Eğer Buda Saplanırsa \ Charlotte Sophia Kasl, Ph.D

SEYAHATE ÇIKMAYA HAZIRLANIN!…

Hayatın amacı hayatta kalmaktır. Eşyalar biriktirmek, başarılı olmak veya bedeninizi şekle sokmak değildir. Sadece hayatta kalmaktır. Dokunmak, hissetmek, duymak ve görmek ve an’da ne ortaya çıkarsa çıksın, onunla hayatı dinamik akış halinde yaşamaktır. Zihninizden geçen tüm vahşi ve deli düşünceleri, hayvansal doğanızı, bilgeliğinizi, bedeninizi kaplayan korkularınızı, gözyaşı getiren gülüşlerinizi ve sizi kendinizden geçiren hazları kabul etmenizdir. Hayatta olmak her parçanızı; tatlı, tutku dolu, yetenekli veya yavaş halinizi kabul etmektir. Bu öz kabulden sonra, kendinizle ve başkalarıyla iyi dost olabilirsiniz.

Bu kabul; başarılı olmak, öğrenmek ve kendinize iyi bakmanızı dışlamaz. Bedeniniz, zihniniz ve enerjileriniz uyum ve canlılıkla uyanır.

Bu öz-kabul noktasına ulaştıktan sonra  bilincimiz geniş insan deneyimini sarar. Her duyarlı varlıkla, kardeşlerimizle aramızdaki bağı görmeye başlarız. Başka bir deyişle, aşkı deneyimlemeye başlarız.

Bu kitap, bir yere yapışmak ve sonra kurtulmak, kapana kısılmış hissetmek ve sonra özgürleşmek, değerlerimizi kaybetmek ve sonra dürüstlükle bir olmak, geçmişin düşünceleriyle kaplanmak ve sonra anı yaşamak için yapılan bir seyahattir. Bu, sıkıcı bir acı, bazen de çok şiddetli bir acı hissiyle başlayan bir süreç ve yolculuktur. Bazen varoluş ihtiyaçlarıyla, bazen de “Bundan daha fazlası olmalı” düşüncesiyle canlanır. Bazı kişiler, hayatı yaşamanın farklı yolları olduğunu, daha açık ve serbest olarak yaşanabileceğini bu yolculukla anlayabilirler.

Döngüden kurtulmak tek kerelik bir tecrübe değildir. Çünkü hayatın doğal yokluk ve değişim deneyimleri bize kendimizi serbest bırakmamızı, duyularımızı değiştirmemiz ve hayatımıza yeni fikirler getirmemiz için meydan okur. Akan bir hayat, yeni bir şeyin olmasına izin vermek adına kendini serbest bırakmaktır. Bazen bu bir tepeye çıkmaktır. Başka zamanlarda da, içinizde olanların akışına izin vermek ve ifade etmeden oturmaktır.

Döngüden kurtulmak özgür kalmakla ilgilidir. Bu kitabı yazmamın amacı; sizin kapalı, sıkılmış, korkmuş, koruyucu olmuş, yıpranmış veya kendini gerçekleştiremediğiniz zamanlarda size cesaret vermektir. Çok daha fazla tatmin edici bir hayatınız olabileceğine inanmanızı sağlamak isterim. Siz hayatınıza akış ve hareket getirecek, küçük değişiklikler ve varoluşunuzu tümden değiştirecek içsel ve dışsal büyük değişiklikler deneyimleyebilirsiniz.

Hayatta döngüye girmek çok kolay gerçekleşebilir; yeni bir kariyere başlamak, bir aileyi beslemek, birisine aşık olmak gibi. Hayatın artan hızı ve baskısı, ekonomik belirsizlik bizi duygusal ve  finansal açıdan döngüye sokabilir. Birçoğumuz sadece anın istekleriyle kapana kısılmaz, geçmişin baskısını da hisseder. Zihnimize müdahale eden, bizi yetersiz ve suçlu hissettiren çeşitli olumsuz veya eleştirel düşünceler olabilir. Döngüden kurtulmak ve serbest olmak, bizi akıntıya karşı yüzüyormuş gibi hissettirebilir.

İnsanlar sıkça değişmenin ne kadar zor olduğundan bahsederler. Bu hem doğru hem de yanlıştır. Değişim, derin sorgulamayı, içsel yön değiştirmeyi, bilineni bırakmayı ve bizim kim olduğumuza dair  görüntülerimizi terk etmeyi gerektirir. Fakat birçok değişim eylemleri, küçük yön değiştirmeler ve ilk adımlarla daha büyük bir şeyi başlatabiliriz; bu çok kolay gerçekleşebilir.  Değişmemek daha zordur. Bunu düşünün. Sizin maceraya girmek ve ifade etmek istediğiniz taraflarınızı sansür etmek size neye mal olur? Rutin olmak bedeninizi, kalbinizi ve zihninizi nasıl etkiler? Eğer bugün son gününüz olsaydı, ne için pişmanlık duyardınız?

