Ramana Maharshi (1879-1950)

Kendinizi Bulmak Ve Özgür Olmak üzerine Bir Ders

Ramana  Maharshi bir guru (mürşit) olarak görülmeyi reddeden bir guru idi; tıpkı Sokrat’ın bilgisinin onun kendi cahilliğinden başka birşey olmadığını iddia eden bir bilge olduğu gibi.

Ramana, arayan varlığı (müridi) arayanın kim olduğunu, soruyu kimin sorduğunu bulması için acımasızca zorlardı. Gerçeğe-varışın (aydınlanmanın) önündeki en büyük engelin, arayanın gerçeğe varmamış olduğu yolundaki inancı olduğunu tekrar tekrar söylerdi. Konu, onun gerçeğe-varmamış olduğuna inananın kim olduğunu bulmaktır.

Ramana “Ben kimim?” sorusunu mecazi olarak (benzetme yoluyla) yanıtlar. Hayatı bir sinema filmi gibi deneyimlediğimizi, perde üzerinde hareket eden görüntülere kapılmış haldeyken, aslında Gerçek Varlığımız’ın üzerine görüntülerin yansıdığı perde olduğu gerçeğini görmediğimizi söyler. Biz, kendimiz (aslımız) olmak için bir yerlere gitmek ya da birşeyler yapmak zorunda değiliz; biz, üzerinde hayat oyununun yansıdığı O’yuz zaten.

O uyanıştan, rüyadan ve derin uyku halinden de söz eder (ki sonuncusu Asıl Benliğin deneyimine en yakın olandır).

Bir mürit, bir soru ile geldi: Madem ki bireysel ruhlar ile Brahman birdir, öyleyse bu yaratılışın (tezahür aleminin) sebebi nedir?

R.M.: Yaratılışın amacı sizin bireysellik karmaşanızı (teşevvüşünüzü) gidermektir. Sorunuz, sizin kendinizi beden ile özdeşleştirdiğinizi, bu yüzden kendinizi ve çevrenizdeki dünyayı gördüğünüzü gösteriyor. Siz beden olduğunuzu düşünüyorsunuz. Aklınız ve zihniniz sizin yanlış kimliğinizin faktörleridir. Uykunuzda siz mevcut musunuz?

M: Evet, mevcudum.

R.M: Aynı varlık şimdi uyanıktır ve bu soruları soruyor. Böyle mi?

M: Evet.

R.M.: Bu sorular sizin uykunuzda ortaya çıkmadı. Değil mi?

M: Hayır.

R.M.: Neden? Çünkü uyurken bedeninizi görmediniz. O zaman kendinizi bedeninizle özdeşleştirmediniz. Bundan dolayı da bu sorular ortaya çıkmadı. Onlar şimdi bedeninizle özdeşleşmenizden dolayı ortaya çıkıyorlar. Öyle değil mi?

M: Evet.

R.M.: Şimdi hangisinin sizin gerçek doğanız olduğunu görün. Düşüncelerden özgür olan mı, yoksa düşüncelerle dolu olan mı? Varlık (varoluş) süreklidir. Öyleyse hangisi daimidir?

M: Varlık.

R.M.: Doğru. Bunu idrak edin. Sizin gerçek doğanız odur. Doğanız basit varoluştur, düşüncelerden arı. Siz kendinizi beden ile özdeşleştirdiğinizden, yaratılış hakkında öğrenmek istiyorsunuz. Dünya ve nesneler, sizin bedeniniz de dahil olmak üzere, uyanıklık halindeyken belirir fakat uyku halindeyken kaybolurlar. Bütün bu haller süresince siz mevcutsunuz. Onu bulun. O sizin Asıl Benliğiniz, Öz Varlığınız’dır.

M: Diyelim ki o bulundu. Sonra?

R.M.: Bulun ve görün. Kuramsal sorular sormanın bir alemi yoktur.

M: Şu halde ben Brahman ile bir miyim?

