Soluk Alın, Soluk Verin-Rüyadan Uyanış-

Geçenlerde benden, meditasyonun neden değerli olduğunu açıklamam istendi. Meditasyon, hangi şekilde olursa olsun eğer hakkıyla yapılırsa, onun temel fonksiyonu, daha çok güce, daha çok enerjiye ve daha çok farkındalığa ulaşabilmeniz için, hayat gücünü bilinçli biçimde bedene çekmektir. Bu “hayat gücü” içinize girdiğinde, o enerjiyi nasıl kullanacağınızı size söylemez. Siz onunla banka da soyabilir, Tanrı’yı da bulabilirsiniz. Bu tümüyle size kalmıştır.

Meditasyon, istediğiniz her şeyi yapmanız için size güç veren o içteki ışığın sürekli olarak yeniden şarj edildiği bir haldir. “Özgür iradeniz”, bu güç ile yapmaya karar verdiğiniz seçimleriniz yoluyla iş görür. Eğer Tanrı’yı bulmaya karar verirseniz, hayatınızda her ne olursa olsun, o içsel kararınıza sürekli şekilde uyumlanmış kalmanızı sağlayacak yollar keşfedeceksiniz. Yaşamayı özlediğiniz deneyimi yaşamak için, meditasyonunuzun ürettiği gücü kullanmanın yollarını keşfedeceksiniz. Farkındalık gücünü, içteki ışık noktasına -ki bu Tanrı’dır- sizi tekrar tekrar götürmesi için kullanacaksınız.

Odaklanmış farkındalığınız güçlendikçe, sizin Tanrının iradesi diyebileceğiniz şeyle uyumlanmayı derinden istediğinizi keşfedeceksiniz. Meditasyon, bunun ne olduğunu anlamanıza yardımcı olur. Meditasyonda soluk alır ve soluk bırakırsınız. Onun içinize girişini ve dışarı çıkışını gözlemleyen farkındalığınız vardır. Dikkat edersiniz. Yavaşlarsınız. Farkına varırsınız ki içinizde olanı deneyimlemek istiyorsunuz.

Eğer şimdi söyleyeceğim şeyi uygularsanız, temel bir gerçek meydana çıkacak: Derin bir soluk alın ve soluğunuzu tutun. Tutun! Tutun! apaçık gerçek şudur ki, siz yanlızca soluk alarak yaşayamazsınız. Soluğunuzu sadece içinize çekmekle siz fiziksel beden içinde hareket edemez, fonksiyon yapamaz ve yaşayamazsınız. Fiziksel beden içinde bulunanların keyifli işi soluk alıp vererek yaşama tekniğini öğrenmek, onların ne anlam ifade ettiklerini anlamak, aralarındaki farkı bilmek ve kendini sürekli olarak onlarla doldurmaktır.

Siz “spiritüel” olmaya karar verdiğiniz zaman, çoğunuz işe soluk almakla başlarsınız ve soluk çeker, soluk çeker, hep soluk çekersiniz ve sonra birdenbire bilincinizi yitirirsiniz, çünkü soluk çekişleriniz fazla uzun sürmüştür. Soluk almak, içe çekmektir, almaktır, dıştan doğru dolmaktır. Bu, kitaplar okumak, derslere ve seminerlere gitmek, bir guru ya da öğretmen bulmak, hatta Tanrı’yı bulmak için Hindistan’a gitmek gibi şekiller alabilir. Soluk veriş ise içinizden dışa, dünyaya doğru uzandığınız zaman olur. Bu, bir hayır işi için çalışmak, özveriyle hizmet etmek, bir barış yürüyüşüne katılmak ya da içe alış sırasında öğrenmiş olduğunuz her şeyi an be an uygulamaya koymak gibi şekiller alabilir.

Siz, benim büyük bir paradoks olarak gördüğüm bir şeyi başlatmışsınız. Bir taraftan, size Tanrı’nın iradesine teslim olmanız söylenmiş -ki bu bir soluk alış (içe çekiş)dır. Diğer taraftan ise size kendi realitenize kendiniz yarattığınız ve bundan sorumlu bulunduğunuz da söylenmiş -ki bu da bir soluk veriş (dışa veriş)’dir. Bu kutbiyetlerle siz nasıl oluyor da tam bir kaos içinde değilsiniz? Siz iradenizi Tanrısal-Farkındalık ve Tanrısal-Sevgi merkezine teslim etmiş halde oraya tabi olarak yaşarken, aynı zamanda kendi realitenizi nasıl yaratabilirsiniz? Bu ikilemi, varlığınızın derin bir düzeyinde sorgulamadıkça, bu paradoks sizi şaşırtmaya devam edecektir.

