ESRARENGİZ ÜÇÜNCÜ GÖZ İLMİ – OSHO

Hiç kullanmadığımız için uykuda olan altıncı bir duyu daha mevcuttur. Ve hiçbir toplum, kültür ya da eğitim sistemi insanların bu altıncı duyuyu faaliyete geçirmelerine yardımcı olmaz. Doğuda bu altıncı duyuya “üçüncü göz” denir. O içe doğru bakar. Ve tıpkı içe bakmanın bir yöntemi olduğu gibi içi duymanın, içi koklamanın da bir yöntemi vardır. Dışa dönük beş duyu olduğu gibi, onların karşılığı olan içe dönük de beş duyu vardır. Kişi toplamda on duyuya sahiptir ancak içsel yolculuğu ilk olarak üçüncü göz başlatır ve daha sonra diğer duyular açılmaya başlar.

Alıntı: ALTIN GELECEK

Üçüncü göz olarak adlandırdığımız altıncı merkez iki gözün arasında yer alır. Bu sana tüm geçmiş yaşamlarına ve tüm gelecek olasılıklarına dair bir berraklık verir. Enerjin üçüncü gözüne ulaştığında aydınlanmaya öylesine yaklaşırsın ki aydınlanmaya dair bir şey kendini göstermeye başlar. Üçüncü göz adamı bunu yayar ve yedinci merkeze doğru bir çekim hissetmeye başlar.

Alıntı: PROVOKATÖR MİSTİK

Üçüncü göz yalnızca bir metafordur ve kendini bilme, kendini görme deneyimini temsil eder. Üçüncü gözün bir kez açıldığında kendini ve bilincini tüm genişliğiyle gördüğünde Tanrının tapınağına çok yaklaştın demektir; merdivenlerde durmaktasındır. Kapıyı görürsün ve tapınağın içine girip içeride ne olduğunu görme isteğine karşı koyamazsın. Orda evrensel bilinci, aydınlanmayı, nihai bağımsızlığı bulursun. Orada sonsuzluğu bulursun.

Alıntı: BEDEN İLE ZİHNİ DENGELEMEK

ESRARENGİZ ÜÇÜNCÜ GÖZ İLMİ

Alına sürülen sandal ağacı macunu veya kırmızı renkli işaretlerden söz etmeden önce aktarmak istediğim iki olay var. Bunlar bazı şeyleri anlamanı kolaylaştıracaktır. İkisi de tarihi gerçeklere dayanırlar.

1888 yılında, Hindistan’ın güneyinde yaşayan yoksul bir ailenin Ramanuja adını verdikleri bir oğulları oldu. O ileride çok ünlü bir matematikçi olacaktı. Çok fazla okuyamamış olsa da eşsiz bir matematik dehasına sahipti. Çok iyi eğitim almış olan matematikçilerin çoğu yıllar boyunca onlara eğitim verip rehberlik eden hocaları sayesinde ün yapmışlardı. Oysa Ramanuja üniversiteye bile gitmemiş ve kimseden de eğitim veya yardım almamıştı. Yine de matematikten anlayanlar dünyaya onun gibi bir matematikçinin daha gelmemiş olduğunu söylerler.

Büyük güçlükler sonucunda bir memur olarak iş bulmuştu ancak kısa sürede inanılmaz bir matematik yeteneğine sahip olduğu etrafta duyulmaya başladı. Birisi ona Cambridge Üniversitesi’nden zamanın en ünlü matematikçisi olan Profesör Hardy’e mektup yazmasını önerdi. Ramanuja mektup yazmadı ama çözmüş olduğu iki geometri kuramını Prof. Hardy’e gönderdi. Hardy bu durum karşısında büyük bir hayrete düştü; bu kadar genç birisinin bu kuramları çözebileceğine inanamıyordu. Hemen Ramanuja’ya bir yanıt yollayıp onu İngiltere’ye çağırdı. İlk tanışmalarında Hardy matematik alanında kendisinin bile onun karşısında bir çocuk gibi kaldığını hissetti. Ramanuja’nın dehası ve kapasitesi öylesine büyüktü ki, bu zihinsel güçle ilgili olamazdı çünkü zihin yavaş işler, düşünmek zaman alırdı. Oysa Ramanuja sorduğu sorulara anında yanıt veriyordu. Soru tahtaya yazıldığı ya da ona sözel olarak aktarıldığı anda hiç durup düşünmeksizin yanıt vermeye başlıyordu. Zamanın en büyük matematikçisi bunun nasıl mümkün olabileceğini bir türlü anlayamıyordu. Bir yüksek matematikçinin altı saatte çözebileceği ve yine de kesin yanıtı elde edip etmediğinden emin olamayacağı bir problemi Ramanuja anında ve hatasızca çözebiliyordu.

Bu onun yanıtlarını zihin yoluyla elde etmediğini kanıtlıyordu. Fazla bir eğitimi yoktu, hatta üniversite sınavında başarısız olmuştu. Zihinsel yeteneği olduğuna dair başka bir işaret de olmadığı halde matematik konusunda insan ötesi bir yeteneğe sahipti. Burada insan zekasının ötesinde bir durum söz konusuydu.

Otuz altı yaşında tüberkülozdan öldü. Hastanede kalırken Hardy iki-üç matematikçiyi de beraberinde götürüp onu ziyarete gitti. Bir şekilde Hardy’nin arabasını park ettiği yer Ramanuja’nın görüş alanına giriyordu ve onun plaka numarasını okudu. Hardy odasına girdiğinde ona plakasının benzersiz bir numaraya sahip olduğunu söyledi: Bu dört özel unsura dayanıyordu. Ramanuja bunu söyledikten sonra öldü. Onun ne demek istediğini anlamak Hardy’nin altı ayını aldı. Yine de söz ettiği dört unsurdan üç tanesini çözebilmişti. Ramanuja, ölürken bu dördüncü unsurun keşfedilmesini sağlamak üzere bu rakamın araştırılmasını vasiyet etmişti. O dördüncü bir unsur olduğunu söylediğine göre, böyle bir unsur mevcut olmalıydı. Ölümünden yirmi iki yıl geçtikten sonra bu dördüncü unsur bulundu. Ramanuja haklıydı.

Ne zaman bir matematik problemine göz atsa, iki kaşı arasında yer alan bölgede bir şeyler olmaya başlıyordu. İki gözü o noktayı merkez olarak alacak şekilde yukarı doğru dönüyordu. Bu nokta yogada üçüncü göz olarak tanımlanır. Ona üçüncü göz denir çünkü bu göz etkin hale gelirse olay ve durumları farklı boyutlardan ve bütünlük içinde görebilmek mümkün olur. Bu, evinin içinde küçük bir delikten dışarıya bakarken birden kapının açılmasıyla gökyüzünü olduğu gibi görebilmeye benzer. İki kaşın arasında küçük bir aralık mevcuttur ve bu Ramanuja’nın durumunda olduğu gibi bazen açılır. O bir problemi çözerken gözleri üçüncü gözüne doğru yöneliyordu. Bu olguyu ne Hardy anlayabilmiştir ne de diğer Batılı matematikçiler. Yakın gelecekte anlayabileceklerdir.

Sana üçüncü gözle ilişkisini daha iyi anlayabilmen için alına sürülen kırmızı işaretle bağlantılı bir olay daha anlatacağım.

Edgar Cayce 1945 yılında öldü. Bundan kırk yıl önce yani 1905’te bilincini yitirip, üç gün boyunca komada kalmıştı. Doktorlar tamamen ümitsizdi ve onun bilincini nasıl geri getireceklerini bilemiyorlardı. Onlara göre öyle derin bir uykudaydı ki büyük olasılıkla asla uyanamayacaktı. Her türlü ilaç denenmiş olduğu halde bilincin geri döneceğine dair herhangi bir işaret belirmemişti.

Üçüncü günün akşamında doktorlar yapılacak bir şey kalmadığını ilan ettiler: Dört ila altı saatte ölecek, yaşamaya devam ederse de zaman geçtikçe hassas damar ve hücreler dağılmaya başladığı için beyni hasar görmüş olacaktı ki bu ölümden de beterdi. Ancak Cayce, komada olduğu halde aniden konuşmaya haşladı. Doktorlar gözlerine inanamıyorlardı: Cayce’in bedeni uykuda olduğu halde kendisi konuşuyordu! Bir ağaçtan düşüp omurgasını incittiğini ve bu yüzden bilincini yitirdiğini söylüyordu. Altı saat içinde tedavi edilmediği taktirde beyninin zarar görüp ölümüne yol açacağını da ekliyordu. İçmesi gereken bitkisel bir karışım olduğunu öne sürüyor ve onu içtiği taktirde on iki saat içinde iyileşeceğini iddia ediyordu.

Önerdiği otlar Edgar Cayce’in bilebileceği türden değildi ve bu karışım daha önce böyle bir vakayı tedavi etmek için kullanılmamış olduğundan doktorlar ilkin bu söylediklerinin beynin hasar görmüş olmasından kaynaklandığını düşündüler. Ancak Cayce özellikle bu otları saydığı için denemeleri gerektiğine karar verdiler. Bu maddeler bulunup Cayce’a verildi ve on iki saat içinde tamamen iyileşmesini sağladı.

Bilinci geri geldikten sonra kendisine bu olaydan söz edildiğinde Cayce böyle bir ilaç önermiş olduğunu hatırlamıyordu; bu otların ne isimlerini biliyor ne de kendilerini tanıyordu. Ancak Edgar Cayce’in hayatındaki bu olay çok az rastlanan bir durumun başlangıcı oldu. Tedavi edilemeyen hastalıklara çare bulma konusunda uzmanlaştı; hayatı boyunca yaklaşık otuz bin kişiyi iyileştirdi. Önerdiği reçete her zaman doğruydu; onun verdiği ilacı alan istisnasız her hasta iyileşiyordu. Ancak Cayce bu durumu açıklayamıyordu. Yalnızca ne zaman bir hastalığa çare aramak için gözlerini kapasa, iki gözünün de iki kaşının ortasına doğru çekiliyormuşçasına yukarı döndüklerini söylüyordu. Gözleri orada sabitleniyor ve her şeyi unutuyordu; yalnızca bir noktadan sonra çevresindeki her şeye karşı kayıtsız kaldığını ve o noktaya ulaşana kadar tedavi yöntemine erişemediğini hatırlıyordu. Harikulade ilaçlar bulmuştur ki bunlardan ikisi anlamaya değerdir.