R.M.: Brahman’ı rahat bırakın. Siz kimsiniz, onu bulun. Brahman kendi başının çaresine bakabilir. Eğer kendinizi beden ile özdeşleştirmeyi bırakırsanız, yaratılış, doğum, ölüm vb. hakkındaki sorular hiç ortaya çıkmayacaktır. Onlar uykunuzda ortaya çıkmazlar. Aynı şekilde, onlar gerçek Benlik halinizde de ortaya çıkmayacaklar. Yaratılışın amacı bu kadar açıktır: Kendinizi bulduğunuz yerden başlayarak gerçek varlığınızı idrak etmek*

R.M.: Bizzat Jagrat (uyanıklık) ve Swapna (rüya) hallerimiz kanıtlamaktadır ki, Bilinç de Asıl Benlik gibi, tüm bu hallerin altında mevcuttur, bu süreç boyunca mükemmel olarak kalır ve onların hepsine tanık olur. Fakat derin uykudakine benzer bilinç haline gelince, her insanın şöyle söylediği bilinir, “Hiçbir şeyin farkında değildim, derin ve mutlu bir şekilde uyumuşum”. Bu (hiçbir şeyin farkında olmamak ve derin uykudaki mutluluk) beyanlarından iki olgu ortaya çıkmaktadır. Bunlar uyku halinde mevcut olmasalar ve deneyimlenmeselerdi, aynı kişi tarafından uyanıklık halinde beyan edilemezlerdi. Çıkarılan sonuçta aynı hükme götürüyor. Nasıl ki göz, tüm nesneleri kuşatıp örten karanlığı görürse, Asıl Benlik, Öz de öylece, fenomenler dünyasını örten cahilliğin karanlığını görür.

Bu karanlık deneyimi, Asıl Benliğin en yüce mutluluk noktaları halinde tezahür edişi, çabucak parlayıp, ayın rüzgarda dalgalanan yapraklar arasında süzülen huzmeleri gibi öylesine bir süptillikte ani görünüp kayboluşu sırasında gerçekleşmiştir. Ne var ki bu deneyim herhangi bir vasıta (örneğin, duyular ya da zihin) aracılığı ile olmadı, fakat bu, derin uyku sırasında da bilincin var olduğu gerçeğini teyit eder. Farkında olmayış, göreli bilginin yokluğundan ötürüdür, mutluluk ise (kaynaşan) düşüncelerin yokluğundan ötürü.

Eğer derin uyku içinde aşkın mutluluk gerçekten deneyimleniyorsa, bu bir olgu ise, nasıl oluyor da hiçbir insan onu hatırlamıyor? Suyun altında arzuladığı şeyi bulan bir dalgıç, sudan çıkıncaya kadar, sahilde merakla bekleyen kimselere keşfini bildiremez. Bunun gibi, uykudaki kimse de deneyimini ifade edemez, çünkü zamanı geldiğinde vasanalar (meknuz eğilimleri) tarafından uyandırılıncaya kadar, ifade organları ile bağlantı kuramaz. Bundan da anlaşılacağı gibi Asıl Benlik (Öz), Sat’ın (Mevcudiyetin), Chit’in (Bilincin) ve Ananda’nın (Mutluluğun) ışığıdır (nurudur).*

Ramana ölüm döşeğindeyken (14 Nisan 1950) müritleri çaresizliğe boğulmuşlardı. Ona kendilerini terk etmemesi için yalvardılar. O gözlerinde, şefkat ve mutlulukla yanıt verdi, “Ben bir yere ayrılmıyorum. Nereye gidebilirim ki? Ben buradayım”.

Ölüm anında, tüm Güney Hindistan üzerinde, güneyden kuzeye doğru ilerlemekte olan parlak bir göktaşı görülmüştü. Aşram’daki üyeler onun kutsal Arunachala Dağı ardında kaybolduğunu gördüler. Ramana, guru olmayan o sabatkar guru yuvaya dönmüştü.

Justin Moore

*Sri Ramana Maharshi ile konuşmalar

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s