İleri gidin, kendinizi hayal etmeyi bırakın. Hayatın, size daha kişisel anlamı olmasını düşleyin. Kariyer değiştirseydiniz, düşlediğiniz bir şeye sahip olsaydınız veya ilişkinizi derinleştirseydiniz ne olurdu? Kendinize “yeter, bir adım atmak istiyorum” demeye izin verince, yolculuğa başlarsınız.

Siz dünya da görmek istediğiniz değişimin kendisi olmalısınız. Mahatma Gandhi

Bizim için yaptığımız değişimler, dünyaya  dışsal olarak yansır. Hayatta, döngüden kurtulmak ve dünyada iyi adına bir kuvvet olmak birbirinden ayrılamaz. Bizim dost canlısı olmamız, başkalarını düşünmemiz, kabul ederek gülümsememiz, başkalarını dinleme ve yargılamadan kucaklama kabiliyetimiz, barış dolu bir dünyaya katkıda bulunur. Kendi kendimizle barışık oldukça ve bizi tatmin eden şeylerle tutkuyla ilgilendikçe, odağımız  doğal olarak ailelerimize, arkadaşlarımıza, topluluğumuza ve dünyamıza doğru genişler. Döngüden kurtulma çabamız, kişisel ve toplumsal olur. Budist terminolojisine göre, kendi acımızın farkına vardıkça yaşadığımız dünyadaki acının farkına varırız. Hayatlarımızı daha büyük bir bütünün parçası olarak görürüz.

Siddharta Gautama, sonraki adıyla Buddha, acının sebebini bulmak arayışına girmiştir. Siddharta hiç sıkışmış mıydı? Acının sebebini bulmak yönündeki arzusuna odaklandığından, sıkışmamıştı. Fakat bazen çıkmaz sokaklara girmiş ve geçici olarak sıkışmıştı. Fakat her durumda bir şeyin çalışmadığını fark etmiş başka bir yol denemiştir. Bu kitapta bulunan değişim adımları bize, içsel gelişim için yeni bir yol haritası sunar.

Siddharta, İ.Ö 563’t Nepal’de doğmuştu. Annesi ve babası çok zengindi ve küçük bir krallık yönetiyorlardı. 16 yaşında komşu bir kraliçe olan Yasodhara ile evlenmişti. Rahula diye bir oğulları oldu. Dünya dinleri kitabında Houston Smith, Siddharta’nın lüks hayatını bırakarak spiritüel yola girmesine sebep olan dört geçiş işaretinin efsanesini anlatır:

“Siddharta doğduğunda babası falcılara onun geleceğini söylemesini emir vermiştir. Hepsi bunun sıradan bir çocuk olmadığını onaylamıştı, fakat  kariyeri bir belirsizlik içeriyordu. Eğer babasını takip ederse, Hindistan’ı birleştirecek büyük bir hükümdar olabilirdi, fakat dünyayı bırakırsa dünyayı kurtaran adam olurdu. Babası ilk kaderin gerçekleşmesini istemişti; bu yüzden, saraylar ve dans eden kızlar ona sunulmuş ve hayatını sıkıntıya sokacak hiç bir şeyin olmaması için emir verilmişti. Sarayı terk ettiğinde yollar yaşlı adamlardan, hasta ve ölülerden temizlenmişti.

Bir gün meraklı ve dış dünyayı gözleyen Siddharta, babasının kontrolünden kurtuldu. Sarayı terk etti ve çevredeki yollara saptı. Zayıf ve titreyen yaşlı bir adam gördü, hasta adam, yolda yatan ölü bir adam ve Siddharta’ya dünyayı kurtarmak için bir yol anlatan, saçı traşlı, portakal renkli elbiseli bir keşiş gördü.

Siddharta hasta, fakir ve dünyevi yaşamın getirdiklerinden arınan kişiyi görünce acının sebeplerini anlamaya yöneldi.

Saray hayatının bolluğu onu tatmin etmedi, bir gerçek arayıcı olmak için sarayı terk etti. Uyuyan karısını ve çocuğunu bir gece aniden terk etti, atını bıraktı, başını tıraş etti ve keşiş elbisesini giydi.