Öyleyse, soluk çekmek ve teslimiyet ne anlama gelir? Soluk çekiş, daha büyük enerjiler alış ve o duyguya teslim oluştur. Bir eyleme, bir düşünceye değil, sadece duyguya. Fakat Tanrı’dan derin, temiz bir soluk çekebilmeniz için, önce yol üstünde duran engelleri kaldırmalısınız. Bu engeller sizin Tanrının Mevcudiyeti’ni duyabilmeniz için önce gidermek ya da edinmek zorunda olduğunuza inandığınız şeylerdir. İçinizde yatan kurallarınızın neler olduğunu bulun. Tanrı’yı bulabilmek için önce iç katlarınızda neleri geliştirmek ya da nelerden kurtulmak zorunda olduğunuza inanıyorsunuz? Örneğin: “Derin meditasyonun nasıl yapılacağını öğrenmezsem, Tanrı’yı asla bulamayacağım” ya da “Ancak sevecen bir kalbe sahip olursam Tanrı’nın varlığını hissedip deneyimleyebilirim” Ve yine, sizin dış dünya da yaşamak için kurallarınız nelerdir? “Eğer insanlara iyi davranmazsam, Tanrı beni asla sevmeyecektir” “Eğer param olursa, Tanrı’ya yakın olamam”. Dengeli solunuma doğru ilk hareket, aradığınızı bulmak için karşılamanız gereken standartlarla temasa geçmektir. Bu tür inançlarınızı inceleyin, çünkü sizi Tanrı’yı deneyimlemekten, bu deneyime teslimiyetten alıkoyacak olan o inançlardır. Onlarla yüzleşin, o zaman üstünüzdeki baskıları gevşeyecektir.

Şimdi , soluk verme ve kendi realitenizi yaratma hakkında ne denilecek? Sizin soluk verişiniz (dışa verişiniz) her an birşeyler yaratır. Yarattıklarınızın büyük kısmı bilinçaltınızdan, yani psişenizin, geçmişinize ait kalıpları içeren bölümünden kaynaklanır. Fakat geçmişten kaynaklanarak yarattığınızda, geleceğiniz de geçmişinize benzer. Bu eski kalıbın tekrarlanışını durdurmak için, bilinçaltınızı geleceğinizin yaratıcısı olarak kullanmaya son vermenin bir yolunu bulmak zorundasınız. Siz bilinçli bir yaratıcı olmanın riskini üstlenmeye istekli olmalısınız; bilinçaltınızdan değil, fakat bilinçli olarak, Tanrı ile birlikte yaratmalısınız. Siz bir Birlikte-Yaratan olmaya istekli olmalısınız. Bir Birlikte-Yaratan, Tanrısal Benliğin hangi niteliklerini deneyimlemek istediğine karar verir ve sonra onlar tezahür edinceye kadar o nitelikler üzerinde konsantre olur. Örneğin: Huzur ve barış istiyor musunuz? Sevinç? Kim olduğunuzu derin bir biçimde bilmek? Bilinç ışığı? O zaman,  istediklerinizin onlar olduğunu hatırlamaya devam edin ve içinize yöneldiğinizde onları bulmayı bekleyin! Bunlar hem sizin hem Tanrı’nın nitelikleri olduklarından, siz onları birlikte-yaratarak hayatınızda tezahür etmelerini sağlayabilirsiniz.

BİR İÇSEL FARKINDALIK HALİ YARATMAK

Lütfen kalem kağıt alın. Soluk veriş yoluyla yaratmayı tasvir edecek bir alıştırmayla başlayacağız. Büyük bir kağıt parçası üzerine, kağıdın dört kenarına da temas edecek bir dairesel şekil çizin. Bu yumurta biçiminde bir alan yaratacaktır.