Rothschild’lar Amerika’da yaşayan çok zengin bir aileydi. Bu ailenin bireylerinden bir kadın uzun zamandır hastaydı ve tedavilerden hiçbirine yanıt vermiyordu. Son olarak Edgar Cayce’a gitti ve Cayce ona bilincini yitirdiği duruma geçip bir ilaç önerdi. Biz bu durumu bilinç yitimi diye adlandırmak durumundayız; oysa bu gizemli oluşumu bilenler, onun o anda tamamen bilinçli olduğunu söyleyecektir. Gerçekte, bilme düzeyimiz üçüncü göz boyutuna erişene dek bilinçsizlik devam eder.

Rothschild bir trilyoner olduğundan bu ilacı bulabilmek İçin Amerika’nın altını üstüne getirecek parası vardı ama yine de bulamadı. Kimse gerçekte bu ilacın var olup olmadığını bile kestiremiyordu. İlaçla ilgili bilgi edinmek üzere uluslararası gazetelere ilanlar verildi. Neredeyse üç hafta sonra İsveç’ten bir adam bu isim altında bir ilacın var olmadığını, yirmi yıl önce babasının bu isim altında bir ilacın patentini aldığı halde asla üretimine geçmediğini yazdı. Aynı zamanda babası ölmüş olduğu halde bu ilacın formülünü gönderebileceğini de ekledi. Böylece ilaç hazırlandı ve kadına verilip iyileşmesi sağlandı. Cayce bu ilacı piyasada var olmadığı halde nasıl bilebilmişti?

Başka bir olayda yine bir hastaya belli bir ilacı önerdi; araştırmalar yapıldığı halde ilaç bulunamadı. Bir sene sonra gazetede bu ilaca ulaşılabileceğini duyuran bir ilan çıktı. Bir sene öncesinde laboratuarlarda test edilme aşamasındaydı ve henüz ismi verilmemişti ama Cayce bu ismi de bilmişti. Bu ilaç da o hastaya verildikten kısa bir süre sonra tamamen iyileşmesini sağladı.

Cayce bazen de bulunamayan ilaçlar öneriyor ve hastalar ölüyordu. Bu konuda kendisine soru sorulduğu zaman çaresiz olduğunu ve elinden bir şey gelmediğini söylüyordu. “Bu ilaçları kimin gördüğünü ve ben bilinçsizken kimin konuştuğunu bilemiyorum. O insanla hiçbir alakam yok.” Ama kesin olan bir şey varsa, o da ne zaman o durumda konuşmaya başlasa gözlerinin yukarı doğru çekildiğiydi.

Biz derin uykudayken gözlerimiz de uykunun derinliğine bağlı olarak yukarı doğru çekilir. Günümüzde psikologlar uykuyla ilgi birçok deneyler yapmaktalar. Uykun ne kadar derinse gözlerin de o kadar yukarıya çıkıyor; gözler ne kadar aşağıdaysa o kadar hareketli oluyorlar. Gözler gözkapağının altında hızla hareket ediyorsa bu çok hareketli bir rüya gördüğün anlamına geliyor. Artık derinlemesine yapılmış deneylerle bilimsel olarak kanıtlandığına göre hızlı göz hareketi (Rapid Eye Movement) yani REM hızla gelişen bir rüyanın göstergesi. Gözler ne kadar aşağıdaysa REM de o kadar büyük oluyor; gözler yukarı çıktıkça da REM düşüyor. REM sıfır seviyesine indiği zaman uyku da en derin noktasına ulaşmış oluyor. O noktada gözler sabit şekilde iki kaşın arasındaki noktada duruyor.

Yogaya göre derin uykudayken samadhi yani derin meditasyonla aynı duruma ulaşıyoruz. Gözlerin sabitlendiği yer samadhi’de olduğu gibi derin uykuda da aynıdır.

Sana bu iki tarihsel olayı yalnızca iki kaşının arasında dünyevi hayatın geri çekildiği ve diğer âlemin devreye girdiği bir nokta olduğuna işaret etmek için anlattım. O nokta bir kapıdır. Kapının bu tarafında bu dünya akıp giderken diğer yanındaysa bilinmeyen, doğaötesi bir dünya mevcuttur.

Tilak, yani alına sürülen kırmızı işaret ilkin o bilinmeyen dünyayı simgeleyen bir işaret olarak kullanılmaya başlanmıştı. Herhangi bir yere uygulanamaz ve yalnızca elini alnına koyup o noktanın nerede olduğunu bulabilecek olan kişi sana tilak’ı nereye uygulaman gerektiğini söyleyebilir. Tilak’ı herhangi bir yere koymanın faydası yoktur çünkü o nokta herkeste tam olarak aynı yerde değildir. Üçüncü göz herkeste aynı yerde bulunmaz; çoğu insanda iki kaş ortasının üzerinde yer alır. Eğer kişi geçmiş yaşamlarında uzun süre meditasyon yapmış ve küçük bir samadhi deneyimi yaşamışsa üçüncü gözü daha aşağıda yer alacaktır. Eğer hiç meditasyon yapılmamışsa alındaki nokta daha yukarılarda bulunur. Bu noktanın bulunduğu yere bakılarak geçmiş yaşamında meditasyonla ilişkin belirlenebilir; daha önceki yaşamlarında samadhi halinin başına gelip gelmediği anlaşılabilir. Eğer bu sıklıkla başına gelmişse nokta daha aşağı inmiştir; gözlerinle aynı seviyeye gelmiştir ki daha da aşağı inemez. Eğer bu nokta gözlerle aynı hizaya gelmişse kişi küçücük bir olayla samadhi’ye girebilir. Gerçekten bu olay öyle küçük bir şey olabilir ki önemsiz bile görünebilir. Ve çoğu zaman birisi görünür bir neden olmaksızın samadhi’ye kaydığında bu bizi şaşırtır.

Bir Zen rahibesiyle ilgili bir öykü vardır. Bir kuyudan su çektikten sonra başında bir çanak dolusu suyla geri dönüyormuş. Çanak bir şekilde düşmüş ve bununla birlikte kadın samadhi’ye ermiş, aydınlanmış. Olay hiç kayda değer görünmüyor. Çanak düşüp kırılıyor ve samadhi gerçekleşiyor. Görünürde iki olay arasında mantıklı bir bağlantı mevcut değil.

Böyle bir olay daha var, o da Lao Tzu’nun hayatında gerçekleşmiş. Sonbaharda bir ağacın altında oturuyormuş ve ağacın yaprakları dökülüyormuş. Lao Tzu bu yaprakları izlerken aydınlanmış.

Dökülen yapraklar ve aydınlanma arasında bir bağlantı yoktur ama böyle olaylar gerçekleştiğinde geçmiş yaşamlarda kat edilmiş olan yollar sayesinde manevi yolculuk neredeyse tamamlanmış olduğundan üçüncü göz aşağı doğru inmiş ve gözlerle aynı hizaya gelmiş durumdadır. Bu durumda en küçük bir olay bile teraziyi kıpırdatacaktır; bu herhangi bir şey olabilir.

Kırmızı işaret ve sandal ağacı macunu tam olarak doğru noktaya uygulandığında bu birkaç şeyin göstergesidir. Öncelikle ustan sana tilak’ı belli bir yere koyman gerektiğini söylerse orada bir takım şeyler hissetmeye başlarsın. Bunu daha önce düşünmemiş olabilirsin ama gözlerin kapalı bir şekilde otururken birisi yakından gözlerinin arasındaki noktayı parmağıyla gösterse, sanki birisi seni parmağıyla işaret ediyormuş gibi hissedersin. Bu üçüncü gözün algılamasıdır.

Tilak üçüncü gözünle aynı büyüklükteyse ve tam olarak doğru yere yerleştirildiyse yirmi dört saat boyunca o noktayı hatırlar ve bedeninin geri kalan kısmını unutursun. Bu hatırlama sonucunda tilak’ın daha fazla; bedenininse daha az farkında olursun. Daha sonra öyle bir an gelir ki beden hakkında tilak’tan başka hiçbir şey hatırlanmaz. Bu gerçekleştiğinde üçüncü gözünü açabilirsin. Bu egzersizde bedeni unutup yalnızca tilak’ı hatırlarken tüm bilincin kristal gibi berraklaşıp üçüncü göze odaklanır. Üçüncü gözü açan anahtar odaklanmış bilinçtir. Bu tıpkı bir mercek aracılığıyla güneş ışınlarını kâğıdın üzerinde odaklamaya benzer; bu yöntemle kâğıdı yakabilecek kadar ısı toplarsın. O ışınlar konsantre hale geldiğinde ateş oluşur. Bilinç tüm bedene dağılmış olarak kaldığında yalnızca yaşamayı sürdürme görevini yerine getirebilir. Ancak tümüyle üçüncü gözün üzerine odaklanıldığında üçüncü gözle görmeye mani olan engel yanıp gidecek ve içsel gökyüzünü görmene olanak sağlayan kapı açılacaktır.

Demek ki tilak’ın ilk görevi sana bedenindeki doğru noktayı gösterip yirmi dört saat boyunca orayı hatırlamanı sağlamaktır. Bir başka kullanım nedeni de gelişimini görebilmek için ustanın o noktayı elini alnına koymadan bulabilmesini sağlayıp işini kolaylaştırmaktır. Çünkü bu nokta aşağı indikçe sen de tilak’ı  biraz daha aşağıya yerleştirirsin. Her gün o noktayı hissedip üçüncü gözün varlığını nerede hissediyorsan tilak’ı oraya doğru hareket ettirmen gerekir.

Ustanın binlerce öğrencisi olabilir: Öğrenci onun önünde eğilirken usta tilak’ın nerede durduğunu gözlemler ve öğrencinin gelişimiyle ilgili soru sormaya gerek duymaz. Öğrenci gelişme mi gösterdiği yoksa bir engele mi takılıp kaldı bu, tilak’a bakılarak anlaşılır. Öğrenci bu noktanın aşağı doğru indiğini hissedemiyorsa bu bilincini bütünüyle odaklayamadığı anlamına gelir. Ve eğer tilak’ı yanlış yere yerleştirmişse noktanın tam olarak nerede olduğunun bilincinde olmadığı anlaşılır.

Bu nokta aşağıya indikçe meditasyon yöntemleri de değiştirilmelidir. Bir doktor için hastanede yatan hastanın iyileşme grafiğini gösteren çizelgeler ne anlama geliyorsa, usta için de tilak aynı anlamı taşır. Doktorun hastanın durumunu öğrenmesi için, düzenli olarak hemşirenin hastanın ateşini, tansiyonunu, nabzını kaydettiği çizelgeye bakması gerekir. Aynı şekilde tilak da öğrencinin durumunu göstermek için büyük bir deneydi; ustanın hiçbir şey sormasına gerek kalmıyordu. Nasıl yardım edileceğini ya da neyin değiştirilmesini gerektiğini anlayabiliyordu. Tilak bu yüzden önemliydi; meditasyonda yapılması gereken değişikliklerin miktarını belirliyordu.

