinde tıpkı denizin üzerine konan ve onun içinde eriyen kar taneleri gibi, hiç iz bırakmadan yok olur”

Boşluk, hiçlik, statik, gerçek ve sonsuz varoluşun tek durumudur. Onun dışındaki herşey sonunda sıfıra ulaşan bir eşitlikteki gözle görülebilir değerlerin bir dengesidir. Bu tür bir düşünce Batılı zihinlere yabancı, ondan öncesinde de korkutucu gelmektedir. Yine de boşluk içindeki bizi korkutacak hiçbir şey yoktur. O karanlık, bilinçsiz, unutulmuş ve ölü birşey değilidir. O tüm bilinçtir. O ben,sen, bizdir, o var olan her şeydir. Onun içinde herşey mümkündür. O ifadenin sonsuz olasılıklarının kaynağıdır. Onun içinden özelliğimiz, bireyselliğimiz ve onun tüm deneyimleri ortaya çıkar. Ona döndüğümüzde “ben” ortadan kalkmakla birlikte bireysellikte herhangi bir kayıp olmaz çünkü boşluk tamamen bireyseldir. Ve geri kalan her şeydir.

Aspectics Yöntemiyle Dördüncü Boyut Bilgeliği

Zivorad Mihajlovic Slavinski

 

Reklamlar

2 thoughts on “Gökkuşağının Diğer Tarafı: DİNAMİK BOŞLUK – Zivorad Mihajlovic Slavinski

  1. Kitapta bir sürü bilgi verilmişte Yöntem anlatılıyor mu (Aspectics) Yoksa kandırmaca mı? Burada onu da belirtseydiniz daha faydalı olurdu…

  2. Zincir tekniği ve nerelerde kullanılabileceği anlatılıyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s