Başarmayı deneyeceğiniz şey, o şeklin içini sizi mutlu edecek şeylerle doldurmaktır. Tekrar ve tekrar siz hayatlarınızı pozitif terimlerle, yani ne olmak istediğiniz değil de, negatif terimlerle, yani ne olmak istemediğiniz yolunda tanımlarsınız. Sizin yönlenişiniz bu olduğu sürece, evrenin doğal akışına karşı savaşır halde olacaksınız. Evren, size mutluluk verecek şeyleri yaratmanızda size yardımcı olmak ister. Evren sevince, ışığa, yaratıcı bolluk ve berekete doğru gider. Siz bunu doğanın inanılmaz bolluk ve bereketinde görürsünüz. O kendi içinden sonsuz neşe ve keyifler yaratır. Aynı şey sizin içinde mümkündür. Öyleyse, gerçekten istediğinizin ne tür bir bereket olduğuna ve gerçekten deneyimlemek istediğiniz yaratıcı sevinçlerin neler olduğuna karar vermekle işe başlayın. Sonra bu sevinçlerin listesini kağıdınızın üzerindeki yumurta biçimli alana dikkatle yazın. Elinizden geldiğince açık, seçik ve kesin şekilde belirleyin, çünkü kimliğinizle ilgili yeni bir duygu yaratmaya başlıyorsunuz.

Bu yaratıcı umutları zihinde tutarak, biz geleceği etkileyeceğiz. Yeryüzündeki son gününüzü yaşadığınızı ve sessizce ölmekte olduğunuzu imgeleyin. Kendinizi bir ırmağın yanı başında rahat bir koltukta, rahat ve gevşemiş bir halde tasavvur edin. Bunu gerçekten berrak bir biçimde görüp hissedebilmek için ihtiyacınız olan zamanı bol bol kullanın. Bu imgeyi bir dereceye kadar gerçek (reel) hissettiğinizde, kendinize bu varoluş alemini terk ederken ne tür enerjilerle dolmak istediğinizi sorun. Bunu ruh’a ait kabul edilen şeylerle sınırlamayın. Bir fiziksel bedene sahip olduğunuzu da göz önünde bulundurarak düşünün. Onun ne durumda olmasını istersiniz? Bir zihniniz var. Ne tür düşünceler düşünmek istersiniz? Duygularınız var. Ne tür duygular hissetmek istersiniz? İç benliğinizin neye benzemesini istersiniz? Varlığınızın bütünlüğünü göz önüne alarak düşünün. Siz ölüyorken birileri çıkıp gelse, onların ne görmelerini ve ne hissetmelerini isterdiniz? Sessizce yanınızda otururlarken onların ne deneyimlemelerini isterdiniz? Bu senaryo derin bir biçimde hissedildiğinde, hayatınızın sonunda ne olmak istediğinizle ilgili olarak bulduğunuz (keşfettiğiniz) o şeyleri yazıya dökün. Bunları kağıdınızın üzerindeki yumurta biçimli alana yerleştirin.

Şimdiye dek bu vizyon içinde oturdunuz. Şimdi kalkın ve yürümeye başlayın. Nereye yürüyeceğiniz size kalmış. Bu, ırmak boyunca olabilir, ya da bir dağ yamacında, bir kumsal boyunca, bir çayırda, bir alış-veriş merkezinde ya da bu son günler de yürümeyi özel olarak düşündüğünüz herhangi bir yerde. Yürüyorken, önünden geçtiğiniz herşeye bakın ve bir şeyi, sonra bir başka şeyi gördükçe hissettiğiniz herşeyi kaydedin. Bütün o gördüklerinize verdiğiniz karşılık nedir? Şimdi kendi şeçtiğimiz enerjilerle dolmuş halde, çiçekten ağaca, ağaçtan çalıya giderken ne hissediyorsunuz? Bu enerjileri ayrıntılı bir biçimde kağıt üzerinde tarif edin.

Şimdi dünyanız üstündeki etkinizi böylece deneyimlediğinize göre, dünyanızın size nasıl karşılık verdiğini deneyimleyelim. Bir çalılığın önünden geçiyorsunuz, bir an durun. Çalı nasıl karşılık veriyor? Ağaç? Çiçek? Hayvanlar? Köşedeki dur işareti? bu şeyler sizde ne görüyorlar? Yolunuza devam ederken, bütün şeylerin, siz önlerinden geçerken sizi nasıl algıladıklarını hissetmeye çalışın. Siz böylesine güçlü, keskin bir farkındalığa sahip olsaydınız, dünyanız size nasıl karşılık verirdi? Lütfen her şeyi alın içinize. Diyelim ki bir dere kenarındasınız, buna balıkları ve kayaları da dahil edin. Bunu gerçek haline getirin. Eğer bu yeni, genişlemiş Bütünlük hali içinde yürüyor olsaydınız, çevreniz üstünde yaratacağınız güçlü etkiyi zihninizde canlandırın.

