DENEYİM, TATMİN, İKİLİK, MEDİTASYON-J.Krishnamurti

Hepimiz bir tür deneyim isteriz.; mistik deneyim, dini deneyim, çok para, güç, mevki ve hükümranlığa sahip olma deneyimi. Yaşlandıkça belki fiziksel açlıklarımızdan kaynaklanan ihtiyaçlarla işimiz biter ama o zaman da daha engin, daha derin ve manalı deneyimler ister ve bunları elde etmek için çeşitli yollara başvururuz -bilincimizin sınırlarını genişletmek gibi mesela, ki bu gerçek bir maharettir veya çeşitli uyuşturucu maddeler almak. Bu tarihin başlangıcından beri varlığını sürdürmüş eski bir hiledir -bir parça yaprak çiğnemek ya da beyin hücrelerinin yapısında geçici bir değişim sağlamak, yanılsamadan ibaret bir gerçeklik sunan arttırılmış bir duyarlılık ve algı gücüne kavuşmak için en yeni kimyasal maddeleri denemek. Hep daha fazla deneyime duyulan bu istek, insanın iç dünyasında ne yoksul olduğunu gösteriyor. Deneyimler sayesinde kendimizden kaçabileceğimizi sanıyoruz, oysa bu deneyimleri belirleyen şey bizim ne olduğumuzdur. Zihin en yeni uyuşturucuları kullanabilir ama bayağı, kıskanç ve endişeliyse yine kendi küçük eserini, kendi şartlandırılmış geçmişinin küçük yansımalarını görür.

Çoğumuz düşüncenin yok edemeyeceği, tamamen tatminkar, uzun soluklu deneyimler talep ederiz. Öyleyse bu deneyim isteğinin arkasında tatmin isteği yatmaktadır ve tatmin isteği deneyimi belirler, onun için bütün bu tatmin meselesini anlamakla kalmayıp tecrübe edilen şeyi de anlamamız gerekir. Büyük bir tatmin yaşamak büyük bir zevktir; bu deneyim ne kadar kalıcı, derin ve engin olursa o kadar çok zevk verir yani ne tür bir deneyim isteyeceğimizi zevk belirler, o deneyimi de zevkle ölçeriz. Ölçülebilen her şey düşüncenin kapsamına girer ve yanılsama yaratma eğilimindedir. Harika deneyimler yaşayıp yine de tamamen hayal görüyor olabilirsiniz. Şartlandırılma biçiminize bağlı olarak hayaller görmeniz kaçınılmazdır; İsa’yı, Buda’yı veya her neye inanıyorsanız onu görürsünüz ve ne kadar inançlıysanız hayaller -kendi isteklerinizi ve güdülerinizin dışavurumları- o kadar güçlü olacaktır.

Yani gerçeğin ne olduğu gibi çok önemli bir şeyi ararken kullanılan ölçü zevk ise o deneyimin tam olarak ne olacağını çoktan örgörmüşsünüz demektir, onun için de o deneyimin artık bir hükmü yoktur.

Deneyim derken neyi kastediyoruz? Deneyimde yeni veya özgün bir şey var mıdır? Deneyim bir hatıra yumağının bir zorluk karşısında verdiği tepkidir ve ancak geçmişin el verdiği kadar tepki verebilir, ayrıca siz deneyimi ne kadar akıllıca yorumlarsanız o da o kadar fazla tepki verir. Onun için sadece bir başkasının deneyimini değil, kendi deneyiminizi de sorgulamanız gereklidir. Bir deneyimi tanıyamıyorsanız o zaten deneyim değildir. Her deneyim önceden yaşanmıştır, yoksa onu tanıyamazdınız. Bir deneyimi şartlanma biçiminize göre iyi, kötü, güzel, kutsal vs. olarak tanırsınız, dolayısıyla bir deneyimi tanıma eyleminin eski olması kaçınılmazdır.

Gerçekliği tecrübe etmek istediğimiz zaman -ki hepimiz bunu isteriz, değil mi?- onu tecrübe edebilmek için onu bilmemiz gerekir, onu tanıdığımız an ise onu çoktan öngörmüş oluruz, dolayısıyla o gerçek değildir çünkü hala düşünce ve zaman dahilindedir. Düşünce gerçeklik üzerine düşünebiliyorsa o gerçeklik değildir. Yeni bir deneyimi tanıyamayız. Bu mümkün değildir. Sadece önceden bildiğimiz bir şeyi tanırız, onun için yeni bir deneyim yaşadığımızı söylediğimiz zaman o deneyim aslında yeni değildir. Çeşitli psikodelik maddelerle yapıldığı gibi, bilincin sınırlarını genişletmek yoluyla yeni deneyimler aramak yine bilincin kapsamı dahilindedir dolayısıyla da çok sınırlıdır.

