Aydınlanma Notları – Başlangıç / erdinc

SunAydınlanma notlarında, neyi çalışıyorsam onu yazacağım. (Yazının altında yorumlar olarak) Kimin neyi çalıştığını yakinen bilmediğimden ben bir fikri ortaya atarak, müslüman mahallesinde salyangoz satacağım. Bunu kısa ve öz bir biçimde yapacağımdan emin olabilirsin; bir kaç cümleyi geçmeyeceğim. Kim ne anlar, neye tepki verir; belki cevap gelirse bilebilirim. Ama ben bir kuyuya taş atacağım. Sen istersen çıkartmak isteyebilirsin. Burada bir kitap önerebilirim. Sen ise bir dua önerebilirsin. İkisinin de işe yaraması muhtemeldir. Kalplerimiz bir olsun bu bize yeterdir. Sevgiler.

Reklamlar

19 thoughts on “Aydınlanma Notları – Başlangıç / erdinc

  1. Rüyadan uyanmak isteyen, mantrayı tekrar ettikçe önce inancı sınanır. Sonra cismin rüya oldugunu kabul eder. Ve sonra aslında biçimin (algının) rüya oldugunu farkeder. e®din©

  2. “Onun bir rüya olduğunu hatırlayacağım” çalışıyorum. Çabasızca onu bir davranış kalıbı halinde uygulayabilirsin. Zihin bocalar çünkü karşısına ne çıkarsa onun rüya olduğunu hatırlatıyorsun. Kendine bunu sürekli anımsatırsan, şartlanma bir durum haline gelecek. Durum halini şimdilik izah edemiyorum çünkü “durum” kişisel farkındalık ile ilgilidir. Eylemi nasıl yaptığınla değil, kabullerini terk etmene izin vermenle ilgilidir. O yüzden ben sen olamam, sen de ben olamazsın. Sadece bir durum içinde yer alırsın. Kendini bu eylemde başarılı zannettiğin ile ilgili egosal tutumdan da uzaklaş. Bu bir tuzaktır. 22.08.09 / e®din©

  3. Lütfen devamını getirin. Akla gelen düşünülen her şeyin gerçek olabilecegini biliyorum. Yorum yazılmasa da takip edildigini bilin saygılar….

  4. Burada şu analizi hatırlatmayı faydalı buluyorum; gündüz yaşadıklarımızı gerçek kabul ediyorsak, gece gördüğümüz rüyanın içinde gerçekmişcesine hareket edişimizi ne açıklayabilir? Zihnimize yansıyan görüntüleri kastetmiyorum. Belli ki beyin kurguladığı yeni bir filmi vizyona sokmuş gibidir. Ben rüyanın içindeki gerçek algısından bahsediyorum. Orada yaşanılan her şey gerçekmiş hissini veriyor. O halde gerçek nerede başlayıp nerede bitiyor. Beni daha çok uyanıkken rüya görebileceğimizi kabul edemiyor olmamız ilgilendiriyor. Bu sınırı farketmiş olmam yöntemin üzerine gitmeme sebep oldu.

  5. Tekrar Merhaba,
    Uyku anına geçiş sürecinde insan telkinini hatırlayıp rüya görmeye başladıgını anlayabiliyor. Bu biraz astral seyahati anımsatıyor.
    Bana kalırsa asıl rüya bu yaşadıgımız dünya.
    Asıl uyanıkken rüya görüyoruz ama biz onu gerçek sanıyoruz.
    Rüyada ise ruh gerçekte yapabildiklerini gösteriyor bize.
    Örnegin uçmak ruh zaten bedeni terk ettiginde düşündügü yerde bulunabiliyor. Gerçek olan gördüklerimiz yaşadıklarımız değil,aksine ruhsal boyut gerçegin kendisidir. Ben dünyayı bir hapishane, rüya gören kişiyi de bir mahkum olarak görüyorum.Mahkum gece olunca kaçıyor karanlıkta bir nebze gerçek dünyayı görmeye çalışıyor.Sabah olmadan da yakalanıyor, geri özgür olamadığı bir dünyaya kapatılıyor. Bunların sebebinin çogu, şartlanmalar ve 3.boyut dünyanın frekans ayarı.
    Emekleriniz için teşekkür ediyorum iyi çalışmalar…….

