Aydınlanma Notları – Başlangıç / erdinc

SunAydınlanma notlarında, neyi çalışıyorsam onu yazacağım. (Yazının altında yorumlar olarak) Kimin neyi çalıştığını yakinen bilmediğimden ben bir fikri ortaya atarak, müslüman mahallesinde salyangoz satacağım. Bunu kısa ve öz bir biçimde yapacağımdan emin olabilirsin; bir kaç cümleyi geçmeyeceğim. Kim ne anlar, neye tepki verir; belki cevap gelirse bilebilirim. Ama ben bir kuyuya taş atacağım. Sen istersen çıkartmak isteyebilirsin. Burada bir kitap önerebilirim. Sen ise bir dua önerebilirsin. İkisinin de işe yaraması muhtemeldir. Kalplerimiz bir olsun bu bize yeterdir. Sevgiler.

Reklamlar

18 thoughts on “Aydınlanma Notları – Başlangıç / erdinc

  1. Rüyadan uyanmak isteyen, mantrayı tekrar ettikçe önce inancı sınanır. Sonra cismin rüya oldugunu kabul eder. Ve sonra aslında biçimin (algının) rüya oldugunu farkeder. e®din©

  2. “Onun bir rüya olduğunu hatırlayacağım” çalışıyorum. Çabasızca onu bir davranış kalıbı halinde uygulayabilirsin. Zihin bocalar çünkü karşısına ne çıkarsa onun rüya olduğunu hatırlatıyorsun. Kendine bunu sürekli anımsatırsan, şartlanma bir durum haline gelecek. Durum halini şimdilik izah edemiyorum çünkü “durum” kişisel farkındalık ile ilgilidir. Eylemi nasıl yaptığınla değil, kabullerini terk etmene izin vermenle ilgilidir. O yüzden ben sen olamam, sen de ben olamazsın. Sadece bir durum içinde yer alırsın. Kendini bu eylemde başarılı zannettiğin ile ilgili egosal tutumdan da uzaklaş. Bu bir tuzaktır. 22.08.09 / e®din©

  3. Lütfen devamını getirin. Akla gelen düşünülen her şeyin gerçek olabilecegini biliyorum. Yorum yazılmasa da takip edildigini bilin saygılar….

  4. Burada şu analizi hatırlatmayı faydalı buluyorum; gündüz yaşadıklarımızı gerçek kabul ediyorsak, gece gördüğümüz rüyanın içinde gerçekmişcesine hareket edişimizi ne açıklayabilir? Zihnimize yansıyan görüntüleri kastetmiyorum. Belli ki beyin kurguladığı yeni bir filmi vizyona sokmuş gibidir. Ben rüyanın içindeki gerçek algısından bahsediyorum. Orada yaşanılan her şey gerçekmiş hissini veriyor. O halde gerçek nerede başlayıp nerede bitiyor. Beni daha çok uyanıkken rüya görebileceğimizi kabul edemiyor olmamız ilgilendiriyor. Bu sınırı farketmiş olmam yöntemin üzerine gitmeme sebep oldu.

  5. Tekrar Merhaba,
    Uyku anına geçiş sürecinde insan telkinini hatırlayıp rüya görmeye başladıgını anlayabiliyor. Bu biraz astral seyahati anımsatıyor.
    Bana kalırsa asıl rüya bu yaşadıgımız dünya.
    Asıl uyanıkken rüya görüyoruz ama biz onu gerçek sanıyoruz.
    Rüyada ise ruh gerçekte yapabildiklerini gösteriyor bize.
    Örnegin uçmak ruh zaten bedeni terk ettiginde düşündügü yerde bulunabiliyor. Gerçek olan gördüklerimiz yaşadıklarımız değil,aksine ruhsal boyut gerçegin kendisidir. Ben dünyayı bir hapishane, rüya gören kişiyi de bir mahkum olarak görüyorum.Mahkum gece olunca kaçıyor karanlıkta bir nebze gerçek dünyayı görmeye çalışıyor.Sabah olmadan da yakalanıyor, geri özgür olamadığı bir dünyaya kapatılıyor. Bunların sebebinin çogu, şartlanmalar ve 3.boyut dünyanın frekans ayarı.
    Emekleriniz için teşekkür ediyorum iyi çalışmalar…….

  6. Rüya görme, üçüncü göz çakrasının aktif hale gelmesi ile başlar. Onu uyku dışında aktif etmek istersek “Om” kutsal mantrasını tekrar etmemiz yeterlidir. Ancak sesle şifanın öncüsü Jonathan Goldman’ın 2002 yılında çıkardığı tek parçalık Ultimate Om melodisi sizi bu zahmetten kurtarıyor. Bu sonik titreşimler tanrısal birliğin evrende ses olarak yankılanması. Albümü Türkiye’deki müzik marketlerde bulmanız biraz güç olabilir.