Bunu şöyle anlayalım. Hepimiz bir cinsellik merkezine sahibiz ve bu merkezi algılamak daha kolaydır çünkü hepimiz cinselliğimizin farkındayız. Oysa üçüncü göz çakramızın pek de farkında değiliz. Yaşamdaki tüm arzularımız bu cinsellik merkezinde doğar. Bu merkez etkin hale gelmeksizin cinsel arzu duymayız. Oysa her çocuk cinsel kapasiteyle ve cinsel arzuyu tatmin etmeye yönelik bütün bir mekanizmayla doğar.

Kadınların üretken süreleri boyunca gereksinim duyacakları tüm yumurtaları içlerinde barındırarak doğuyor olmaları ilginç bir gerçektir. Tek bir yumurta bile sonradan üretilemez. Kadının doğduğu ilk günden itibaren sahip olduğu yumurta sayısı, kaç çocuk doğurma potansiyeli olduğunu belirler. Ergenliğe eriştikten itibaren yumurtalıklarından her ay bir yumurta bırakılacaktır. Eğer bu yumurta erkeğin döllemesi sırasında bir spermle buluşabilirse, çocuğun tohumu atılmış olur. Daha sonra ceninin gelişim aşamasında başka bir yumurta bırakılmaz ve bu durum çocuk doğup birkaç aylık olana kadar da böyle devam eder.

Ancak cinsellik merkezi etkinleşene dek cinsel arzu da oluşmaz. Bu merkez etkinleşmeden önce cinsellik için gereken her şey bedende hazır olduğu halde cinsel arzu uyanmaz. Kişi on üç – on dört yaşına geldiğinde bu merkez etkin duruma geçer. Bu merkezden haberdarız çünkü biz onu etkin hale getirmesek de doğa getirir. Eğer bunun tersi olsaydı çok az kişi bu merkezin farkında olurdu. Aklından cinsellikle ilgili en küçük bir düşüncenin geçmesiyle bile nasıl olup da tüm üreme sisteminin etkin duruma geldiğini hiç düşündün mü? Düşünce zihinde, yani cinsel merkezden uzakta uyanıyor olsa da anında cinsel merkezi etkin duruma getirir. Cinsellikle ilgili her fikir veya düşünce cinsellik merkezini kendine çeker. Tıpkı suyun aşağı doğru akması gibi, her düşünce kendisiyle ilintili merkezin çekimine girer.

Üçüncü göz, irade gücünün merkezidir. Şimdi onun işlevini anlamaya çalışalım.

Bu yaşamda üçüncü göz çakraları etkin hale gelmemiş insanlar binlerce yönden esir olarak kalacaklardır. Bu merkez olmaksızın özgürlük söz konusu olamaz. Siyasi ve ekonomik özgürlükten haberdarız ama bunlar gerçek özgürlükler değildir çünkü irade gücüne sahip olmayan, üçüncü göz çakrası açılmamış olan bir kimse her zaman şu veya bu şekilde esir olarak kalacaktır. Esaretlerin bir türünden kurtulmayı başarabilir ama bu kez başka bir şeyin kölesi olacaktır. Kendi kendisinin efendisi olmasını sağlayacak olan irade merkezine, irade gücüne sahip değildir. Kendi kendine emir verme gücü yoktur; bedeni ve duyularının emirlerine uyar. Midesi aç olduğunu söylerse, açtır. Bedeni hasta olduğunu söylerse, hastadır. Cinsel merkezi sekse ihtiyacı olduğunu söylerse, cinsel arzusu uyanır. Bedeni yaşlı olduğunu söylerse, yaşlanır. Beden emir verir ve o da uyar.

Ancak irade gücü merkezi faaliyete geçtiği anda beden emir vermeyi bırakıp itaat etmeye başlar; tüm düzen tersine döner. Böyle bir kimse kanından akmamasını istediği zaman kanı durur, kalbinden, nabzından atmamasını isterse onlar da durur. Böyle bir kimse bedeninin, zihninin ve duyularının efendisi olmuştur. Ancak üçüncü göz çakrası faaliyete geçmeden bu olanaksızdır. Bu merkeze ne denli farkındalık getirirsen kendinin de o denli efendisi olursun.

Yogada bu merkezi uyandırmak üzere birçok deney yapılmıştır. Alında tilak taşımak da bunlardan biridir. Kişi zaman zaman farkındalığını bu noktada yoğunlaştırırsa büyük sonuçlar elde edebilir. Tilak taşındığında dikkatin sürekli bu noktaya çekilecektir. Tilak konduğu anda o nokta bedeninin gerisinden ayrılmış olur. Bu nokta çok hassastır ve tilak doğru yere konduğu zaman onu hep hatırlamak durumunda kalırsın. Belki de bedenindeki en hassas noktadır. Tüm çaba bu hassasiyeti tetiklemeye yöneliktir.

Bu hassas noktayı işaretlemenin yöntemleri vardır. Yüzlerce deneyden sonra bu iş için sandal ağacı macunu seçilmiştir. Sandal ağacı macunu ve üçüncü göz çakrasının duyarlılığı arasında bir nevi titreşim mevcuttur ve macun o noktaya sürüldüğünde duyarlılığını derinleştirir. Herhangi bir madde bu iş için kullanılamaz, hatta diğer bazı maddeler o noktanın duyarlılığını fena halde zedeleyebilirler.

Örneğin kadınlar alınlarına renkli plastik noktalar yapıştırırlar ama çarşıdan alınan bu tika’lar herhangi bir bilimsel temele dayanmaz. Yogayla hiçbir ilgileri yoktur ve üçüncü gözün duyarlılığına zarar verirler. Buradaki soru bir maddenin bu noktanın duyarlılığını arttıracak mı yoksa azaltacak mı oluşudur. Eğer duyarlılığı arttırıcı özellikteyse iyidir, değilse de zararlıdır. Bu dünyada küçücük bir şey bile büyük bir fark yaratabilir; her şey kendi ayrı etkisine sahiptir. Bundan yola çıkarak bazı özel şeylerin faydaları ortaya çıkarılmıştır. Üçüncü göz çakrası duyarlılaşıp, etkin hale gelebilirse sana daha büyük bir bütünlük ve haysiyet kazandıracaktır. Daha tamamlanmış, daha bütün olacaksın; içindeki her şey ayrı ve bölünmüş olmayı bir kenara bırakacak ve sen tam olacaksın.

Tika denilen küçük, yuvarlak işaretle daha uzun olan tilak’ın kullanımları arasında fark vardır. Tika özellikle kadınlar içindir. Kadınların üçüncü göz çakrası çok zayıftır; öyle de olmak zorunda çünkü kadının tüm kişiliği teslimiyete yönelik yaratılmıştır, güzelliğini teslimiyetten alır. Eğer kadının üçüncü göz çakrası güçlenirse teslim olması da zorlaşacaktır. Onun üçüncü göz çakrası erkeğinkine kıyasla çok daha zayıftır. Bu nedenle bir kadın şu veya bu şekilde her zaman birinin yardımına ihtiyaç duyar. Kadın genelde kendi başına olmaya kalkışmak yerine bir yardım eli, yaslanacak bir omuz, yol gösterecek bir kişi arar. Birinin ona ne yapması gerektiğini söylemesinden hoşlanır ve bu birinin izinden gitme arzusu onu mutlu eder.

Hindistan, kadınların üçüncü göz çakrasını faaliyete geçirmeye yönelik çabanın gösterildiği tek ülkedir. Bunun tek nedeni, bu çakra faaliyete geçmeden kadının manevi yaşama dair hiçbir ilerleme kaydedemeyeceğinin, irade gücü olmaksızın meditasyonda ilerleyemeyeceğinin hissedilmesiydi çünkü bunları başarabilmek için güç gerekiyordu. Ancak onun üçüncü göz çakrasını farklı bir yöntemle güçlendirmek gerekliydi çünkü bu, erkekler için geçerli olan, olağan yoldan yapıldığı takdirde kadının dişiliğini eksiltecek ve erkeksi nitelikler edinmeye başlamasına neden olacaktı.

Bu nedenle tika değişmez ve katı bir şekilde kadının kocasıyla ilintiliydi. Bu bağlantı gerekliydi çünkü bağımsız olarak uygulansa kadının özgürlüğünü arttıracak ve kendi kendine yeter hale gelmesini sağlayacaktı. Ve o özgürleştikçe git gide zarafetini yitirecek, güzelliği ve esnekliği yok olacaktı. Onun başkalarından yardım arayan halinde belli bir nezaket ve yumuşaklık vardır oysa bağımsızlaşmasının sonucunda sert ve katı olması kaçınılmaz hale gelecektir. Bu nedenle onu doğrudan güçlü kılmanın dişiliğini zedeleyeceği, anne olarak sorun yaşamasına ve teslimiyetinin güçleşmesine neden olacağı düşünüldü. Bu yüzden irade merkezinin kocasıyla bağlantılı olmasına çaba gösterildi. Bu iki yönden yararlı olacaktı: dişiliği etkilenmeyecek ama irade merkezi yine de faaliyete geçebilecekti.

Bunu şu şekilde anlayabiliriz: Üçüncü göz çakrası ilişkilendirildiği kimsenin aleyhinde işleyemez. Dini ustayla ilişkili olduğunda ona karşı gelemez. Kadının kocasıyla ilişkiliyse, kadın da asla kocasına karşı gelemez. Tika kadının alnında doğru noktaya takıldığı zaman onun kocasıyla olan derin bağlantısı nedeniyle kadın kocasını izleyecek ama aynı zamanda dünyanın geri kalan kısmıyla olan ilişkilerinde de güçlü olacaktır.

Hipnotizmanın ne olduğunu anlayabiliyorsan bu derin ilişkilendirme olgusunu de anlayabilirsin. Hipnozcu, kişiyi hipnotize ettiği zaman kişi artık yalnızca hipnozcunun sesini duyabilecektir. Hipnozcunun alçak sesle verdiği emri duyabilirken, izleyicilerin çıkardıkları yüksek sesli gürültüleri duyamaz. Tika takan Hintli kadın için de benzer bir durum söz konusudur: Bu onu derinden telkin edilebilir kılar. Hipnotize edilen kişi yalnızca hipnozcusuna açık kalarak diğer herkese karşı kapanır. Hipnozcu ona ayağa kalkmasını fısıltıyla söylese bile bunu yerine getirir. Oysa başka birinin yüksek sesle verdiği emri duymaz bile. Bu kişinin bilinci artık tek bir açıklığa sahiptir o da hipnozcuya yöneliktir; üçüncü göz çakrası yalnızca hipnozcuyla bağlantıdadır.