Bu soluk veriş eyleminin dünyanızı nasıl etkilediği hakkındaki vizyonu yaratmaya başladığınızda, onu gerçekten tezahür ettirme şansını da yaratırsınız. Neyin üstünde durursanız o gerçek olur. Deneyimlemek ve dünyaya vermek istediğiniz şeyi ne kadar çok hatırlarsanız, o enerjileri o kadar çok deneyimlersiniz. Lütfen anlayın, kendi hayatınızı ya da ölümünüzü yaratmaktan korkuyorsunuz, çünkü Tanrı’ya karşı yaratmaktan (O’na karşı gelmekten) korkuyorsunuz. Fakat eğer siz gerçekten Tanrı’nın bir çocuğu iseniz, bunun anlamına bütünüyle sahip çıkmanızın vakti gelmiştir. Tanrısal Olan sizin için en kötüsünü istemek şöyle dursun, sıradan olanını bile istemez. O sizin için en iyisini ister.

Siz kendinizde hayal edebileceğiniz en yüce nitelikleri deneyimlediğinizi imgeledikçe, Tanrı’nın sizin hakkınızdaki iradesini yerine getirmektesiniz. Huzur. Bilgelik. Güç. Kudret. Sınırsızlık. Sevgi. Bu bir başlangıçtır. Yazmış olduklarınız yapabileceklerinizin ve hayatınızda sahip olabileceklerinizin başlangıcıdır, eğer cesur olmaya başlar ve yaratmaktan korkmayı bırakırsanız. O yumurta biçimindeki alana yazmış olduğunuz kendi hakkınızdaki hayaliniz, sizin olabileceğiniz bir haldir. Orada gördüğünüz o belli imgeyi bir rastlantı sonucu yaratmadınız. Siz şimdi o olmak için tüm potansiyele sahipsiniz, gelecek bir zamanda değil, hemen şimdi! Eğer onu hayal edebiliyorsanız, o olabilirsiniz. O zaten sizsiniz, orada, o yumurta içinde, doğmayı bekliyor.Onu nasıl tezahür ettirebilirsiniz? Onun üzerinde konsantre olun. Bütün o enerjilerin nasıl duyumsandıklarını hissetmeye çalışın. Enerjinin düşünceyi izlediğini kaç defa söyledik? Farkındalığınızı neye yöneltirseniz o tezahür eder. İşiniz sadece onu giderek daha ve daha gerçek hale getirmektir.

Madde katında yaratma “hilesi” basittir. Bu katın “yukarısında” bir başka alem vardır ki biz ona geometrik mükemmellik dünyası deriz. Siz imgelediğiniz zaman bu geometrik alemi zihniniz ve iradenizle faaliyete geçirirsiniz. Siz yarattığınız vizyona, onun üzerinde konsantre olmak suretiyle yeterince güç yüklediğinizde, o vizyon o geometrik alemden “aşağı”, bu dünyaya doğru projekte olur. Geometrik mükemmellik aleminde ahlaki yargılama yoktur. O bir güç kaynağıdır. Siz elektriği nasıl bir ampulü aydınlatmak ya da bir insanı idam etmek için kullanabilirseniz, öylece, bu gücün de onunla ne yaratıldığı hakkında söyleyeceği birşey yoktur. O sadece kullanılmak için hazırdır. O size “istediğiniz gibi” kullanmanız için bol bol güç sağlar.

Böylece, bugün kendi hakkınızda yarattığınız imaj şimdi o geometrik dünyada bir yerde, sizin onu güçlendirdiğiniz ölçüde şekillenmektedir. Farkındalığınızı ne kadar çok ona çevirirseniz, o varoluş katına ait prensibi o kadar çok faal hale getirirsiniz. Onun hayatınızda nasıl tezahür edeceğini bilmeye ihtiyacınız yok. Eğer “nasıl” üzerinde endişe eder ve zihin yorarsanız, kaybedersiniz. Çünkü bir kez daha dünya katı bilincinin sınırlılığı içine hapsolup kalmış olacaksınız. Bir düşünce ürettiğiniz her sefer, o bir yerlerde bir kalıbı faaliyete geçirir. Öyleyse neyi faaliyete geçirmek istediğinize karar verin.