  6. Rüya görme, üçüncü göz çakrasının aktif hale gelmesi ile başlar. Onu uyku dışında aktif etmek istersek “Om” kutsal mantrasını tekrar etmemiz yeterlidir. Ancak sesle şifanın öncüsü Jonathan Goldman’ın 2002 yılında çıkardığı tek parçalık Ultimate Om melodisi sizi bu zahmetten kurtarıyor. Bu sonik titreşimler tanrısal birliğin evrende ses olarak yankılanması. Albümü Türkiye’deki müzik marketlerde bulmanız biraz güç olabilir.

  7. Gün içinde yaşadığın bir an’ın rüya olduğunu kabul ettiğinde (ki bu da rüyadır) nerede olduğunu tanımlamakta güçlük çekersin. Örneğin markete gidiyor ve raftan günlük sütünü alarak ödeme yapacağın gişeye gidiyorsun. Ödemeni yapıp çıkarken bunun bir rüya olduğunu kendine söylüyorsun. Şimdi bulunduğun durum zincirleme bir yaşam olayının da rüya olduğunu kabul etmeye varmıştır. Sen yalnızca bir durum ya da fikre rüya gözü bakmıyor, bağımsız olayların birleştiği bir anının da rüya olduğunu farkediyorsun. Öncelikle bu olayı anlatmaya çalıştığında onu bir rüya görmüşcesine anlatırsın. Bu, “Ben biraz önce bir rüya gördüm. Falanca markette raflarda süt arıyordum. Sonra kasiyer kız bana ödeme için kart limitimin yeterli olmadığını söyledi. Yanıma para almadığımı farketmek utanmama sebeb oldu.” şeklinde olabilir. Bu senin gece gördüğün düşleri de anlatma biçimine yakındır. Bunu başardıysan rüya gördüğünü her aşamada anlamaya başlarsın. Rüya ile nefes farkındalığı birbirlerine çok benzeyen şeyler olarak dikkatimi çekiyor. Yapman gereken nefesinin farkındalığı kadar anlarının rüya olduğunu farketmektir. Ancak nefesinin odağını kaçırman hem kolaydır hem de zordur. Kolaydır çünkü basitçe bir döngü kaçırılabilir. Zordur; başa dönmek için çaba göstermek gerekir. Rüya farkındalığını ise keyfine göre kullanırsın. Nasıl bir tarafsız davranış içinde olmalısın ki herşey rüya olarak kabullenilsin. Baştan aşağı kendi istikametinin dışında davranmalısın. İnsan kendince makbul olan konularda bir etiket yapıştırmayı reddeder. İç disiplini eksik olduğundan öyle bir an gelecektir ki “Bunun da bir rüya olduğunu söylemesem ne çıkar, kim bilecek.” diyebilecektir. Bu, şimdi an’ından uzaklaşılmış bir adımdır ve sanırım kendine yapacağı en büyük kötülük bu olacaktır. Çünkü an kaçırılmayacak kadar değerli ve bir daha ne zaman karşına çıkacağı belli olmayan bir dinamikle doludur. Aydınlanma an’ı bir daha sonsuza dek karşına çıkmayacak kadar öteye de gidebilir. Ama bu senin işin olmamalıdır. Sen basitçe tarafsız ve kendine karşı savunmasız olmalısın. Sen içinde bulunduğun boyutun iradesinden yararlanıp onu lehine çevirme ile ilgilenmelisin. Acil olan budur. Hayattaki tüm aciliyetler ise bunun yanında zayıf kalır. Seni zora sokacak bir fikri bile silah olarak kullanıp namluyu korkusuzca kendine çevirmelisin. Bu bir rüyadır tekniğinde tüm alışkanlıklarını gözlerinin önüne sermenin tek yolu budur. Ölen sen öldüren sen olmalısın neredeyse. Tüm farkındalığınla kendine karşı duruşunu en baştan belirlemelisin. Teknik senin için faydalı ve senin seçimin olabilir ancak onunla yola çıkmadan önce onun kölesi olduğunu aklından çıkarmamalısın. Unutma ki pek çok ezoterik öğretinin temel prensibi bir boyunduruk altına girmektir.