Böylece çok önemli bir gerçeği ortaya çıkartmış bulunuyoruz, o da daha engin, daha derin deneyimler arayan ve arzu eden bir zihin daima anılarıyla yaşadığı için çok sığ ve körelmiş bir zihin olduğudur.

Peki, hiçbir deneyimimiz olmasaydı başımıza ne gelirdi? Uyanık kalmak için deneyimlere ve zorluklara ihtiyaç duyuyoruz. İçimizde çatışmalar, değişimler, sıkıntılar olmasaydı hepimiz derin bir uykuda olurduk. Zorluklar çoğumuz için gereklidir; onlar olmadan zihinlerimizin aptallaşacağını ve ağır çalışacağını düşünürüz, onun için de bize daha fazla heyecan ve duygu yoğunluğu vermesi, zekamızı keskinleştirmesi için bir zorluğa, bir deneyime bel bağlarız. Ama aslında uyanık kalmak için zorluklara ve deneyimlere duyduğumuz bu bağımlılık zihinlerimizi sadece köreltir -bizi gerçekten uyanık tutmaz. Ben de kendime soruyorum, sadece yüzeyde, benliğimin bazı yerlerinde değil, hiçbir zorluk veya deneyim olmaksızın tamamen uyanık kalmak mümkün müdür? Bu hem fiziksel hem psikolojik anlamda büyük bir hassasiyete işaret eder; bütün isteklerden kurtulmam gerektiği anlamına gelir çünkü bir şey istediğim an bir tecrübe yaşayacağım kesindir. İstekten ve tatminden kurtulmak da kendimi incelememi ve isteme eyleminin tüm doğasını anlamayı zorunlu kılar.

İstek ikiliklerden doğar: “Mutsuzum ve mutlu olmalıyım”. Mutlu olma isteğinin kendisi mutsuzluk barındırır. İnsan iyi olmaya çabaladığında o iyilik tam tersini, kötülüğü içerir. Tasdik edilen her şey, içinde zıddını da barındırır ve alt etme çabası karşı geldiği şeyi güçlendirir. Hakikati veya gerçekliği tecrübe etmek istediğinizde o isteğin kendisi, olandan memnuniyetsizliğinizden doğar, dolayısıyla istek kendisinin tam tersini yaratır. Zıddın içinde de geçmişte olanlar vardır. O zaman insan bu hiç bitmeyen istekten kurtulmalıdır, yoksa ikilik koridorunun sonu gelmez. Bu, kendinizi zihnin arayışına son verecek kadar mükemmel derecede tanımanızı gerektirir.

Böyle biz zihin deneyim talep etmez; zorluk isteyemez ve zorluğu tanıyamaz; “uyuyorum” veya “uyanığım” demez. Her ne ise tamamiyle odur. Sadece istediğini elde edememiş, dar, sığ bir zihin, şartlanmış bir zihin hep daha fazlasını arar. Öyleyse bu dünyada daha fazlası olmadan – yaşamak mümkün müdür? olmalıdır herhalde? Ama bunu insan kendisi öğrenmelidir.

İşte, bütün bu meseleyi araştırmak meditasyondur. Bu kelime hem Doğuda hem Batıda çok talihsiz bir biçimde kullanılıyor. Farklı meditasyon ekolleri, farklı yöntemler ve sistemler var. “Ayak başparmağınızın hareketini izleyin, izleyin, izleyin” diyen sistemler var; belli bir pozisyonda oturmayı, düzenli nefes almayı veya farkındalığı tatbik etmeyi savunan başka sistemler de var. Bütün bunlar tamamen mekanik şeyler. Bir başka yöntem size bir kelime verir ve onu tekrarlamaya devam ederseniz olağanüstü, transandansal bir deneyim yaşayacağınızı söyler. Bu düpedüz saçmalıktır. Bu bir çeşit kendi kendini hipnozdur. Amen, Om, Coca-Cola sözcüklerini sonsuz defa tekrar yoluyla zihin sessizleşir. Bu Hindistan’da binlerce yıldır tatbik edilegelmiş, bilinen bir olgudur; adı Mantra Yoga’dır. Tekrarla zihin ılımlı ve yumuşak olmaya telkin edebilirsiniz ama zihin hala bayağı, adi ve küçük bir zihindir. Bahçede bulduğunuz bir tahta parçasını şöminenin üzerine koyup ona her gün bir çiçek vermekten farkı yoktur. Bir ay sonunda ona tapmaya başlarsınız ve önüne çiçek koymamak bir günah olup çıkar.