BİR BİLİNÇ HALİ SEÇMEK

Her biriniz çeşitli “bedenler” olarak adlandırabileceğimiz şeye sahipsiniz -zihinsel, duygusal ve fiziksel bedenler bunların arasında yer alır. O bedenler hem “düşük” hem “yüksek” titreşimler tarafından faaliyete geçirilebilirler. Zihnin düşük titreşim kalıplarına herkes aşinadır. Bunların arasında yargılamayı, kendini haklı görmeyi, kendine acımayı, yansıtmayı ve daha birçoklarını sayabiliriz. Fakat zihnin harikasını bir düşünün. Eğer bilmek istediğiniz şeyleri öğrenmek için onu kullanma yetiniz olmasaydı, hayatınız neye benzerdi? Eğer soyut kavramlarla güreşemez ya da ilham ve yaratıcı anlayış gibi zihinsel sevinçleri deneyimleyemez olsaydınız ne olurdu? Düşünün, eğer zihnin daha yüksek titreşimleri var olmasaydı dünyanız neye benzerdi?

Ve duygu bedenine ne diyelim? Düşük frekanslarda akan duygu ve heyecan titreşimleri, çoğu zaman, sizi meşgul eden ve başka kişilerin ilgisini talep eden, sıkıcı ve usandırıcı dramlara yol açarlar. Öfke, küskünlük, korku ve suçlama dolu duygusal dramlar, herkesi içine çeken öylesine kör edici bir fırtına gibidir ki artık kimse ne olup bittiğini göremez. Fakat hiçbir şey o hayranlık, sevgi, huşu ya da yaratıcı tutku gibi yüksek titreşimli duygulardan daha hayranlık verici değildir ve sizin bunu bilen bir tarafınız vardır.

Şimdi bedenden söz edelim. Hiç kuşku yok ki bedene ilişkin daha düşük bir oktav vardır. İnsanın insana, insanlık dışı davranışları bu gezegenin en dehşet verici taraflarından biridir. Bir insan bedeninin bir başkasına verdiği acı dünya katındaki en ıstırap verici deneyim olarak görülebilir. Bunu kimse yadsımaz. Fakat herşey için bedeni suçlama tavrını benimseyerek, bu yüzden fiziksel olana ait daha yüksek titreşimlerin sevincini ve keyfini yitirme durumuna girmeyin. Eğer göremeseydiniz, işitemeseydiniz, tat ve koku alamasaydınız, hayatınız neye benzerdi? Beden içinde hapsolmuş ve onun dışındaki şeylere dokunamaz, onları hissedemez halde olsaydınız, bu nasıl birşey olurdu? Fiziksel beden sizin bu gezegen ile en direkt biçimde temasta olduğunuz ve zihinsel ve duygusal bedenlerin zevk ve sevinçlerinin deneyimlendiği alandır.

Birçok bilinç hali vardır. Sizden, bunlardan gerçekten deneyimlemek istedikleriniz arasında en yüksek olanını imgeleme riskini göze almanızı istiyorum. Sizin en iyi tarafınız, kağıdınızdaki o yumurta biçimli alandadır -en iyisi. Eğer siz Tanrısal Olan ile “verme” konusunda konuşmak istiyorsanız en iyi tarafınızı bu görünmeyen yaratma alemine yükseltin ve deyin ki, “İstediğim budur! Olmak istediğim budur!” O istediğinizi anımsayarak, hissederek, dokunarak ve tadını duyumsayarak, o imgeye gün be gün enerji yükleyin (o imgeyi şarj edin). Bu sizin için, bu anda en iyi olandır ve Tanrısal Olan’dan dilediğiniz budur. “Bu olsun, Tanrım, bunu yapalım”. Ve Tanrısal Olan şöyle der, “Haydi, öyleyse!” ve o anda birlikte yaratmaya başlarsınız.