  8. Bir an, durup dururken “rüya görüyorum” diyeceksin. Ne bir fikir varken, ne bir edim varken… Bunu söylerken telefonda olabilirsin, biri ile konuşurken ağzından kaçmış olabilir. Ya da kendi kendine sessiz bir halde iken bu cümle sana görünmüş olabilir. Bilinçaltı artık diğer insanlarla yaşadığın dünyanın eskisinden farklı olduğunu algılamaktadır. Bir anlam veremese de gerçekliği sürekli test etmektedir. Sahip olduğu gerçeklik köprüsünün ayakları artık sallanmakta, çatlamakta ve bulunduğu durumu sorgulamaktadır. “Bu bir gerçeklik değilse o halde nedir?”. Bu manaya ulaşmanın pek çok yolu vardır. Bunlardan biri, bir anlığına sahip olduğun bedende de rüya görebileceğini kavramaktır. Diğeri ise tam tersi; rüya görenin bir beden olsa da olmasa da rüyayı görmekte olduğudur. O halde rüya görmenin şartı beden varlığı değildir. Ancak bunu benim söylemem ile bilemeyeceksin. O ancak, sebat ile uyguladığında günün birinde karşına çıkan bir idraktır.

    Rüya kelimesinin altında yatan gerçeklik uzun bir cümle ile ifade edilmez, gerek de yoktur. Yani “herşey rüyadır ve ben hiçbir şeyin tamamen kendisi olamam.” yeterlidir. Bir renk rüyadır, bu bakış açısında. Bir masa da… Onların fiziki gerçeklilerinin olmadığından bahsetmiyoruz. Onları tam anlamı ile bilemeyeceğimizden, gerçekliklerinin farkındalığını özümseyemediğimizden bahsediyoruz. Öyleyse basit olarak kısaca “bu bir rüyadır” demek yeterlidir. İdrak sonra sizi bulacaktır.

  9. Çıplak gözle kelime üzerinde anlam karmaşası yaratıldığını kanısındayım. Rüyada kafan kopar, sevdiklerin ölür veya bütün dünya senin olur, martılarla uçadabilirsin ve uyandığında bunlar olmamıştır.

    Gerçekte ise kolun koparsa yenisi çıkmaz.

    Nitekim zaman ve algı aralığı değişkenlerini izafi kabul edip ‘rüya içinde rüya’ veya ‘sanrısal duyum’ gibi sapmalar tarif edilecekse, bu gibi bir sapmayı reel hesap edecek mutlak bir gerçeklik doğrusu tasvir edilmesi teknik olarak şarttır. Böyle bir gerçeklik doğrusunun tasviri ihtimalinde ise yine sapmalardan biri ötekine nispetle hakikat, ötekisi ise nispetle rüya olacaktır.

    İhtimal dairesinde bir diğer çıkmaz da hissedildiği farzında hangi algı koridorunun ‘gerçeklik’ doğrusu tayin edileceği hususudur.

    Tarifler ‘yaşam bir yönüyle rüyaya benzer’ doğrultusundan hareket faydalı bir telkine işaret ediyorsa veya erdem,dinginlik vb. arayışına hizmet eden bir sistematiğin zorunlu bir aşama hilesiyse tartışmaya açıklığı tarafımca kabul edilebilir.

    Aksi halde sormak isterim; yaşadıklarım rüyaysa benim dışında hepiniz algı dünyamın sanal figüranları olmuş olmaz mısınız?