Bu mantra kadının tika’sıyla bağlantılı olarak kullanılır. O yalnızca kocasının izinden gidecek ve kendisini yalnızca ona teslim edecektir. Dünyanın geri kalan kısmına karşı özgürlük ve bağımsızlığını korur ama bu şekilde dişiliğiyle ilgili bir sorun da yaşamamış olur; kadınlığı korunmakta, kadınsı nitelikleri zarar görmemektedir. Koca öldüğü zaman tika çıkarılmalıdır çünkü artık kimseyi izlememesi gerekir. İnsanlar tika’nın arkasındaki bilimsel yaklaşımdan haberdar değildir; kadın dul kaldığı için tika’nın çıkarıldığını sanırlar. Ama onun çıkarılmasının arkasında yatan bir neden vardır. Artık hayatının geri kalan kısmında herhangi bir erkek gibi yaşamak zorundadır; ne kadar bağımsızlaşırsa o kadar iyidir. Başka birinin izinden gitmesine neden olabilecek en küçük bir savunmasız alan bile bırakmamalıdır.

Bu tika deneyi oldukça derindir ancak, doğru noktada olmalı, doğru malzemeden yapılmalı ve doğru şekilde takılmalıdır; yoksa anlamını yitirir. Tika yalnızca süs amacı taşıdığında hiçbir değeri yoktur. O zaman yalnızca bir formaliteden ibarettir. Tika bir kadına ilk kez takılacağı zaman bu törensel bir şekilde ve ustanın öğrencisinin alnına tilak’ı ilk kez yerleştirirken uyguladığı resmi ayine göre gerçekleştirilir. Ancak bu şekilde uygulandığında etkili olacaktır; yoksa hiçbir işe yaramaz.

Artık tüm bu şeyler önemini yitirmiştir çünkü yaslandıkları bilimsel düşünce zinciri tamamen yok olmuştur. Artık yalnızca boş bir ayin, amaçsızca, sevgisizce bir şekilde taşınmaya devam edilen içi boşalmış bir dış kabuğa dönüşmüşlerdir.

Sana üçüncü göz çakrası hakkında faydalı olacak birkaç şey daha anlatacağım. Ajna çakra’dan yukarı doğru çizilen çizgi beyni ikiye böler: Sağ ve sol beyin. Beyin o çizgide başlar. Beynimizin bir yarısının kullanılmadığı; en zeki insanlarda, dâhilerde bile beynin en fazla yarısının kullanıldığı, diğer yarının kullanılmadığı ve gelişmediği gözlenmiştir. Bilim adamları ve psikologlar bunun nedenini bilememektedirler. Beynin o yarısı ameliyatla alınsa bile her şey normal olarak işlemeye devam edebilir; kişinin beyninin yansının alındığından haberi bile olmayabilir. Oysa bilim adamları doğanın gereksiz hiçbir şey üretmediğinin bilincindedirler. Bir kişinin beyni hatalı olabilir ama tüm insanlığın değil! Ama tüm insanların beyinlerinin yarısı kullanılmamış, faaliyet dışı ve tamamen hareketsizdir.

Yoga beynin bu kısmının yalnızca üçüncü göz çakrasının etkin duruma gelmesiyle faaliyete geçeceği iddiasını korur. Beynin yarısı üçüncü göz çakrasının altındaki, diğer yarısıysa üstündeki merkezlerle bağlantılıdır. Üçüncü göz çakrasının altındaki merkezler çalışırken beynin sol tarafı kullanılır. Onun üzerindeki merkezler harekete geçtiğindeyse beynin sağ tarafı etkin duruma gelir. O diğer yarının faaliyetleri hiç yaşanmamış olduğunda bunun kavranması da imkânsızdır.

İsveç’te adamın biri trenden düşmüş. Hastaneye kaldırıldığı sırada çevresindeki on beş kilometre çapında yayın yapan tüm radyo istasyonlarının programlarını duymaya başlamış. Önce duyduğu sesi bir uğultu olarak tarif ettiği için bunun beynindeki bir hasardan kaynaklandığı düşünülmüş. Ancak iki hafta sonra radyo programlarını net bir şekilde duymaya başlamış ve büyük bir korkuya kapılıp doktoruna ne olup bittiğini sormuş. Doktora radyo programlarını kulağının dibinde bir alıcı varmışçasına net bir şekilde duyabildiğini anlatmış. Doktor ona ne duyduğunu sorunca bir şarkının dizesini tekrarlamaya başlamış; bu doktorun biraz önce evdeyken radyoda duyduğu şarkının aynısıymış. O şarkıdan sonra radyo yayını bitmiş ve doktor da hastaneye doğru yola çıkmış. Yayın yeniden başladığında hastanın duyduğuyla, yayınlanan şeyleri kıyaslayabilmek için hastaneye bir radyo getirilmiş. Bunun sonucunda adamın kulaklarının bir radyo alıcısı gibi işlediği anlaşılmış. En sonunda ameliyat olması gerekmiş yoksa çıldırabilirmiş çünkü programları kapatması mümkün değilmiş. Yayınları istese de istemese de her an duyuyormuş.

Bu olayın kesinleştirdiği bir şey varsa, o da kulağın çok büyük bir potansiyele sahip olduğudur. Bu yüzyılın sonunda kulaklarımızı radyo yayınlarını doğrudan dinlemek için kullanmamız mümkün olabilir. Kulağa yalnızca bir açma kapama düğmesi eklenerek radyo alıcısı gibi kullanılması sağlanabilir. Bu fikir yalnızca adamın geçirdiği tren kazası sayesinde ortaya çıktı. Zaten dünyada birçok yeni buluş, fikir ve bakış açısı kazara ortaya çıkmıştır. Geçmiş bilgilerimize dayanarak kulağın radyo alıcısı gibi işleyebileceğini asla düşünemezdik. Kulak da, radyo alıcısı da duyma işini gerçekleştiriyor, ikisi de alıcı özellikte. Ama radyo kulaktan sonra ortaya çıkmış, kulak ona bir model oluşturmuştur; radyo, kulaklarımız sayesinde anlam kazanmıştır. Kulağın sahip olduğu diğer potansiyel özellikler kazara karşımıza çıkmadıkça bizim için bilinmez olarak kalacaktır.

Benzer bir vaka da İkinci Dünya Savaşı sırasında meydana gelmişti. Bir adam yaralanmış ve bilincini yitirmişti. Bilinci geri geldiğinde gündüz vakti gökyüzündeki yıldızları görebilmeye başladı. Yıldızlar her zaman oradadır ancak Güneş’in parlaklığından dolayı onları göremeyiz; çok uzaktadırlar ve gün ışığı araya girer.

Güneşten yüz binlerce kat daha büyük yıldızlar mevcuttur ama Güneş’e ve dünyaya çok daha uzak mesafededirler. Güneş ışınlarının dünyaya ulaşması yaklaşık dokuz dakika alırken en yakındaki yıldızın ışığının dünyaya ulaşması dört ışık yılı sürer. Güneş ışığı saniyede üç yüz bin kilometre hızla yol alır. Bu hızda bile Güneş ışığının dünyaya ulaşması dokuz dakika alır ve en yakın yıldızın ışığı da dünyaya dört yılda ulaşır. Öyle uzak yıldızlar vardır ki ışıkları bize dört bin yıl, dört yüz bin yıl, dört milyon, hatta dört milyar yılda ulaşabilir. Bazı bilim adamlarına göre kimi yıldızların ışınları Dünya var olmadan önce yola çıkmış oldukları halde ancak gezegenimiz yok olduğunda ona ulaşmış olabileceklerdir. O ışınlar kendi yolculukları boyunca Dünya diye bir olgunun var olmuş olduğunu asla öğrenemeyebilirler.

Bu yaralanmış adamın gördüğü yıldızlar gündüz de vardır ama görünmezler. Oysa o görüyordu! Gözlerine ne olmuştu? Olağanüstü bir kapasite geliştirmişlerdi; bu olay gözlerin potansiyelini ortaya çıkarmıştı. Gözlerimizin bizim farkında olmadığımız, uyur durumda bir potansiyeli olduğunu gösterir ki tüm duyularımız böyle bir potansiyele sahiptir. Bize mucize gibi görünen her şey normalde uykuda olan potansiyelimizin bir anlık açığa çıkışından kaynaklanır. Bu mucize değildir. İçimizde binlerce ortaya çıkmamış mucize gizlidir; kilitli kapılar ardında saklanırlar.

Birkaç dakika önce beynimizin yarısının genelde kullanılmadığından ve yalnızca üçüncü göz çakrasının faaliyete geçmesiyle etkin hale geldiğinden söz ediyordum. Bu yoganın içgörüsüdür. Bu tür içgörüler yakın zamanda edinilmiş deneyimler sayesinde ortaya çıkmış değildir, yirmi bin yıllık bir bilgi birikimine dayanırlar. Bilimin ulaştığı sonuçlara fazla güvenemezsin çünkü bilimin bugün doğruluğuna inandığı bir verinin altı ay sonra yanlışlığı kanıtlanabilir. Oysa yoganın bu içgörülerinin doğruluğu en az yirmi bin yıllık deneyimler sayesinde kanıtlanmıştır. Kendi uygarlığımızın ilk olduğuna dair bir yanılsama içinde olsak da bizden önce de birçok uygarlık var olmuş ve ortadan kalkmıştır. Bizden önce birçok kez insanlık benzer, hatta daha ileri bilimsel gelişmelere erişmiştir ama bu uygarlıklar yok olmuştur.

1924 yılında Almanya’da atom bilimi üzerine bir araştırma merkezi kurulmuştu. Bir sabah aniden, Falkaneli adında bir adam buraya gidip merkezin üst düzey görevlilerine yazılı bir mesaj iletmişti. Bu mektupta şöyle yazıyordu: “Ben ve birkaç kişi atom bilimiyle ilgili bazı kesin gerçekleri bilmekteyiz ve bu bilgilere dayanarak sizi atom araştırmalarında daha ileri gitmemeniz için uyarıyorum çünkü bizim uygarlığımızdan önce gelen niceleri patlayıcı atom enerjisi sayesinde kendi kendilerini yok etmişlerdir. Daha ileri gitmeden araştırmaları durdurmak en hayırlısıdır.” Daha sonra bu satırların yazarı bulunmaya çalışıldıysa da başarılı olunamadı.