Hayatınızda bu yaratma yöntemini kullanmanızı engelleyen en büyük şey, bunun hayali bir gezi olduğu, gerçek olmadığı hakkındaki inancınızdır. Bu (inancınız) doğru değildir. Siz dünyanızı bu imgeler vasıtasıyla yaratırsınız. Onu önce hayal edersiniz ve sonra o tezahür eder. Yoksa aksi yönde değil. Hayatınızda ne denli cüret ve cesaretle, derin ve geniş şekilde imgelerseniz, yaratıcılığın engin ve gözüpek gücünü de o ölçüde deneyimlemeye başlarsınız.

SÜNGER BİLİNÇ

Bu noktayı açıklamak üzere bir analoji kullanalım, sizi bir süngere benzetelim. Ben bu kurumuş sünger imajını, ıstıraplarla kasılmış, korku içindeki insanı tasvir etmek üzere kullanırım, ki bu bazen sizsiniz. Korku size sanki gerinip yayılma, genişleme ve hareket etme yeteneğiniz yokmuş duygusunu verir. Kendinizi sanki özgür değilmişsiniz, daima kurallarla bağlı, kontrol altında ve her zaman uğraşan fakat asla Olamayan bir durumda hissedersiniz. Değişiklik yaratmaktan korkarsınız, çünkü bunu “yanlış biçimde” yapacağınızdan korkarsınız. Ama şansınızı kullanacağınız bir zaman gelir. Aşık olursunuz ve kendinizi genişlemekte, daha hafif ve daha ilhamlı hissedersiniz. Sonra aşk artık iş görmeyince, kendinizi tekrar kasılıp büzülme halinde bulursunuz. İyi bir işe girersiniz, genişlersiniz. İşten atılır, büzülürsünüz. Hatta bunun çok büyük bir şey olması bile gerekmez. Kendinizi çok iyi ve keyifli hissettiğiniz bir gün dışarı çıkarsınız ve biri, “niçin gülüyorsunuz?” der ve siz, gururunuz kırılarak sönersiniz. Böylece, hayatınızın yatay ve doğrusal bölümü bir genişleyip bir büzülerek, inişler ve çıkışlar halinde sürer. Fakat ben size, kendinizi bir sünger gibi alıp Tanrısal-Farkındalığın okyanusuna daldırmanızı öneriyorum. Bu dalış sizi genişletecek ve sizi açacaktır.

Korku ya da acı yüzünden yaratmış olduğunuz ölü alanları görmeniz için hayatınıza şöyle bir bakmanız yeter. Bunda suçlanacak bir taraf yoktur. Çünkü siz bilincinizle genişleme yaratabileceğinizi bilmiyordunuz, yaratma faaliyetiniz bir başka yönde oldu. Sizin yaratmanız bilinçli seçiminizle olmadı ve kendi yarattıklarınız içinde hapsoldunuz. Çıkış yolu, şimdi üstleneceğimiz bilinçli, yaratıcı seçim yoludur.

Bunu açıklamak üzere bir töreni (ritüeli) deneyelim. Unutmayın, değişim ve dönüşüm imgeleme ile başlar. “Süngerlik” imajı ile yola çıkın ve o “süngerlik” halini temsil eden bir şey bulun, genişleyip, büzülebilen bir şey. Bu nesne ile geri dönün. Süngerin Tanrısal-Farkındalık içine daldırılışını törensel bir biçimde gerçekleştireceğiz. Neden törensel? çünkü tören sizin “bilinçaltı” yanlarınızı etkiler. Siz, ister kendi başınıza, ister aynı kafadaki bir grupla birlikte bir tören yapmaya giriştiğiniz zaman, işler hemen ciddileşiverir.

Seçmiş olduğunuz nesne, bilincinizin kuruyup kalmış, çarpılmış, korkak yanını temsil eder. Ve o aynı zamanda şu anda da sizin bir parçanız olduğuna göre, onu öylece kaldırıp atamazsınız. Ne de onu, bir başkasının gelip icabına bakması için çöplüğe bırakabilirsiniz. Siz deneyiminizin bu korkak tarafını da, yarattığınız başka şeylerin hepsinde olduğu gibi, aynı ölçüde umut ve tutku ile yarattınız. Onu yaratma ihtiyacında olduğunuzu hissettiğiniz için yarattınız. O inanılmaz ölçü de bir çabayı, riski ve umudu temsil ediyor ve bunların yanı sıra bir hayli gözyaşı ile kahkahayı da. Lütfen ona hak ettiği tüm saygı ve şükranlık ile bakın. Onu yok etmek için bakmayın. Değiştirmek istediğiniz şeyi yok etmeyin, dönüştürün (transforme edin). Hiçbir şeyin tahrip ya da yok edilmesi gerekmez. Fakat sizin farkındalık gücünüzle pek çok şey dönüştürülebilir. Siz, farkındalığınızı içe yönelterek, içinizdeki o imgeleme ve dönüştürme gücünü içeren yeri hissederek, psişenizin dönüştürücü bölümünü bilinçle faaliyete geçirebilirsiniz. Bu enerjinin içinizde gerçekten mevcut olup olmadığı konusunda asla kuşku duymayın -yanlızca içe dalın ve onu hissedin!