  10. Merhaba. Tüm anlattıklarınız doğru. Ancak yine de bana doğru göreceli. Çünkü ben kendi açımdan değerlendiriyorken siz öyle değerlendireceksiniz. Ne yazık ki tüm bunları unutup ispatsız bir şekilde yaşamımıza devam edebilirdik. Ancak yaşamdaki olumlu olumsuz değişkenleri azalttığınızda geriye hiç bir şey kalmayacağını da görürüz. Gelecek geçmişin yokluğundan bahsediyorum. İşte rüya bu ikisinin varlığından kurtulamamaktır. Yoksa gündüz gözü ile görülen rüya ile gece görülen rüya biraz daha farklıdır. Yapamadıklarımız kadar yapmak istediklerimizi görürüz gece. Gündüzde o stratejiye göre farkında olmadan hareket ederiz. Kabul edilmesi güç de olsa geçmiş ve geleceğinizi silerseniz, sizin olmadığınızı göreceksiniz. Yıllardır deniyorum ve siliniyorum. Ama siz yine de buna psikoloji diyebilirsiniz. svg

  11. bu gün bu bahsettiginizi yasadim; herhangi bir mantra calisarak degil ama uzunca süredir anlik olarak bazi kücük “anlama”lar yasiyordum. icsel olarak bilineni zihinle idrak edebilme anlari diyebiliriz buna. Bu gün yasadim, etrafimdaki herseyin sanki daha yüksekten bir bakisla diyeyim, digital ya da optik bir yansima gibi oldugunu farkettim. yani ben, varolusum, etrafimdaki hersey birden birlesti ve gülmeye basladim. öyle bir saskinlik aniydi ki :)) hey burdayim, oyunu farkettim, bu rüyanin icinden sesleniyorum, oyunu farkettim diye bagirmak geldi icimden 🙂

  12. ”Tüm gün her ne yapıyorsan bunun rüya olduğunu düşün”… bu tekniği uyguladım ve sonra bir gece uykudayken ” şu an uykudayım” diye farkettim. O sonsuz boşluk ve karanlık!!! Çok korktum ve uyandım. Üçüncü göz çalışması yaparken de tam noktasına değil de biraz daha yukarı bir noktaya odaklamışım -sonradan anladım bunu- beynimi gördüm. Ve hemen ardından mide bulantısı ve kusma yaşadım. Sonra ki geceler de bu hayatta gördüğümüz renklerden daha canlı renkler ve çok güzel çiçekler ağaçlar gördüm,çok güzeldi. Sonra bir gece -bu arada üçüncü gözün rengi olan laciverti gördüm ilk başlarda- yuvarlak bir pencere gibi olan o görüş esnasında çok az sola kaydırsam bakışımı birşey görecektim ama bakamadım,korktum göreceklerimden sadece hissettim, bakamadım ve uyandım. Yaşadığım bu deneyimlerden sonra bir sonuca vardım: yalnış bir şeyler de yapabilirim yanımda bilen biri olmadan yapmayacağım dedim kendi kendime ve her defasında yaşadığım tek bir duygu vardı beni ele geçiren; o da korku! Evet korkuyorum bunu kabullendim ve artık teknikleri yapmıyorum. Korkunun nedenlerinin üzerinde durdum baya; sınırlamalarla şartlanmış bilincim sınırsızlığı kaldıracak kadar olgun değil. Ahmağın eline keramet verirsen ya kendini öldürür ya da seni:) farkındalık çalışmaları yapıyorum gün içinde-elbette derin uykuya dalıp gidiyorum bir bakmışım –

  13. Bütün gün kendimi hatırlama çalışıyorum. Dikkatimin bir kısmını bedenime veriyorum. Hafif bir konsantrasyon hali oluşuyor. İlginç olan zihnimin hiç durmadan konuşması. Belki bazı insanların böyle değildir. O şanslı kesimden iseniz size şapka çıkarıyorum. Bu satırları yazarken bile dikkatimi göğsümün içinde tutmak o kadar güç ki… Bunu sadece sabahları ve akşam saatlerinde yapabiliyorum. O durumlar ev ve iş arasında gidip geldiğim beni kimsenin rahatsız etmediği saatler. Yine şu konuda şanslı hissediyorum, kendimi hatırlamayı bırakmama konusunda azimliyim. Mutlaka 10-30 dakika arasında kendimi anımsamayı hatırlıyorum.