Sonraki altı yıl içinde Hindu üstadlarıyla çalıştı. Daha sonra feragatla aydınlanmayı arayan bir çileci gruba katıldı. Açlıktan neredeyse ölecekken, onların kendisini aradığı gerçeğe yaklaştırmadığını anladı. Kişinin zenginlik ve duyuların zevklerine bağlandığı gibi yokluğa da bağlı olabileceğini anladı. O noktadan sonra orta yolu aradı.  Maddesel, duygusal veya zihinsel aşırılığa kaçmadan sade bir şekilde yaşamaya başladı.

Arayışının son safhasında, Siddharta Gautama meditasyon ve yoga pratiklerine yoğunlaştı, fakat hala sorusuna tam bir cevap bulamamıştı. Daha fazla aramak ve dışında cevaplar bulmayı bıraktı, Bodhi ağacının altında oturarak aradığı bilgeliğe yaklaştığını hissetti.

Günler sonra sabah erken saatte, zihni dünyanın balonunu deldi. Siddharta varlığı, gerçek varlığına dönüştü. Büyük aydınlanma gelmişti. Zaman içinde Buddha olarak tanındı. Buddha “uyanık biri” demekti.

Diğerlerinin kendisini Tanrı yerine koymalarına izin vermedi. Bunun yerine tüm insanların Buddha varlıklarını uyandırmaları için onları cesaretlendirdi. Budizm deneyimle öğrenme yolu haline geldi. Eğer bir şeyi kalbinizle hissetmiyorsanız, yaşadığınız hayatta kullanamıyorsanız o şeyi tam olarak bilemezsiniz. Buddha çok aktif bir öğretmendi ve öğretmenlik ve yalnız kalma arasındaki  dengenin canlı bir örneği oldu”

Bu kitaptaki adımlar, Buddha’nın yolculuğuna paraleldir. İlk adım rahatsızlığınızın, mutsuzluğunuzun farkına vararak daha zengin, daha dengeli ve daha anlamlı bir şeye özlem duymaktır.

İkincisi, hayata bir çok yoldan bağlanmaktır. Merakla  alışkın olduğunuz hayatın ötesine geçin. Tanıdık ritüelleriniz, inançlarınız ve alışkanlıklarınız ötesindeki dünyayı araştırın. Hayatınıza elektrik ve farklılık getirin. Kendi kendinize meydan okuyun. Eğlenin ve yeni durumlarla karşılaşın. Bir kursa başlayabilirsiniz, hiç gitmediğiniz bir yere seyahat edebilirsiniz, alışılmadık bir konferansa gidebilirsiniz veya bir günü sadece zevke ayırabilirsiniz.

Belli bir yöne neden döndüğünüzü bilemeyebilirsiniz, fakat o yolu takip edin; yeni maceralara atılın, eylemlerinizi farklı şekilde yapın. Siddharta sarayından kaçıp yolda fakir insanları görmeseydi acı hakkında düşünmeyecekti, belli bir programı yoktu sadece meraklıydı. Katılım gösterip yeni yolları araştırarak kendinizi güzel olasılıklara açın.

Üçüncü adımda dikkat edin, içsel öz farkındalığın an be an deneyimini yaşayın. Size enerji ve zevk  veren şeylere uyumlanın. Sizi sıkan ve bunaltan şeyleri bırakın. Ne zaman başkalarıyla beraber olmak istediğinizin ve ne zaman yalnız kalmak istediğinizin farkına varın. Bedeninize topraklanın ve şu soruları kendinize sorun: “Bu benim için doğru mu? Ne yapmayı gerçekten istiyorum? Herkes için en iyisi nedir?” Bu sorularla, zihninizin farkına varmaya başlarsınız. Birbirine karşıt sesler tartışır, gün be gün sansürler, yargılar. Kurallara ve inançlara nasıl bağlı olduğunuzu anlarsınız. Örneğin: Nazik olmak iyidir, kızgın olmak kötüdür; hiç karşılık vermemelisiniz gibi..bu düşüncelerin yarattığı sınırlamaları fark edin.

Dördüncü adımda gerçekle yaşayın, geçmişi şimdiden arındırın. Bu kızgınlık çocukluğumdan mı geliyor? Yoksa şu anda mı oluştu? Bir yetişkin gibi rahat ve açık olabiliyor muyum? Yoksa bir çocuk gibi rahatsız ve korku mu doluyum? Karşımdaki insanı olduğu gibi kabul edebiliyor muyum? Neyin gerçek olduğunu kendimize sorarız. Hakikat ve dürüstlük bu safhada birlikte parlar, daha kendiliğinden daha  derin, haz dolu ilişkilere merhaba deriz.