Meditasyon bir sisteme uymak değildir; devamlı tekrar ve taklit etmek de değildir. Meditasyon konsantrasyon değildir. Öğrencilerinin konsantrasyonu -yani zihni bir düşünceye sabitlemeyi ve diğer bütün düşünceleri uzaklaştırmayı- öğrenmelerinde ısrar etmek bazı meditasyon hocalarının en sevdiği hilelerden biridir. Bu, mecbur bırakıldığında her öğrencinin yapabileceği, son derece aptalca ve çirkin bir şeydir. Bir yandan konsantre olmanız konusundaki ısrar, öbür yandan da bin bir türlü başka şeye uçup giden zihniniz arasında devamlı bir mücadele yaşamanız anlamına gelir, oysa nereye giderse gitsin zihnin her hareketine dikkat etmeniz gerekir. Zihniniz uçup gidiyorsa bu başka bir şeyle ilgileniyorsunuz demektir.

Meditasyon şaşırtıcı derecede uyanık bir zihin gerektirir; meditasyon hayatın bütününü anlamaktır, meditasyonda her türlü parçalanma sona erer. Meditasyon düşüncenin kontrolü değildir çünkü düşünce kontrol edildiği zaman zihinde çatışmaya sebep olur ama düşüncenin yapısını ve başlangıç noktasını anlarsanız düşünce araya girmeyecektir. Düşüncenin yapısını anlamanın kendisi başlı başına bir disiplindir, o disiplin de meditasyondur.

Meditasyon her duygunun ve her düşüncenin farkında olmak, asla doğru veya yanlış olduğunu söylemeden onu izleyip onunla beraber hareket etmektir. O izleme esnasında bütünüyle düşünce ve duygunun hareket şeklini anlamaya başlarsınız. Bu farkındalıktan da sessizlik doğar. Düşüncenin oluşturduğu sessizlik durağandır ve ölüdür ama düşünce kendi başlangıcını, doğasını, düşüncenin asla özgür olmayıp hep eski olduğunu anladığı zaman gelen sessizlik, sessizlik meditasyon yapanın hiçbir şekilde mevcut olmadığı bir meditasyondur; çünkü zihin geçmişi içinden atmıştır.

Bu kitabı bir saat boyunca dikkatle okuduysanız bu meditasyondur. Sadece birkaç kelime aklınızda yer ettiyse ve sonra üzerinde düşünülecek birkaç fikir edindiyseniz o meditasyon değildir. Meditasyon her şeye tam bir dikkatle, bütünü görerek bakan bir ruh halidir, sadece bazı kısımlarını değil. Nasıl dikkatli olunacağını size kimse öğretemez. Bir sistem size nasıl dikkatli olunacağını öğretiyorsa, sisteme dikkat ediyorsunuz demektir ve bu da gerçek dikkat değildir. Meditasyon hayattaki en büyük sanatlardan biridir; belki de en büyüğüdür ve insanın onu birilerinden öğrenmesi mümkün değildir, güzelliği de zaten buradadır. Bir teknik yoktur, dolayısıyla otoritesi de yoktur. Kendiniz hakkında bir şeyler öğrenirken, kendinizi izlerken, nasıl yürüdüğünüzü, yemek yediğinizi, ne dediğinizi, dedikoduyu, nefreti, kıskançlığı izlerken bütün bunların içinizde olduğunun, hiçbir seçme şansınız olmadan, farkındaysanız eğer bu, meditasyonun bir parçasıdır.

Yani meditasyon siz bir otobüste otururken, ışık ve gölge dolu bir ormanda yürürken, kuşların ötüşünü dinlerken veya eşinizin ya da çocuğunuzun yüzüne bakarken de gerçekleşebilir.

Meditasyonu anlamak sevgiyi içerir, sevgi de sistemlerin, alışkanlıkların, bir yöntemi uygulamanın ürettiği bir şey değildir. Sevgi düşünceyle geliştirilemez. Sevgi tam bir sessizlik, düşünen kimsenin mevcut olmadığı bir sessizlik olduğu zaman varolabilir; zihinse ancak kendi hareketini düşünce ve duygu olarak anlayınca susabilir. Düşünce ve duygunun bu hareketini anlamak için onu gözlemlerken hiçbir kınama söz konusu olmamalıdır. Bu şekilde gözlemlemek disiplinin kendisidir ve böyle bir disiplin akıcıdır, özgürdür, boyun eğmenin disiplini değildir.

Jiddu Krishnamurti

Bilinenden Kurtulma

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s