1940’ta Heisenberg adlı büyük Alman bilim adamı, atom enerjisini geliştirmek üzere çalışmalar yapıyordu. Yine aynı kişi, yani Falkaneli onun evine gelerek hizmetçisine bir not uzatıp oradan uzaklaştı. Notta yazan mesaj aynıydı ve yine yazarın izi bulunamadı.

1945’te Hiroşima’ya atom bombası atıldığında bombanın yaratılmasına katkıda bulunan on iki bilim adamının her biri de, Falkaneli’den hala araştırmaları durdurmak için çok geç olmadığını; aksi takdirde yıkım için ilk adım atıldığına göre sonuncusunun da fazla uzakta olmadığını dile getiren benzer bir mektup aldılar. Amerika’nın en büyük nükleer bilim adamı olup atom bombasının üretimine büyük katkılarda bulunmuş olan Oppenheimer bu mektubu alır almaz nükleer araştırma kurulundan istifa edip, “Günah işledik” diye beyanatta bulundu. Oysa bir kez daha bu Falkaneli’nin izine rastlanamamıştı. Falkaneli’nin iddiası epey olasıdır: Bizden önceki uygarlıklar atom enerjisiyle oynayıp kendi kendilerini yok etmiş olabilirler.

Hindistan’da Mahabharata savaşı sırasında biz de atom enerjisiyle oynayıp kendimizi yok ettik. Durum şudur: Çocuk büyür ve babasının yaptığı hataların aynılarını yapar. Artık yaşlanmış olan baba onu bu hataları tekrarlamaması için uyarır ama artık yaşlanmış olan kuşaklar genç kuşakları uyarsa da gençlikte böyle hatalar hep yapılır. Uygarlıkların yıkılması da aynı adımların atılıp, geçmiş uygarlıkların hatalarının tekrar edilmesinden kaynaklanır. Uygarlıklar da çocukluk ve gençlik evrelerinden geçip, yaşlanır ve ölürler.

Yoganın içgörüleri yirmi bin yıllık bir süreç sonucunda kazanılmıştır; tarihi olarak yirmi bin yıllık bir dönemin vardığı sonuçlar oldukça açık ve nettir. Bir adamın gençliğini incelemek istediğinde on adama birden göz atman gerekir çünkü bir adam için geçerli olan, herkes için geçerli olmayabilir. Tek başına bir kişi veya bir olayın incelenmesi sonuca varmak için yeterli değildir. Bu yüzden geçmiş yirmi bin yılın oluşturduğu resmin yeterince açık olduğunu söylüyorum.

Yirmi bin yıl boyunca yoga, bu dünyevi yaşamın ötesini bilebilmek için beynin uyur vaziyette, faaliyet dışı olan üçüncü göz çakrasıyla bağlantılı olan diğer yarısını harekete geçirmemiz gerektiği konusundaki ısrarını korudu. Mutlak olana dair, yani maddenin ötesine dair herhangi bir şey öğrenmek istiyorsan beynin bu diğer yarısının faaliyete geçmesi gerekiyor. Ve bu diğer yarıya açılan kapı, yani üçüncü göz çakrası, tilak’ı uyguladığımız noktadadır. Orası dışsal noktadır ve alnın yaklaşık dört santim derininde yer alan içsel bir merkeze karşılık gelir. Bu derin nokta, bu merkez, maddenin ötesinde yer alan transandantal dünyaya açılan bir kapı görevi görür.

Hindistan’da tilak kullanıldığı gibi, Tibet’te de üçüncü göz çakrasına ulaşabilmek için bu noktaya cerrahi müdahaleler uygulamaya dayalı yöntemler mevcuttur. Tibetliler üçüncü göz çakrasına ulaşmak için tüm diğer uygarlıklardan çok daha fazla çaba göstermişlerdir. Gerçekten de farklı yönlerden yaşamı irdeleyen Tibet ilim ve yaklaşımlarının tümünün temelinde üçüncü göz anlayışı yatar.

Daha önce trans halindeyken hastalıklara çare bulan Edgar Cayce’ten söz etmiştim. O, Amerika’daki tek vakaydı, oysa Tibet’te insanlar yalnızca transa, samadhi’ye geçebilen İnsanlardan tıbbi öneri alırlar. Tibetliler üçüncü göz çakrasına ameliyatla dışarıdan ulaşmaya çalıştılar. Ancak bu noktaya dışarıdan ulaşmak, Hindistan’da yapıldığı gibi yoga yöntemleriyle içsel olarak ulaşmaktan oldukça farklıdır. Beynin uykuda olan kısmı yoga sonucu içsel olarak etkin duruma geçtiği zaman, bilincin gelişiminden dolayı etkinleşmiş olur. Bu merkez, bilinçsel arınma gerçekleşmeksizin dışsal olarak açıldığında beynin o yarısının faaliyete geçmesiyle elde edilecek başarıların kötüye kullanılma olasılığı doğar çünkü adam aynı kalmış, bilinci meditasyon yoluyla içsel bir dönüşüme uğramamıştır. Bilincin meditasyon sonucunda değişim geçirmesi gerekmektedir.

Beynin bu tarafı içsel bir dönüşüm olmaksızın etkin duruma geçerse, kişi örneğin duvarların ve maddesel engellerin arkasını görebilme yeteneğini kuyuya düşmüş birini görüp onu kurtarmak için değil de yerin altında gördüğü hazineleri çıkarmak için kullanabilir. Böyle bir kimse insanların kendisine itaat etmesini sağlayabileceğini gördüğünde onlardan kendi çıkarları için faydalanabilir.

Dışsal müdahaleler Hindistan’da da yapılabiliyordu ama Hintliler buna hiç yeltenmediler çünkü yogayı uygulayan kimseler bilincin içsel olarak dönüşümü gerçekleşmeksizin böyle güçlerin etkin duruma gelmesinin ve onları kötüye kullanacak olan kimselerin eline geçmesinin ne denli zararlı sonuçlar doğurabileceğini biliyorlardı. Bu tıpkı bir çocuğun eline bir kılıç vermeye benzer. Çocuk kılıçla yalnızca diğerlerini değil kendini de öldürebilir. Demek ki yeni güçler etkin kılınmadan önce bilincin dönüşüme uğraması şarttır.

Tibet’te tilak’ın uygulandığı nokta fiziksel aletlerle delinmeye çalışılmıştır. Böylelikle Tibetliler beynin uyuyan kısmındaki gücü öğrenme ve yaşama fırsatını elde etmiştir. Oysa manevi disipline göre Tibet büyük bir ülke olamamıştır. Bunca yol kat edilmiş olmasına karşın Tibet’ten bir Buda çıkmamış olması şaşırtıcıdır. Birçok güç geliştirilmiş, benzersiz birçok bilgi edinilmiş ama önemsiz amaçlar uğruna kullanılmışlardır. Hindistan’da ise bir takım aletlerle deneyler yapmak yerine tüm enerjiyi içsel olarak üçüncü göz çakrasına odaklamaya çalışılmıştır ki üçüncü göz bu kabaran enerjinin gücüyle açılabilsin. Bilinç akışını üçüncü göze odaklamak büyük bir disiplin gerektirir; zihnin yüksek disiplin düzeylerine çıkmasını gerektirir. Genelde zihin aşağı doğru hareket eder; aslında zihin normalde cinsellik merkezine doğru akar. Ne yaparsak yapalım; para kazanmak, statüyü yükseltmeye çalışmak gibi eylemlerde de görünmez bir şekilde motivasyonu sağlayan güç cinsel arzudur. Para kazanıyorsak, bunu yalnızca seksi satın alabilme ümidiyle yaparız. Daha yüksek mevkilerde olmayı arzuluyorsak, bu yalnızca seks partnerleri seçecek ve garantiye alacak güçte olabilmek içindir.

Bu nedenle geçmişte bir kralın ünü sahip olduğu kraliçe sayısıyla ölçülürdü ki gerçek ölçüt de budur. Yoksa iktidarın ne değeri kalır? Demek ki iktidar, para ve statü dolambaçlı bir yoldan yalnızca temeldeki seks dürtüsünü tatmin etmeye yöneliktir. Enerjin aşağıya, yani cinsel merkeze doğru akmaya devam ettiği sürece manevi olarak eğitilebilmen zordur.

Bu nedenle enerjini daha yüksek düzeylere yönlendirmek istiyorsan cinsel enerjinin doğrultusu tersine döndürülmelidir. Akışın yönü tümüyle tersine çevrilmelidir. Bir geri dönüş yapıp tüm dikkatini yukarıya dönük olarak yönlendirmelisin. Yukarı doğru dikey bir hareket olmalıdır ve bu büyük bir manevi disiplin gerektirir. Atılan her adımda bir yüzleşme yaşanacak ve yapılması gereken fedakârlıklarla karşılaşılacaktır. Engin ve sınırsız olana ulaşabilmek için alt düzeydeki her şeyden kurtulman gerekecek. Bedelin ödenmesi gerekiyor. Böyle bir bedel karşılığında yüce güçler elde ettiğinde onları kötüye kullanman mümkün müdür? Kötüye kullanmak söz konusu olamaz çünkü bu güçleri kötüye kullanma potansiyeline sahip olan kişi bu hedefine ulaşamadan yarı yolda tükenip gidecektir.

Tilak’ı kişinin mutluluk anlarıyla ilişkilendirmenin güçlü bir nedeni vardır. Ne zaman mutlu bir olay olsa alına bir tilak konur. Bu durumda hem mutlu olay hem de tilak bağlantı yoluyla anımsanacaktır. Bu noktada bağlantı kanunu hakkında biraz bilgi edinmek gereklidir.

Rus bilim adamı Pavlov bu alanda birçok deney gerçekleştirmiştir. Her şeyin birbiriyle bağlanabileceğini, yaşamlarımızın da yalnızca bu bağlantıların toplamından ibaret olduğunu savunmuştur. Deneylerinden biri oldukça ünlüdür. Köpekleri beslemekle ilgili bir deneydir. Pavlov köpekler yemeğe bakarken salyalarının harekete geçmesi için yemeği onların biraz uzağına bırakıyordu. Daha sonra bir zil çalıyordu. Zil ve tükürük salgısı arasında hiçbir bağlantı yoktu ama yemek köpeklere ne zaman sunulsa tükürük salgılamaya başlamalarının ardından zil çalıyordu. Bu on beş gün boyunca tekrarlandıktan sonra zil ve salya arasındaki zihinsel bağ oluşturulmuş oldu. On altıncı günde ortada yemek olmadığı halde zil çaldığında köpeğin salyaları akmaya başladı. Zilin çalınması köpeğin hafızasında yemeği çağrıştırıyordu: Zil yemeğin simgesi haline gelmişti.