  7. Gün içinde yaşadığın bir an’ın rüya olduğunu kabul ettiğinde (ki bu da rüyadır) nerede olduğunu tanımlamakta güçlük çekersin. Örneğin markete gidiyor ve raftan günlük sütünü alarak ödeme yapacağın gişeye gidiyorsun. Ödemeni yapıp çıkarken bunun bir rüya olduğunu kendine söylüyorsun. Şimdi bulunduğun durum zincirleme bir yaşam olayının da rüya olduğunu kabul etmeye varmıştır. Sen yalnızca bir durum ya da fikre rüya gözü bakmıyor, bağımsız olayların birleştiği bir anının da rüya olduğunu farkediyorsun. Öncelikle bu olayı anlatmaya çalıştığında onu bir rüya görmüşcesine anlatırsın. Bu, “Ben biraz önce bir rüya gördüm. Falanca markette raflarda süt arıyordum. Sonra kasiyer kız bana ödeme için kart limitimin yeterli olmadığını söyledi. Yanıma para almadığımı farketmek utanmama sebeb oldu.” şeklinde olabilir. Bu senin gece gördüğün düşleri de anlatma biçimine yakındır. Bunu başardıysan rüya gördüğünü her aşamada anlamaya başlarsın. Rüya ile nefes farkındalığı birbirlerine çok benzeyen şeyler olarak dikkatimi çekiyor. Yapman gereken nefesinin farkındalığı kadar anlarının rüya olduğunu farketmektir. Ancak nefesinin odağını kaçırman hem kolaydır hem de zordur. Kolaydır çünkü basitçe bir döngü kaçırılabilir. Zordur; başa dönmek için çaba göstermek gerekir. Rüya farkındalığını ise keyfine göre kullanırsın. Nasıl bir tarafsız davranış içinde olmalısın ki herşey rüya olarak kabullenilsin. Baştan aşağı kendi istikametinin dışında davranmalısın. İnsan kendince makbul olan konularda bir etiket yapıştırmayı reddeder. İç disiplini eksik olduğundan öyle bir an gelecektir ki “Bunun da bir rüya olduğunu söylemesem ne çıkar, kim bilecek.” diyebilecektir. Bu, şimdi an’ından uzaklaşılmış bir adımdır ve sanırım kendine yapacağı en büyük kötülük bu olacaktır. Çünkü an kaçırılmayacak kadar değerli ve bir daha ne zaman karşına çıkacağı belli olmayan bir dinamikle doludur. Aydınlanma an’ı bir daha sonsuza dek karşına çıkmayacak kadar öteye de gidebilir. Ama bu senin işin olmamalıdır. Sen basitçe tarafsız ve kendine karşı savunmasız olmalısın. Sen içinde bulunduğun boyutun iradesinden yararlanıp onu lehine çevirme ile ilgilenmelisin. Acil olan budur. Hayattaki tüm aciliyetler ise bunun yanında zayıf kalır. Seni zora sokacak bir fikri bile silah olarak kullanıp namluyu korkusuzca kendine çevirmelisin. Bu bir rüyadır tekniğinde tüm alışkanlıklarını gözlerinin önüne sermenin tek yolu budur. Ölen sen öldüren sen olmalısın neredeyse. Tüm farkındalığınla kendine karşı duruşunu en baştan belirlemelisin. Teknik senin için faydalı ve senin seçimin olabilir ancak onunla yola çıkmadan önce onun kölesi olduğunu aklından çıkarmamalısın. Unutma ki pek çok ezoterik öğretinin temel prensibi bir boyunduruk altına girmektir.

  8. Bir an, durup dururken “rüya görüyorum” diyeceksin. Ne bir fikir varken, ne bir edim varken… Bunu söylerken telefonda olabilirsin, biri ile konuşurken ağzından kaçmış olabilir. Ya da kendi kendine sessiz bir halde iken bu cümle sana görünmüş olabilir. Bilinçaltı artık diğer insanlarla yaşadığın dünyanın eskisinden farklı olduğunu algılamaktadır. Bir anlam veremese de gerçekliği sürekli test etmektedir. Sahip olduğu gerçeklik köprüsünün ayakları artık sallanmakta, çatlamakta ve bulunduğu durumu sorgulamaktadır. “Bu bir gerçeklik değilse o halde nedir?”. Bu manaya ulaşmanın pek çok yolu vardır. Bunlardan biri, bir anlığına sahip olduğun bedende de rüya görebileceğini kavramaktır. Diğeri ise tam tersi; rüya görenin bir beden olsa da olmasa da rüyayı görmekte olduğudur. O halde rüya görmenin şartı beden varlığı değildir. Ancak bunu benim söylemem ile bilemeyeceksin. O ancak, sebat ile uyguladığında günün birinde karşına çıkan bir idraktır.