  14. evet zihnim hiç susmadan konuşuyor. bir arkadaşım dedi ki zihnine de ki haydi konuş dinliyorum seni, ne söyleyeceksin bana… uyguladım bunu ve bu soruyu sorunca zihnimin sustuğunu farkettim…vazgeçiyor konuşmaktan…zihne değer verildiğini hissettirirsen susuyor :))) belki de dinlenilmediğini, düşüncelerine değer verilmediğini düşündüğü için sürekli konuşuyor…

  15. Siz düşünce değilsiniz. Konuştuğunu fark ederseniz sessizlik olur. Fark etmezseniz sürekli konuşur.

  16. Ben de evden çıktığımda bir yerlere gittiğimde sanki o an orda değilmişim gibi.. Yaşadığım yaptığım her şey rüyaymış gibi oluyor. Sanki beynim yokmuş gibi.. Bazen ağzımdan çıkan kelimeler bile beni şaşırtıyor. Aklımda olmayan ama gayet yerinde ve doğru cevaplar çıkıyor.. Ben artık ayaklarımın yere bastığını hissetmek istiyorum.. Neden güzel ve özgür anlarda sanki yokmuşum gibi hissediyorum ?

  17. O yokmuş gibi hisseden de siz değil misiniz? Haksızlık etmiyor musunuz kendinize?

  18. Yol; uzun, ince ve mesakatli…biton arastirma yaptim, kitap okudum, sanki bilgiye okadar susamisim ki , kana kana ictim yani teknik olarak herseyi biliyorum ama uygulamaada okadar yavas ki, tabiki farkindaliklar yasadim oyunun farkina vardim diyelim ama sanki korkularim onume bi bariyer kurmus israrla cikma ordan diyo; dengeyi kaybedip mutsuz olmaktan mi korkuyorum nedir bilemedim zaten bi turlu cozemiyorum.. Bu kadar istekliyken burda takilmak nedir yaa nasi asilacak bu korkuu?? Illaki beyni ikna edecek bi teknik vardir belki kucucuk ama henuz dokunmadigim bisey..sevgiler