Aynı bağlantı kanunu tilak için de geçerlidir: Mutlulukla bağlantılı olarak kullanılmıştır. Ne zaman mutlu bir olay yaşansa tilak kullanılıyordu ve bu yüzden tilak ve mutluluk zamanla öylesine birbirine bağlandı ki tilak unutulmaz hale geldi. Böylece ne zaman mutlu olunsa akla ilk gelen şey üçüncü göz çakrası oluyordu. Her zaman mutlu anları anımsamaktan hoşlanırız ve bu olaylar olup bittiğinde gerçekten mutlu olmuş olsak da olmasak da mutlu anılarla yaşarız. Küçük mutluluklar bile abartılır; mutlu olayları büyütürken, mutsuzluk vermiş olanları da küçültürüz.

Sevgilinle ilk karşılaştığında ne kadar da mutluydun! Bugün geriye dönüp baktığında bu ne büyük bir olay gibi görünür. Oysa onunla bugün gerçekten karşılaşsan mutluluk bir anda büzüşüp küçülür. Sonraki yirmi dört saat boyunca onu kafanda yine büyütürsün. Hayatın içinde öyle çok mutsuzluk mevcuttur ki bu mutlu olayları büyütmeseydik yaşamamız da oldukça güç olurdu.

O S H O

Reklamlar

64 thoughts on “ESRARENGİZ ÜÇÜNCÜ GÖZ İLMİ – OSHO

  1. Tam da enerjimi daha yukarı seviyelere yönlendirmekle ilgili düşünürken bu yazı ilaç gibi geldi:)) Sanki beynimdeki birsürü karmaşa halindeki bilgileri benim için özetleyip kolay anlaşılır hale getirmiş. Teşekkür ediyorum. Acaba aradığım herhangi birşeyin (bir bilgi ya da eşya) karşıma çıkıvermesiyle Deeksha Enerjisinin bir bağlantısı olabilir mi?

  2. Herşeyin birbiri ile bağlantısı olduğu cevabı çok klişe gibi görünebilir. Sadece dikşa değil pek çok enerjinin yoğunlaştığı bu devre tüm düşünceleri anında yaratıma dönüştürebilecek karakterdedir. Sizin durumunuz bunun farkına varmak olmuş. Bu durumun daha da içine girebilir günlük yaşamda karşılaştığınız herşeyin bir sebeb sonuç ilişkisi içinde olduğu ayırdına ulaşabilirsiniz. Bir nevi tefekkür olurdu bu, tabi devam ettirebildiğiniz sürece. svg

  3. 2007 yılında tüm çakralarım on altı on yedi ay boyunca yataga girip sırt üstü yattığımda anında kendiliğinden acılıyordu inanılmaz müthiş bir durumdu bu hissi yaşamış biri olarak bire bir tarifi şöyle..içinizde sanki bir adet raylı sistem çalışıyor hem raydaki titreşimi hissediyorsun sanki ray senmişsin gibi bir durum..hem de bu rayın üzerinde yukarıya doğru sanki bir metro gidiyormuş gibi hissediyorsun…bu enerjinin çakradan dışarıya çıkış hissini de şöyle tarif edebilirim yarı tazyikli suyun bir hortumun ağzından çıkış şekli gibi, aynen bire bir tanımı bu…şu an yaklaşık bir buçuk iki yıldır bu anlattıklarımı yaşayamıyorum.. o zamandan yaşadığım şu kaldı o dönem gözlerimi karanlıkta kapadığımda kıvılcım taneleri olur yaa aynısının binlercesini çok hızlı hareketli şekilde görüyordum şimdi de böyle tek farkı parlaklık olarak azaldılar.

  4. Gençliğimde sıkca yaşadığım bir hali anlatayım. Zihnimde bir şarkı, türkü melodisi ile gayri iradi mırıldanırken, bakarsın ki eş zamanlı bir radyoda aynı şarkı, türkü eş zamanlı yayınlanmaktadır. Ben bu hali direkt radyo yayınını algılama şeklinde değilde, aynı anda bu yayını dinlemekte olan birinin bunu terennüm ederken, aynı zamanda zihinsel-telepatik yayın yapmakta ve benimde bu şahsın zihinsel yayın frekansına uygun halde olduğum için bu şarkı, türküyü terennüm ettiğim şeklinde bir yoruma ulaşmıştım. Acaba yanlış yorumda bulundum, gerçekte doğrudan radyo yayınınımı algılamışım acaba?

  5. Şeytanı unutmayın. Her insanda da en az bir tane mevcut. Şeytanlar içinize girerler. İçinizdeki bütün düşünceleri çakralardan takip ederler. Şarkı söylediklerinde siz de o melodileri söylemeye başlarsınız. Bazı kötü düşünceleri fısıldadıklarında bu düşünceleri kendinizin sanırsınız. Yani şeytanı unutmak demek ona esir olmak demektir. Meditasyon saçmalığını bırakın da -çünkü eski, yıpranmış ve şeytanların istismarına açık- tasavvufa bakın. Bir mürşid-i kamilden zikir alarak hem sevap kazanın hem çakralarınızı -letaiflerinizi- açın.

  6. Her ne şekilde olursa olsun bu işi başarabilenleri tebrik ediyorum.Çakra açmak olsun, Allaha ulaşmak olsun, kendini çözmek anlamak olsun hepsi de farkındalık demek.

  7. İlki iki gün önce ikincisi yaklaşık 1 saat önce oldu.Uyku sırasında iki kaşın orta(çok az üstü) uyandığımda iz vardı zannedersem tırnağımla iz bırakmışım.Aklımda kalan tek şey uyanma esnasında bedenimi canlandırmam sanki ölmüşüm ve tekrar ruhum bedene kavuşması inanılmaz bir şeydi uyandığımda bedenim tazelenmiş gibi geldi.Bloğunuzu internette– yaşadığım bu şeyi araştırırken buldum,benzer deneyimleri olanlar varsa tanışmak isterim.

  8. mrb kendimi bildim bileli herşeyin iç yüzünü görme yeteneğim var ve 1 yıl önce alnımda bahsettiğiniz işaret çıktı belki inanmassınız ama bazen saçımdan sinek çıkartıyorum bazen bi istekle buzdolabının motorunu harekete geçiriyorum ve bi kaç kezde güneşin parlamasını diledim içimdem ve diler dilemez güneş parladı yaratana inancım çok hep bi bağlantı içindeyim bende çok şaşırıyorum yalan söylemiyorum bilin istedim

  9. Ya aslında anlatılan bir çok yöntem var. Nadir ve istemsiz açılıyo bağlantısı var mıdır bilemem dolunayda hissetmistim. insanların aura mı derler çakra enerjisi mi derler görme şansım oldu. 2 ya da 3 defa oluşan his sanki ağlıyorsunuz gözleriniz dolmuş da etraf bulanıklaşmış gibi. bu bir kaç defa da (çok uzun süreli değildi gerçi) en çok mavi az kırmızı ve 1 2 kişide siyah rengi gözlemledim. merak saldım ve farklı anlatılan bi yöntem denedim. denerken acı çeken inanılmaz bi çığlık sesi aşırı abartılı bir çığlık. Ve kapalı halde gözlerimde bir görüntü çölde aşırı sıcak etraf bordoya kaçan kırmızı renkte ve simsiyah gölge gibi bana baktığını düşündüğüm biri canlandı. haliyle korkuya kapıldım. bunun anlamı nedir yani nedir.acaba benim beynimin kurgusumu yoksa anlam taşıyan şeyler mi?

  10. 3 cü göz 2 gözün ortasında veya 2 kaşın ortası , Palavranın palavrası bence ,,neden mi beynimizde her kişiye özel bir enerji yüklüdür ve kişiyi tehlikeye karşı uyarır uyarı şekli korku şeklinde belirir veya seninç şekliyle de oluşabilir bunu önceden beyin sinyalini verir, Akşamın birinde Korku Filmi seyrettiniz filim bitti ama sizdeki bilinç altı bitmedi yatmadan evvel evin her tarafını ararsınız bu normal ,, ama evde yalnızsın içindeki duygu evde biri var sanki gözetleniyorsun banyodasın sanki gözetleniyorsun. evet seni bir enerji izliyor 3 göz dedikleri 6 cı his sinyalı verdi paniktesin göremiyorsun ama izleniyorsun duygusu sende hakim evde biri var aynı zamanda kimse yok ,, aslında sizin evde başka bir kişinin enerjisi var onu göremezsin iç güdüleriniz farkına vardı ve sizi uyardı sizi uyaran 3 göz değil 6 cı hissinizdir burda yapacağınız şey kendinize inanıp güvenmek o enerjiyi düşüncenizle pencereden veya kapıdan çıkartıp ona güle güle diyebilmek saygılarımla ,, zeki taylan ,,

  11. Kısaca izah edeyim. Ki bunu her yazımda söylüyorum. Belki verdiğim cevapların arasında da vardır. İkiliğin olduğu yerde biri var diğeri yoktur. Siyaha bakan beyazı görmez. Gece olunca kimse ‘gündüz de bunun içindedir aydınlığı görüyorum’ demez. Oysa yaratan farklı boyutlarda aynı malzemeyi iç içe koymuştur. Zihin bunu kavramaktan uzaktır. Zihin ne zaman bunu kavrayamayacağını anlarsa o zaman bilgeleşmeye başlar. O zaman gecenin içindeki aydınlık görünür. Aydınlık orada ama gizlidir, çünkü ikilik denilen 3.boyut kavramlarına sıkışmış bakış açısı sonlanmıştır. Pek nadir olur ki iki zıttı içiçe görebiliriz. Asıl meseleyi konumuza kurgularsak, 3. Göz veya 6. his yoktur. Çünkü gerçekçi bir gözlemci deney tüpünde onu göremeyecektir. Ne zaman ki olabilir deyip onu izlemeyi bırakırsa o ortaya çıkacaktır. Yaratımın temel matematiği kuantumdur. O, ol derse olur dedikleri şey kuantum fiziğidir. O halde yaratır ve bırakırsanız 3. göz inşa edilmeye başlanır. Ya da karanlığı yaratır bırakırsanız karanlığa enerji vermiş olursunuz. Daha öncesinde gizli ya da yoktur. İnşa edilir. Sürekli elektrikle ilgili sorunlar kişiyi bulur. Metrobus durur, pc bozulur. Şarjlar kısa süre dayanır vb. Aslında tüm bunlar boyut geçişleri sırasında olur. Ve sanıyorum boyut perdeleri inceldiğinden insan kuantum zekası olması gerektiğine yakın işliyor. Daha da olacak. Svg