    Rüya kelimesinin altında yatan gerçeklik uzun bir cümle ile ifade edilmez, gerek de yoktur. Yani “herşey rüyadır ve ben hiçbir şeyin tamamen kendisi olamam.” yeterlidir. Bir renk rüyadır, bu bakış açısında. Bir masa da… Onların fiziki gerçeklilerinin olmadığından bahsetmiyoruz. Onları tam anlamı ile bilemeyeceğimizden, gerçekliklerinin farkındalığını özümseyemediğimizden bahsediyoruz. Öyleyse basit olarak kısaca “bu bir rüyadır” demek yeterlidir. İdrak sonra sizi bulacaktır.

  9. Çıplak gözle kelime üzerinde anlam karmaşası yaratıldığını kanısındayım. Rüyada kafan kopar, sevdiklerin ölür veya bütün dünya senin olur, martılarla uçadabilirsin ve uyandığında bunlar olmamıştır.

    Gerçekte ise kolun koparsa yenisi çıkmaz.

    Nitekim zaman ve algı aralığı değişkenlerini izafi kabul edip ‘rüya içinde rüya’ veya ‘sanrısal duyum’ gibi sapmalar tarif edilecekse, bu gibi bir sapmayı reel hesap edecek mutlak bir gerçeklik doğrusu tasvir edilmesi teknik olarak şarttır. Böyle bir gerçeklik doğrusunun tasviri ihtimalinde ise yine sapmalardan biri ötekine nispetle hakikat, ötekisi ise nispetle rüya olacaktır.

    İhtimal dairesinde bir diğer çıkmaz da hissedildiği farzında hangi algı koridorunun ‘gerçeklik’ doğrusu tayin edileceği hususudur.

    Tarifler ‘yaşam bir yönüyle rüyaya benzer’ doğrultusundan hareket faydalı bir telkine işaret ediyorsa veya erdem,dinginlik vb. arayışına hizmet eden bir sistematiğin zorunlu bir aşama hilesiyse tartışmaya açıklığı tarafımca kabul edilebilir.

    Aksi halde sormak isterim; yaşadıklarım rüyaysa benim dışında hepiniz algı dünyamın sanal figüranları olmuş olmaz mısınız?

  10. Merhaba. Tüm anlattıklarınız doğru. Ancak yine de bana doğru göreceli. Çünkü ben kendi açımdan değerlendiriyorken siz öyle değerlendireceksiniz. Ne yazık ki tüm bunları unutup ispatsız bir şekilde yaşamımıza devam edebilirdik. Ancak yaşamdaki olumlu olumsuz değişkenleri azalttığınızda geriye hiç bir şey kalmayacağını da görürüz. Gelecek geçmişin yokluğundan bahsediyorum. İşte rüya bu ikisinin varlığından kurtulamamaktır. Yoksa gündüz gözü ile görülen rüya ile gece görülen rüya biraz daha farklıdır. Yapamadıklarımız kadar yapmak istediklerimizi görürüz gece. Gündüzde o stratejiye göre farkında olmadan hareket ederiz. Kabul edilmesi güç de olsa geçmiş ve geleceğinizi silerseniz, sizin olmadığınızı göreceksiniz. Yıllardır deniyorum ve siliniyorum. Ama siz yine de buna psikoloji diyebilirsiniz. svg

  11. bu gün bu bahsettiginizi yasadim; herhangi bir mantra calisarak degil ama uzunca süredir anlik olarak bazi kücük “anlama”lar yasiyordum. icsel olarak bilineni zihinle idrak edebilme anlari diyebiliriz buna. Bu gün yasadim, etrafimdaki herseyin sanki daha yüksekten bir bakisla diyeyim, digital ya da optik bir yansima gibi oldugunu farkettim. yani ben, varolusum, etrafimdaki hersey birden birlesti ve gülmeye basladim. öyle bir saskinlik aniydi ki :)) hey burdayim, oyunu farkettim, bu rüyanin icinden sesleniyorum, oyunu farkettim diye bagirmak geldi icimden 🙂