Beşinci adımda başkalarıyla ilişki kurun. Bu bölüm yolculuğun kalbidir. Samimi ilişkiler endişeyi çözer, yalnızlığımızı azaltır. Korkulu yerlere gitmemiz, zevklerimizi yaşamamız, risk almamız adına güvenli bir ortam sağlarlar. Eğer düşersek her zaman bizi kurtaracak birinin olduğunu biliriz.

Altıncı adımda hareket edin. Bu safhada düşünceden sonra eyleme başlarız. Buddha, hayatında tekrar tekrar eylem yapmıştır. Gerçeği bulmak ve acının sebeplerini bulmak için birçok yol denedi, bir yaklaşım işe yaramayınca bir başkasına geçti. Eylem yapmak, günlük yaşamda alışkın olduğumuz bir süreç haline gelir. Bedenimize dikkat etmek, bir kursa katılmak, işleri tamamlamak, sizi acıtan biri olduğunda kızgınlığınızı göstermek, yürüyüş yapmak için sabah erken kalkmak, bitkileri sulamak, hayatınızda işe yaramayan şeylerden kurtulmak eylemlerden bazılarıdır. Bu hareket; akış, enerji, değiştirmek ve olağandan kurtulmaktır. Bu deneyim, sizin gerçekten kim olduğunuzu bulmanızdır.

Son adım izin vermektir. Zihin, düşünceler, beden ve durumları bırakarak her şeyi dolduran canlılıkla bir olmayı deneyimleriz. Yapan olmak yerine bize akan hayatın bir ifadesi oluruz. Bu rahat yerden yaratıcı fikirler ve açık cevaplar doğar. Karmaşadan ve arzudan kurtuluruz, hayatımızda istediğimiz değişiklikleri yaparız. Bu yolculuk şaşırtır, hazır olmamızı sağlar ve bazen sizi hayret içinde bırakır. Eğer bu adımları istekle izlerseniz, özgür kalacak ve saplanmaktan kurtulacaksınız. Herkes bunu yapabilir, bu denenmiş bir yolu izlemektir.

BUDİZM VE ÖZ YARDIM

Budist penceresinden bir öz yardım kitabı yazmak bir paradoks olarak görülebilir. Ne de olsa Budizm, özü veya egoyu dönüştürmeye odaklıdır, bunları sağlamlaştırmayla ilgili değildir. Buna rağmen özü bırakmak adına, özü çalışırsınız. Bu kitap öz öğrenmeyle şişmiş egonun arasındaki farkı size öğretecektir. Düşünceler, duygular, hisler ve arzuların bilincine varıp öz farkındalığı sağlayacaksınız. gerilim yaratan ve sizi rahatsız eden olaylarla, rahatlık yaratan ve mutluluk yaratan olaylar arsaındaki ilişkiyi fark edeceksiniz.

Öz farkındalık engin bir deneyimdir. Düşünceleriniz, beden hisleriniz ve dışsal olaylar arasındaki ilişkileri izlemektir. Oysa öz ilgi ciddidir, enerjinizi alır, hatalı bir önem hissettirir ve ayrı varlığınızdan sizi uzaklaştırır.

Bazı kitaplar eğer kendinize inanırsanız ve büyük çaba gösterirseniz her şeye sahip olacağınızı öğretir. Budist yoluysa karmaşadan kurtulmayı sağlar. İstekleriniz ve beklentileriniz tarafından yaratılan stresten sizi arındırır. Kim olduğunuzun doğal özünü deneyimlemenizi sağlar. Bu yol, kendinizi daha büyük hissetmenizi, statü sahibi olmanızı veya çok şeye sahip olmanızı sağlamaz. Bunun yerine mutlu, kabul edici ve açık olmanız için kendinizi özgürleştirir. Bu noktada hayatınızla ilgili kendiliğinden oluşan sorulara cevap bulursunuz.

Birçok Doğu gelenekleri yolda izlenmesi gereken adımları kapsar. Buddha bilinçli yaşamak adına, Hint kökeninden gelen 8 adımı sayar. Bu kitaptaki adımlar bir araya gelir ve sizi son adım olan serbest bırakmaya hazırlar. Özün ne yapabileceğini söylediğimde, bunun bir seçim olduğunu ve zorunlu olmadığını hatırlayın. Sizin mutlu olmanızı, güvenlikte hissetmenizi ve kim olduğunuzu tam olarak deneyimlemenizi sağlamak için bu kitabı yazdım. Bu adımlar suçluluk uyandırmak, içsel rekabet yaratmak için yazılmamıştır; özgürlük yolu oluşturmak için yazılmıştır. Bu adımları takip etseniz de etmeseniz de, siz her zaman hayatın özüyle birsinizdir.

Eğer Buda Saplanırsa

Charlotte Sophia Kasl, Ph.D

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s