  12. Çok okuyunca bilgiler üst üste geliyor bende domina taşı gibi etki yaratırken biri yıkılırsa ana bilgi hasar görüyor ve bendeki etki çökmüş bilgisayar , artık yoruldum dünyada çok boyut var geçmiş ve gelecek hangisine girersen diğerinin tersi, ters boyutu gördüm girdim çıktım, ve sonuç benim ruhumla vücudumdaki enerji çarpışırken 3 göz dedikleri esas benmi işin içinden çıkamıyorum sanki 2 ruhluyum olan bana oluyor ama hangi bende sorun var boyutlara giripte eğlenen ben mi vücudumu harekete geçiren ben mi galiba deliyim deli olsam ya yaşadıklarım düşününce çoğu insandan bilgi çokluğu var bende, belki de düşünceyi enerjiye çeviren tek ben, tuhaf çok tuhaf neden bu enerji bende kime ne faydası varki düşününce, ya ilerki yaşamı insanlar bilse çoğu intihar eder acı çekmektense,, bir daha yazmamak üzere hoşça kalın saygılarımla,, zeki taylan

  13. Hayatı iyileştirici bir etkisi vardır. Sahte veya gerçek her şey buradadır. Bu yüzden hiçbir üstad, peygamber, buda dünya yaşamını yadsımamıştır. Öğrenilecek şeyler enerji, üçüncü göz, spritüel kaynaklar üzerinden değil yaşamak üzerinden edinilir. Yaşamla bütün olursak eksik yoktur diğer her şey gereksizdir. Neden bir daha görüşmeyelim ki nasıl olsa hepimiz sonsuza dek buradayız… Svg

  14. Ben de yıllar önce farklı bir durum yasamistim; uyuyordum bi an uyandım yoğun bir enerjinin bedenimden suzuldugunu hissettim. Daha sonra yukarı yukseldigimi hissettim ve bir hafifleme oldu. Asagiya baktığımda kendi bedenimi gördüm. Duvardan geçtim. Gökyüzünü gördüm. Sonrasini hatırlamıyorum. Uyandigimda odayı inceledim. Tüm ayrıntılar aynen gördüğüm gibiydi. Yaşadığım tam olarak nedir? Bir fikri olan var ise benimle paylaşır ise çok memnun olurum.

  15. Beden dışı deneyim. OBE diyorlar sanırım. Yani astral seyahat.

  16. Bu tesadüfen oldu tekrar yapmak isterim ve üçüncü gözümü açmak isterim mümkün olur mu?

  17. Yapmaya çalışırsanız olmayacaktır. Boyutsal şeyler “ben” kavramının dışındadır. Ama onu sürekli düşünmek, yanından ayırmamak, bağlılık, enerjinin bir noktada birikmesine sebep olacaktır. Sizin onu neden açmak istediğinizi bilmiyorum öyle hissediyorsanız doğasal olarak öyle olması gerekiyordur belki de. O zaman onun hep açık olduğunu anlayın. Öyle bir an geliyor ki onun hep açık olduğunu biliyorsunuz. Bir çakra açık olduğunda onun hakkında bahsedilen özelliklerin açığa çıkması da gerekmez. Psisik özelliklerim yok demek açık bir çakrayı küstürür. Çakra zaten zamanla açılır doğası bu. Biz kapamak için hayat boyu uğraşırız. Bunu başabildiğimiz için mükemmeliz.

  18. Merhaba benim de doğuştan iki kaşımın ortası kızarık genelde hislerim kuvvetlidir rüyalarımda ara ara çıkıyor bazen kaşımın ortası kaşınıyor iyice kızarıyor bu sene daha yoğun oluyor bu kaşınmalar annem nişan diyor bir de size sormak isterim nedir bu?

  19. İki kaşınızın ortasındaki fiziki faaliyetle iç görünüzün bağlantısının ne yönde ilişkilendiğini değerlendirin. İç görünüzün seviyesini ölçebilmelisiniz.

  20. merhaba ben uzun zamandır meditasyon seviyelerini nasıl değiştireceğimi bulmaya çalışıyorum fakat kesin net bir bilgiye ulaşamadım internetten. 3.gözüm eskisine göre daha alçak seviyede. yaptığım meditasyona, dinlediklerime devam edeyim mi?

  21. Merhaba, meditasyon seviyelerini nasıl neden değiştirmek istediğinizi anlayamadım. Ancak 3. göze hükmetmek olası da olsa onun durumunu tersine çevirmek için bir şey yapsanız da doğru olan şey daima olur. Açılmasını mı bekliyorsunuz detaylandırır mısınız. svg

  22. daha önceden okuduğum yazılara göre ajna çakra meditasyonları yapıldıkça çakranın hissedildiği yer değişebiliyormuş ve böyle durumlarda meditasyon tekniği değiştirmek, süresini uzatmak gibi şeyler gerekiyormuş. geçen anlatmaya çalışmışım ama saçmalamışım biraz 🙂 ne yapmam gerektiği hakkında bir bilgim yok. önce sesleri dinleyerek hissetmeye çalıştım. şimdi trans haline geçerek hissetmeye çalışıyorum. düzenli olarak yapmaya çalışıyorum. hükmetme konusuna gelince o kısmı çok anlayabildiğimi sanmıyorum. örneğin bir meditasyon sonrası göz kapaklarım yarıya düşüyor ve pineal bezin olduğu yerde baskı, ağırlık, bir şey varmış hissi oluyor. onu uyardığımı anlayabiliyorum ama onu nasıl kullanacağımı bilmiyorum. bazen herhangi bir şey gördüğümde aniden olabiliyor. mesela şu an anlatırken bile uyarılıyor gibi geliyor. onu düşündüğüm anda bir şeyler garip oluyor ama hükmetmek onu yöneltmek… işte oralard birtakım sorunlarım var. kusura bakmayın çok uzun oldu ne yazdım yazabildim mi karıştı yazarken kafam çok :))

  23. Merhaba, çakralarınızı besleyen olumlamalar yazısı yayınlamıştım. Bu aslında yabana atılacak bir şey değildir. Yaşam bir bakış açısı ve psikolojidir. Eğer sevildiğinize inanmıyorsanız örneğin, ajna çakra yoktur ki. Boşa uğraştığınızı kastetmiyorum yanlış anlaşılmasın. Enerji alanları siz hissedin diye varlar, yaşam keza enerji alanlarınızdan yansıyan görülerinizden oluşur. Bu yüzden olumlama da çalışmayı deneyin. Ve ajnanın -ya da diğerleri- sunduğu yaşam biçimini yaşayarak sonuca gidin. Aslında böylece uzun bir yol da olsa siz bir bilinç geliştiyor olacaksınız. svg

  24. erdinc bey
    cevap vereceginizi umarak yazıyorum.3. göz cakrası nasıl acılır?
    sanırım bundan önce böyle birseyi yapabilir miyim diye sormalıydım..

  25. Merhaba çakranın açılması için yöntemler var ve belki internette rastlarsınız. Ancak yaşam biçiminiz değişmeden açılması ne kadar avantajlı olur bilemiyorum. Belli bir bilgeliğe ulaşmak daha uzun yorucu ama kesin yoldur. Açılan bir çakrayla uğraşmak için yeterince hayat tecrübeniz yok ise zorlanılabilir. svg

  26. Ben 16 yasindayim. Özellikle bu konuda kendime son derece guvenim var fakat okudugum bazi bilgilere gore goz acildiktan sonra baska boyutta olup gorunmeyen varliklar gorunebiliormus. Bu nedenle aklini kaybedenler var. Bu konuda siz ne dusunuyorsunuz?

  27. Merhaba, genelde okuduğum kaynaklar üçüncü gözün açılması için disiplin öngörüyorlar. Bunun dışında farklı bir şeye rastlamadım. Kişi korkularının farkında değilse elbette şok yaşayacaktır. Bu yüzden şok yaşamamak için önce yoga namaz gibi eğitici sistemlerle yoğurulmak hazırlanmak gerekir. Bu hazırlıklar için ise kişi kendi özelliklerini bilmelidir. Size örnek olarak korkuyu verdim yukarıda, anlamışsanız benim hassas olduğum bir konudur. Bir çok korkumun üzerine giderim ve halen mücadele içindeyim. İnsanın bir çakrasını açması için yaşamındaki olumsuzlukları yok etmesi gerektiği kanaatindeyim. Böyle hazır ve güçlü olunabilir. Yok hazır değilsek ki ölüme hazırlık da buna dahildir şoka girmek çok normaldir. Svg

  28. ben 3. göze o kadar inanmıyorum ancak bir işi unutmuş isem üzerime bir his çöküyor sırtımda bir yük var sanki sonra düşünüyorum ama ne unuttum bilemiyorum ya kötü ama çok önemli olmayan bir olay yaşıyorum yada bir işi unutmuş oluyorum bu nedir içgüdü mü

  29. Bu sadece zihnin ve bedenin sizle konuşarak hatırlatması. Ama 3. göz yok diyorsanız yoktur. svg

  30. Merhaba, küçüklüğümden beri durduk yere dikkatim iki kaşımın ortasına toplanıyo sonra yoğunlaştıkça gıdıklanma ve ağrı gibi bir his oluşuyor sinirleniyorum dikkatimi dağıtmaya çalışıyorum bazen geçiyo bazen geçmiyo ama zamanla o ağrı daha aşağıya indi tam burnumla alnımın bitiştiği yerde hissediyorum bu okulda hocaları dinlememdede sorun yapıyo durduk yere dikkatim oraya kayıyo ve gıdıklanmayla ağrı, sonrasında hocanın ne anlattığını kaçırmalar arkadaşlardan tekrar anlatmalarını istemeler vs.. genelde önemli bir şeye odaklandığımda oluyo arkadaşlarım dertlerini anlatırken ders çalışırken ders dinlerken önemli bi olay dinlerken..sanki bişey beni engelliyo ve dikkatim oraya kayıyo sizce bunun 3. Gözle bi alakası olabilir mi lütfen bilgi verebilirmisiniz?