DÜRÜSTLÜK VE BÜTÜNLÜK YARATMAK

Seçimlerinizi tezahür ettirmeniz için geometrik mükemmellikten size gelen güç kavramı üzerinde çalışıyorduk. Bu sürece eşlik eden bazı gizli tehlikelerin var olup olmadığını mutlaka düşünmüşsünüzdür. Öyle ise, bu gücü bilinçle kullanmaya başladığınızda, dünya katına ve sizin üstünüze, zincirden boşanmışcasına salıverilen birtakım “canavarlar” yaratmayacağınız konusunda ne gibi güvenceniz var? Buna bir açıklık getirmek için, yaratıcılık dünyasında gerçekten ne olduğu hakkında temel bir örnek vereceğim.

Sizin görüşünüzce, en büyük canilerden birini örnek olarak kullanalım. Adolf Hitler’i. O başlangıçta, ülkesinin halkını, ona baş edilemez gibi görünen sosyal ve ekonomik sorunlardan kurtarmak gibi bir vizyonla işe başlar. Amaçlarını zihninde canlandırırken, onlar geometrik mükemmellik aleminde şekillenirler. Arzusu o kadar büyüktür ki, onu beslemek için inanılmaz ölçüde bir enerji gerekir. Eğer binlerce insan, onunla birlikte o form’u doldurmamış olsalardı, Hitler yine binlerce insanı ve dünya’nın büyük bir bölümünü etkileyen, bu boyutlarda bir rüyayı asla gerçekleştiremezdi. Adolf Hitler dünya’yı bir başına kullanmaya kalkışabilirdi ve başarısızlığa uğrardı. O böyle alabildiğine büyük bir rüyayı tek başına tezahür ettirebilecek yeterli güce kesinlikle sahip değildi. O rüyanın, onu işitmiş olan ve onun tezahürünü arzulayan binlerce insan tarafından doldurulması, beslenip büyütülmesi gerekiyordu. Onun yaratma sürecinin herhangi bir aşamasında insanlar “Hayır, bu bana göre değil!” demiş olsalardı, olay orada bitmiş olurdu. Fakat öyle yapmadılar.

Bu sizin için ne söylüyor? Bir şey yarattığınız zaman onda dürüstlük ve yararlık olduğunu hissedersiniz; eğer yarattığınız şey, ilgili kimselerin iyiliğine olmasaydı sanmam ki kendinizi ya da dostlarınızı uzun süre aldatabilirdiniz. Açık bir kalple ve sevgiyle yaratmak ile intikam, öfke ve ayrılıkçılıkla yaratmak arasındaki fark hissedilir. Öyleyse dünyanızdaki eylemlerinizin seçimini yaparken ayırt etmeye özen gösterin. Eğer herkes için en iyi olanı tezahür ettirmek istediğiniz hakkında herhangi bir kuşkunuz varsa, onun, en yüce hayra yönelik olmadığı takdirde, tezahür etmemesini dilediğinizi beyan edin. Bu sizin gerçekten güvenebileceğiniz sağlam bir korunmadır. Kendinize itimat edin. Gerçekten de Hitler’in, kendi eylemleri ile huzur ve mutluluk duyduğunu, yüceldiğini hissettiğini mi sanıyorsunuz? yoksa güdüldüğünü mü hissetmiştir? Güdüldüğünü hissetmekle yücelme ve bütünlük hissetmek arasındaki farkı bilirsiniz. Siz ilerledikçe, bu süreçe güvenmeyi öğreneceksiniz. Hayatınızda iyiyi, doğruyu ve güzeli nasıl yaratacağınızı elbet ki biliyorsunuz ve bunun geçerliliğini görüp hissettikçe güveniniz de artacak.

Bartholomew-Rüyadan Uyanış

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s