  19. Öncelikle benim gibi düşünen, araştıran ve kendine dönmeye çalışan insanlar olduğunu görmeme yardımcı olduğunuz için hepinize teşekkürler. Erdinç beye de konuyu gündeme getirdiği için ayrıca teşekkür ediyorum.
    Öncelikle korku ile ilgili konuşmak isterim. Bu konuda kendimi şöyle telkin ediyorum. İnsan bilmediği şeyden korkar ve bildiği zaman artık korkmasına gerek kalmaz ve eğer korkulsa bile bir şeyin üstüne gidildiğinde korku gücünü kaybeder. Korku harika bir tetikleyicidir aslında, çünkü korktuğun şeyi yenmek için bilgiye ihtiyaç duyarsın ve evrilmek zorunda kalırsın. Bu birisinin kediyi sevmesi ama bir diğerinin korkması gibidir. Eğer kediden korkarsanız her hareketi sizi tedirgin eder, ama kedinin ne olduğunu ve doğasını izleyerek bile anlamaya çalışırsanız, hangi kediye yaklaşılmaz, ne yaparsanız kedi ısırır, ne zaman savunmaya geçer, ne zaman kendini sevdirir gibi bir çok bilgiye ulaşırsınız. Ancak içe dönmede bu çok farklıdır, çünkü bilinç kendisini aşmamamız için korku yaratabilir ve en yüksek seviyede yaratabilir. Yani neden en çok korkuyorsak onu hissettirebilir. Ancak bilinç y,ne bizim bilincimizdir. Biz orada korkulacak bir şey olduğunu düşünürsek, orada korku olacaktır. Ama aynı bilinç, aynı yolda yemyeşil ormanlar da yaratıp, onuda hissedebilir. Yani bilincini eğitebilmiş birisi korkuyorsa bile o korkuyu kendisinin yarattığını bilir. Yani siz korkulacak bir şey olduğunu düşünürseniz o olur, güzel bir şey olduğunu düşünürseniz güzel bir şey olur. Bundan kurtulmanın en kolay yolu, aslında kendi kafamızın içinden çıkmadığımızı bilmektir. Yani bir yere gitmiyoruz, gözlerimiz kapalı etrafı görmüyoruz. Rüyada olduğu gibi halen kafamızın içinde oluyoruz ve eğer kafamızın içinde bu konu ile ilgili ( kedi örneğinde olduğu gibi) korku varsa korku hissediyoruz, mutluluk varsa mutluluk hissediyoruz. Belki aslında dışarıya değil kendi içinize baktığınızı düşünürseniz aslında bu korkunun gerçek olmadığını anlayabilirsiniz. Bu bir yöntem tabi. Siz kendi yönteminizi de yaratabilirsiniz.
    Gün içerisinde kendini rüyadaymış gibi düşünmek de çok güzel bir yöntem. Buna benzer birisiyle konuşurken kendinize ” şu an kim konuşuyor?” diye sorarsanız, anında kafanızın içinde hem konuşan birisi olur, hemde ” şu an kim konuşuyor?” diye soran biri olur. Bu da bir yöntemdir. Burada amaç şudur. İnsanlar hayatı daha kolay yaşayabilmek için, otomatikleşme yolunu seçmiştir. Yani olay ne olursa olsun, o anki ruh halimize göre ve daha önceden verdiğimiz kararlar doğrultusunda otomatik yaşıyoruz. Örnek olarak şunu verebiliriz sanırım. Aynı olaya moralimiz bozukken farklı ama moralimiz iyiyken farklı tepkiler verebiliriz. yada aynı olaya iki farklı kişi iki farklı tepki verebilir. Ama hiçbir şey olayın kendisini değiştirmeyecektir, çünkü olay olmuş bitmiştir. Ayrıca nasıl düşündüğümüzde olayı değiştirmeyecektir. Değişiklik gösterebilecek tek şey bakış açısıdır. Bu bakış açısı da daha önceki deneyimlerimize göre otomatik olarak seçilir. Yani tarafsız ve dürüst olmaz. Örnek vermemiz gerekirse birisinin size çok güzel bir kırmızı gül aldığını düşünelim. Bu güzel bir şeydir ve büyük ihtimalle sizi mutlu eder. Ama daha önce size kırmızı gül almış birisi sizi aldatmışsa yada kırmızı gül ile ilgili kötü bir anı oluşturmuşsa, artık kırmızı gül sizi mutlu etmeyen hatta rahatsız eden bir obje olacaktır. Kırmızı gülün size alınmış olduğu gerçeği hiçbir şekilde değişmese de, kırmızı güle sizin bakış açınız değişmiştir. Siz eskiyi hatırlamışsınızdır ve size şu an bir gül gelmişse, bu artık sizi mutlu etmez( etmeyebilir).
    Aydınlanmak: eski kalıplardan kurtulup, olayları olduğu kabul etmek ve olayları duygularla algılamaktan vazgeçip( duygulara kapılmadan şu an ne hissediyorum diye sorabilmek bile bir başlangıçtır, çünkü o hissi kabul etmiş olmayız yada o hissin farkında oluruz), gerçeklere odaklanmaktır(bana gül alındı gerçeği). Aydınlanan insan gerçekleri olduğu gibi kabul eder ve sadece kendi hayatında bir izleyici olur(aaa bunu yaşadım şunu hissediyorum, şunu yaşadım şunu hissediyorum gibi) Yani artık kendi hayatının bir izleyicisidir.