  12. ”Tüm gün her ne yapıyorsan bunun rüya olduğunu düşün”… bu tekniği uyguladım ve sonra bir gece uykudayken ” şu an uykudayım” diye farkettim. O sonsuz boşluk ve karanlık!!! Çok korktum ve uyandım. Üçüncü göz çalışması yaparken de tam noktasına değil de biraz daha yukarı bir noktaya odaklamışım -sonradan anladım bunu- beynimi gördüm. Ve hemen ardından mide bulantısı ve kusma yaşadım. Sonra ki geceler de bu hayatta gördüğümüz renklerden daha canlı renkler ve çok güzel çiçekler ağaçlar gördüm,çok güzeldi. Sonra bir gece -bu arada üçüncü gözün rengi olan laciverti gördüm ilk başlarda- yuvarlak bir pencere gibi olan o görüş esnasında çok az sola kaydırsam bakışımı birşey görecektim ama bakamadım,korktum göreceklerimden sadece hissettim, bakamadım ve uyandım. Yaşadığım bu deneyimlerden sonra bir sonuca vardım: yalnış bir şeyler de yapabilirim yanımda bilen biri olmadan yapmayacağım dedim kendi kendime ve her defasında yaşadığım tek bir duygu vardı beni ele geçiren; o da korku! Evet korkuyorum bunu kabullendim ve artık teknikleri yapmıyorum. Korkunun nedenlerinin üzerinde durdum baya; sınırlamalarla şartlanmış bilincim sınırsızlığı kaldıracak kadar olgun değil. Ahmağın eline keramet verirsen ya kendini öldürür ya da seni:) farkındalık çalışmaları yapıyorum gün içinde-elbette derin uykuya dalıp gidiyorum bir bakmışım –

  13. Bütün gün kendimi hatırlama çalışıyorum. Dikkatimin bir kısmını bedenime veriyorum. Hafif bir konsantrasyon hali oluşuyor. İlginç olan zihnimin hiç durmadan konuşması. Belki bazı insanların böyle değildir. O şanslı kesimden iseniz size şapka çıkarıyorum. Bu satırları yazarken bile dikkatimi göğsümün içinde tutmak o kadar güç ki… Bunu sadece sabahları ve akşam saatlerinde yapabiliyorum. O durumlar ev ve iş arasında gidip geldiğim beni kimsenin rahatsız etmediği saatler. Yine şu konuda şanslı hissediyorum, kendimi hatırlamayı bırakmama konusunda azimliyim. Mutlaka 10-30 dakika arasında kendimi anımsamayı hatırlıyorum.

  14. evet zihnim hiç susmadan konuşuyor. bir arkadaşım dedi ki zihnine de ki haydi konuş dinliyorum seni, ne söyleyeceksin bana… uyguladım bunu ve bu soruyu sorunca zihnimin sustuğunu farkettim…vazgeçiyor konuşmaktan…zihne değer verildiğini hissettirirsen susuyor :))) belki de dinlenilmediğini, düşüncelerine değer verilmediğini düşündüğü için sürekli konuşuyor…

  15. Siz düşünce değilsiniz. Konuştuğunu fark ederseniz sessizlik olur. Fark etmezseniz sürekli konuşur.

  16. Ben de evden çıktığımda bir yerlere gittiğimde sanki o an orda değilmişim gibi.. Yaşadığım yaptığım her şey rüyaymış gibi oluyor. Sanki beynim yokmuş gibi.. Bazen ağzımdan çıkan kelimeler bile beni şaşırtıyor. Aklımda olmayan ama gayet yerinde ve doğru cevaplar çıkıyor.. Ben artık ayaklarımın yere bastığını hissetmek istiyorum.. Neden güzel ve özgür anlarda sanki yokmuşum gibi hissediyorum ?

  17. O yokmuş gibi hisseden de siz değil misiniz? Haksızlık etmiyor musunuz kendinize?

  18. Yol; uzun, ince ve mesakatli…biton arastirma yaptim, kitap okudum, sanki bilgiye okadar susamisim ki , kana kana ictim yani teknik olarak herseyi biliyorum ama uygulamaada okadar yavas ki, tabiki farkindaliklar yasadim oyunun farkina vardim diyelim ama sanki korkularim onume bi bariyer kurmus israrla cikma ordan diyo; dengeyi kaybedip mutsuz olmaktan mi korkuyorum nedir bilemedim zaten bi turlu cozemiyorum.. Bu kadar istekliyken burda takilmak nedir yaa nasi asilacak bu korkuu?? Illaki beyni ikna edecek bi teknik vardir belki kucucuk ama henuz dokunmadigim bisey..sevgiler

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s