Cesaret, kaybetmektedir.

Bir kaplan değil kedi cesaretlidir. Saldırmak değil beklemektir kedinin yaptığı. Kılını kıpırdatmaz. Boşvermişlik en iyi yaptığı meslektir. Kaplanın öfkesinden kaçamayan her şey yiyecekken, kedinin umursuzluğundan hiç bir şey kaçamaz. Evrenle akan yegane varlık kedidir. Cesaret budur. Hiçbir şey yapmadan herşeye güven içinde olmak.
 
Cesaret, denize aktığında ben damlayım değil, ben denizim demektir. Cesaret, bir diğer varlığa üstün olduğun fikrini zihninden geçerken yakalamak ve bundan rahatsız olmaktır. Egonun inine çomak sokmaktır. Ve tüm bunlar bir maceradır. Maceranın sonunda egon ile dost olabildin ise cesaretin kutlanmalıdır. Cesaret egonuz ile aynı yöne bakabilmektir.

Korkmaktır Yok ise korku, cesaretten bahsedilemez. Cesaret korkunun karşısında dimdik durmaktır.

Cesaret, korkunun da varlığını idrak etmektir. İliklerinde hissetmek, onu bir nefesle içine çekip korku duygusunun tam ortasında durmaktır. Korku yaratan ile korku duygusu ayrı şeylerdir. Cesaret bu ikisinin ayrımını yapmaktır. Cesaret, varlığındaki boşluğu sorgulayıp onu doldurma kararını vermek  ya da tam tersini yapmaktır. Değiştiremeyeceğin söylenen tüm şeylere kulağını tıkayıp, değişime yönelmek, özünde tüm ikilemlerden kurtulma çabasına girmektir. Cesaret, önce sana en yakın olan şeyden feragat etmek de olabilir, isminden mesela… Bırak sana isminle hitap etsinler, ancak onun aidiyetinden kurtulmuş ol. Cesaret, seni sen yapan tüm an’lardan kurtulmak; tüm an’lar ve öznel özelliklerinde bulduğun seni kurtarmaktır ve nihayet sen zannından da kurtulmaktır. Cesaret, bir mum yakmaktır, söndürmek değil. Ardından cesaretin, mumu da hayatından çıkarmak gelir. Alev olmak isteyebilirsin, mum olmak isteyebilirsin ve hatta cesaretin kendisi olmak isteyebilirsin; ancak var olmamak cesaretini bulduğunda, hiç olmayı aramaktır cesaret.

Herkes bir miktar cesarete sahiptir. Çünkü herkes bir şeylerden korkar. Ve sanılır ki onu toplum önünde ifade etmektir cesaretin anlamı. Cesareti ifade edenin korkudan da özgürleşmesi beklenmemelidir, nihayetinde hala korkmaktadır. Toplum onu ifade edildiği noktada korkunun silindiğini düşünebilir, oysa oradadır hala.

Sana ait olmayana uzanmak değildir cesaret. Bir başkasına ait olana uzattığında elini, bu olsa olsa kaybetme korkundan kaynaklanıyordur. Bunun karşılığında cesaret değil sadece hükmetme arzusu bulabilirsin. Asıl cesaret hükmetmenden vazgeçmendir. Sana uzanan eli, boş döndürmemektir. Senden ne istediğine bakmaksızın canından bir parçayı dahi -sen kabul etmesen de- teslim etmektir.

O, senin kayboluşunu gerçekleştirmektir. Hiçbir öznel özelliğinin ardına gizlenmemek. Yola sırt çantan ile başlayıp, çıplak ayakla bitirebilmektir. Özgür kalabilmek, sana ait bir şey var ise onları doğumda edindiğin fikrine sahip olmak; cesaret, bu fikri de aidiyetlerinle salıvermektir. Uzamsız ve limitsiz olduğunda cesaret de, korku da senden uzak olacaktır.

İlk kez dağa çıkan bir kişi, başına gelecekler konusunda bilgilendirilmiş olmasına rağmen, tam olarak da olacakları kestiremeyebilir. İçten içe duyduğu korkuyu farketmektir cesaret. Gün gelip zirve korkusu kalmadığında, cesaretten de söz edilemez. Şimdi cesaret bir arayışa dönüşmelidir. Aradığın şey cesareti kaybettiğin nokta olmamalıdır. Onu senden neyin çaldığını aramaktır. Ya da sana ne eklenmiştir de bambaşka hissediyorsun kendini. Cesaret bir korkunun giderilmesi anlamına gelmez, her ne kadar mekanizma böyle çalışıyorsa da. O senin kaybetmiş olmaya ne anlam kattığınla ilgilidir.

Kaybedebiliyorsan, daha fazla neyi kaybedebilirsin ile ilgilidir cesaret.

e®din©

 

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s