    Ancak burada çok önemli bir husus vardır. O da insanın kendi gelişimini takip etmesi çok zordur ve aydınlanma yaşayan insan birden kendi hayatından soyutlanır. Çünkü aslında ne kadar boş işlerle uğraştığını anlamaya başlar. Bu şekilde eski arkadaşlıklar artık tat vermemeye başlar ve bu yeni bakış açısını arkadaşlarına anlatmaya çalışırken birçok arkadaşını kaybedebilir( halbuki değişen tek şey bakış açısıdır, olaylar olması gerektiği gibi zaten oluyordur). Bu iyi ve doğru bir şeydir çünkü bu eleme olmadan o gerçeklikten ayrılıp yeni bir gerçeklik yaratmak pek mümkün değildir. Asıl amaç hep yeni şeyler öğrenmek ve anlamak olmalıdır. Bu da sizi maceracı bir hayata sürükleyebilir. O yüzden aydınlanmaya çalışan insanlar okur, araştırır, öğrenmeye çalışır. Çünkü artık hayata dışarıdan( duygu seline kapılmadan) bakmayı öğrenmiştir ve hayata dışarıdan bakan birisi artık kızmamaya, üzülmemeye başlar. Çünkü gerçeklerin duygularla alakası yoktur. Olan zaten olmuştur, insan sadece olan şeyden sonra ne hissedeceğini seçer ve oda genelde otomatiktir. Yani kedi gördüğünde korkumu sevgimi hissedeceğini seçmez. O zaten önceden bir olayla belirlenmiş bir duyguyu direk hisseder. Yani küçükken bir kedi onu korkutmuşsa, kedi gördüğünde otomatikman korkar. Aydınlanma bu otomatiklikden kurtulmaktır. Bundan kurtulmanın yolu yaşadığımız olayları sanki film seyrediyormuş gibi seyretmektir. Bu yüzden bahsi geçen rüyadayım tekniği güzel bir tekniktir. Çünkü birisi size kötülük yapıyorsa bile rüyada olduğunuzu bilirseniz umursamayabilirsiniz. Yada daha kötü bir örnek verelim, eşiniz sizi rüyanızda aldatırsa( mühtemelen kabus olur bu :)) siz uyandığınızda gidip eşinize beni aldattın diye kızmazsınız. Rüyada gibi düşünmek bu açıdan çok iyidir çünkü, bir izleyici olarak kalabilmenizi sağlar. Bu sayede gerçekler kendini göstermeye başlar. Ne kadar dışarıdan bakabilirseniz, gerçekte olan şeyleri daha iyi anlamaya başlarsınız ve bu bir süreçtir. Anladıkça daha da çok anlarsınız ve bir süre sonra artık sadece olan olayların gerçek yüzünü anlamakla kalmaz kendinizi ve amacınızı da anlamaya başlarsınız. Önemli olan yolculuğun tadını çıkartmaktır.
    Şu an içinde bulunduğunuz his gelecekteki hislerinizin tohumudur. O yüzden iyi ( mutlu, sevinçli) tohumlar ekmeniz çok önemlidir. Bundan sonra her kötü duygu içine girdiğinizde kendinize şu an geleceğim için kötü bir tohum ekiyorum diye düşünüp, her iyi duygu içine girdiğinizde de şu an geleceğim için çok güzel bir şey yapıyorum ( bravo bana walla) diyebilirseniz ,çok basit bir şekilde hayatınızı güzelleştirebilirsiniz. Bence mizah yaratılmış en güzel duygudur ve hayata mizahi yaklaşmak güzel bir mutluluk ve sevinç kaynağıdır.
    Ve artık anlattığım her şey oldu. Aydınlandık şimdi ne olacak diyenlere gelsin:). Artık korkmuyoruz, sinirlenmiyoruz, her şeyi dışarıdan izliyoruz.Güzellik de buradadır. Çünkü kimse size zarar veremiyor ( çünkü artık korkmuyorsunuz, sinirlenmiyorsunuz ve mutluluk halinde akışta kalıyorsunuz). O zaman yaşanılan her şeyin tek amacı olduğunu anlarsınız : TEKAMÜL( gelişme, öğrenme) Artık biri bana bir kötülük yaptı diye değil, birisi bana bir şey öğretti diye düşünüyorsunuz. Artık her şey size bir şey öğretiyor( öğrenmekle bitmez bu arada). Tek istek bu; öğrenmek ve anlamak. E kendi çapımızda mutluyuz da 🙂 E kötü duygulardan da arındık çünkü öğrenmenin iyisi kötüsü olmaz :). Söylenecek tek şey kalıyor. Bütün duygulardan arınmış bir varlık, artık sevgiden başka bir şey hissedemeyecektir. İlahi sevgi denilen şey de budur.
    Gülümseyin ve gülümsetin…
    Not : Umarım paylaşımlarımız artar ve bir gün asıl konuya girebiliriz. Baştan yazıyorum sonra yanlışlık olmasın 🙂 ( HER VARLIK KENDİ GERÇEKLİĞİNİ YARATIR 15/05/2017)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s