  31. Üçüncü gözle bağıntı kurmak için duru görünüzün ne kadar aktif olduğuna odaklanmalısınız. Neleri önceden hissedersiniz, tahmin ve iç görünüz nasıl çalışıyor. Evet aktif bir pineal bez var ama çalışıyor mu kendiniz test edeceksiniz. Svg

  32. En son geçen hafta çarşamba günü çantamı hazırlarken gözüme uhu çarptı birden kendi kendime dedim ki kesin yarın birine uhu lazım olucak dedim koydum çantama ertesi gün biri yeni kitap almış okulda ilk defa çözmeye başlıycaktı bakmak için sayfaları çevirirken kitap sayfalarının dibinden yapıştığı yer birden çıktı kız uhu istemeye başladı bekledim ki benden başka getiren var mı kimse de getirmemişti bende verdim ama böyle şeyler çok sık olmuyo nadir, bir de içimde kötü bir his varsa o gün kesin kötü bişe oluyo gerek bana gerek sevdiklerimden birine,ben 3. Gözü geliştirmek istesem sizce yatkınlığım var mıdır? Ne yapmam lazım? Tilak gelişimimiz için şart mı?

  33. Kusura bakmayın çok uzun yazıyorum galiba bide rüyada farkındalıkta oluyo bende ama sadece kabus gördüğümde oluyo mesela birisinden kaçıyo oluyorum önümde merdivenler oluyo diyorum ki nasıl olsa rüyadayım ölmem merdivenlerin ordan uçmaya başlıyorum eğlenceli bi rüya haline geliyo ama buda nadir oluyo işte ben sıklaştırmak istiyorum gerek rüya olsun gerek gerçek hayat olsun

  34. Zaman hızlı ve istekleriniz olumlu ya da olumsuz bir anda gerçekleşiyor. Üçüncü göz zaten aktif. Gelişim için bence farkındalık gerekli. Kontrol elinizde olmalı. Örneğin uhuya ihtiyacınız olmadığını anlayıp yerine bırakabilirdiniz. Ve size o gün kimsenin uhu sormamasını yaratabilirdiniz. svg

  35. Rüyada mecburen farkında olduğunuz için eğlendiğinizi düşünüyorsunuz. Gerçek hayatta çok farkında değilizdir ancak istediklerimiz hemen olur. Neredeyse istediğimiz bir hayat süreriz. Zaten eğlence başından beri var. svg

  36. gelecek önceden görülebiliniyor.geçmişinde görülmesi mümkün mü?

  37. Farkındalık hepinizi hissedebiliyorum ve çok farklı biri olduğum için kendimi insanların rahat sorunlu yada vb gibi şeylerin yerine koyamıyorum çünkü o kadar farklıyım ki bilemiyorum zamanında o kadar canım acıdı ki hiç kimsenin yerimde olmasını istemem insanları ileştirebiliyor olmam dünyadaki her şeyi hissetmem sorun oluyor ileride nasıl biri olacağım konusunda hiç bir fikrim yok gözle görülemeyen şeyleri görmek hata kendimden geçip birisini masanın üstüne uçurmak ama size yemin ederim ki o kadar güzel gözüksede aslında hepsi büyük sorumluluk ve acıya katlanmak gerektirir. birden fazla yeteneğim var sadece insanların hastalıklarını ileştirebiliyorum içimde öyle bir güç hissediyorum ki sanki kontrolümden çıksa dünyadaki hiç bir şey durduramayacakmış gibi hissediyorum… Ve zatende öyle keşke rüyalara gelince aslında hepsi gerçek ve istediğiniz zaman kontrol edebilirsiniz sadece herşeye inanın Allah’ın Verdiği bu hediyelere isyan etmeyin benim yerimde olsaydınız çoktan bir şeyler olurdu sadece bekliyorum yardım bekliyorum sizden değil Allah’tan sizler bana yardım edemezsiniz zaten kaç kere ruhsal bedenime bir şey olsa bedenimde de aynısı oluyor ama hiç bir doktor ne olduğunu yada bu olmuş diyemiyor bütün testleri yaptıkları halde benden bir şey bulamıyorlar sıkıntıyı bildiğim halde kendimde sorunu halledemiyorum o kadar zor ki kendimi kontrol etmekten hiç bir şeyle uğraşamıyorum… aslında yazsam roman olur ama fazla işin içine girmeyin yeteri kadarını alın… BENDEN SİZE TAVSİYE

  38. Sevgili robulesher sizinle konusmak isterim.Farkli bir donemde oldugumu hissediyorum ruhsal anlamda ve universite hazirlik dönemimdeyim.Benimle iletişime gecerseniz minnettar olurum.

  39. “Sen çık aradan, Kalsın seni Yaradan” Bak o zaman nasıl 3.Göz değil bütün çakralar full açılır

  40. Merhaba. Cevap vermesem olmaz. Sert vurur daima islamın kılıcı ona diyecek yok. Fakat mesele çakralar değil de asıl biz emekliyoruz onu kavratmaya çalışıyoruz. Çakra açana kadar elbet birbirimize hoş davransak ne güzel olur. Açılmasa da onlar olsun. Biz çiçek olalım açmasak da olur.

  41. Aynı iki kaşın arasındaki gıdıklanma hissi uzun zamandır bende de var bu da bana kaşımı çatma hissi uyandırıyor çünkü rahatsız edecek boyutlarda oluyor, yani bu iyi bir şey mi kötü bir şey mi? Sanki çakramda sıkıntı varmış hissi uyandırıyor ama yukarıda yazdıklarınız şaşırttı beni, çünkü bazen içime doğmalar oluyor bende de ve nadir de olsa ruylarım çıkıyor.

  42. Merhaba
    benimde bir kac sorum var.ben 3 gozum ile varlik gördüğüm oldu
    sorum sudur ki normal gozlerle gordugumuz varliklarin 3 goz ile alakasi varmı?

  43. 11.sınıf öğrencisiyim ve biyoloji dersinde epifiz bezini işledikten sonra kafama yatmayan sorular oluştu ve internette araştırmaya başladım.(arkadaşımın taviyesiyle). önce dmt hormonu ayahuasca çayı mevlana kargı kamışı üzerlik tohumu gibi bir serüvenim oldu. Yabancı makaleler okudum belgeselleri izledim ve yazınızı okudum. Düşünceleriniz çok hoşuma gitti. 3.göz kavramına canı gönülden inanıyorum. Her zaman yaşadığımız boyuttan çok daha fazlasının olduğunu düşündüm. Önce dmt hormonu şimdi 3.göz böyle şeyleri bu kadar geç öğrenmem beni üzüyor. Daha fazlasını görmek istiyorum ama bunu zevk,para itibar için yapmak istemiyorum.kafamda o kadar çok soru var ki heleki din konusunda…tek isteğim bunlara cevap bulabilmek. Yaşadığım her şeyin bir nedeni olduğunda inanmaktayım. Ve son 6 ayda her gün dejavu yaşıyorum. Artık sistemin nasıl çalıştığını öğrenmek istiyorum. Bana yardım eder misiniz?

  44. Merhaba ben şu sıralar namazlarımı tam olarak kılamıyorum hatta hiç bi nevi bırakmış gibiyim benim namaz kıldığımda hislerim öyle güçlü oluyorki rüyalarımda neler olacağını, yürüdüğüm yerde kimlerin karşıma çıkacağını hissediyorum ve görüyorum. İnsanlar bende büyük enerjinin olduğunu söylüyorlar ama ben kendimi öyle enerji dolu hissetmiyorum öyle özel güçlerim olduğunu sadece 6.his dedikleri şeyin güçlü olduğunun farkına varıyorum bu kadar şey üst üste gelince insan merak etmiyor değil ve hislerim bu kadar güçlüyken astral seyehatlara istemsizce çıktığım oldu 2 kere birisi yıllar önce ne olduğunu bilmiyordum biriside yeni bilincim yerinde kontrol elimde ama korktuğum için ruhumu aradım ve zorla uyandım. Okul sınavlarına çalışırken bazende olsa bir anda bir his doğuyor okuduğum yerde bu kesin çıkacak diyorum ve çıkıyor , rüyalarımda kaç alacağımı görüyorum. Benim öğrenmek istediğim acaba benim çakralarımmı açık yoksa manevi Allah tarafından verilen bir gücümmü var. ben enerjimi hissetmiyorum ama oluyor böyle bazen net bir şekilde acaba uğraşsam çakralarım için yönetebilirmiyim verilen özellikleri açıklarmısınız bu yaşadığım şeylerin sebebini açıklarsanız sevinirim.

  45. Merhaba. Neden bu soruyu içsel bilgeliğinize yöneltmediniz. Bence çok kolay yanıt alacaksınız. Svg

  46. Merhaba ben Telekinezi-Üçüncü Göz-Meditasyon ile uğraşıyorum 2,5 aydır YouTube kanalım’da var kanalınımın adı [İnterruttore Ceco] videolarımda bulunmaktadır göz atarsanız sevinirim bu aralar üçüncü gözü tam açmak istiyorum ileri seviye şuan hissede biliyorum konusu açıldığında kaşımın ortası sızlıyor ama dahada ileri seviye olmasını istiyorum bilgi verirmisiniz I doser mp3 almaya başladım önere biteceğiniz farklı şeyler varmı?

  47. Merhaba benimde 3. Gözüm açıkmış bunu yeni öğrendim rüyalarım çıkıyodu ve bazen yaşayacağım veya birinin yaşayacağı şeyi kısa film olarak gözüm açık görebiliyorum bunu tamamiyle kullanmak bi hediye olabilir bu güçten çekiniyorum bi ailem var çocuklarımı ve eşimi düşünmek zorundayım kapılırsam kontrolü sağlayamazsam bunun getirisine katlanamayacağımı biliyorum lütfen disiplinli bi şekilde bunu deneyin tavsiye ederim dünyevilikten vazgeçmenin getirileri ağır olabilir…

  48. 3.Göz çakramın uzun yıldan beri açık olduğunu yeni farkettim bu bir uyanıştı allaha şükürler olsunki fakat seviyesini sarkaç ile tespit edip şifalandırma yapmak uygunmu?

  49. Sarkaç konusunda bilgim yok. Ancak bahsettiğiniz şifa ne tür olursa olsun 3. Gözün şifalandırma yeteğini kendi başınıza keşfedebilirsiniz. Sonuçlarını tahmin edebiliyorum. Belki benimki de kısmen açıktır. Anlayabiliyorum. Ancak bir cihaz kullanmaya benzetebilirsiniz. Sadece fizik ötesi. Seviye tespiti ne demek bilmiyorum. Seviyesiz bir şey ölçmeye çalışıyorsunuz bence. Benim içgörüm budur.

  50. Merhaba.Üçüncü göz yani epifiz bezinin kireçlenmesi diye bir şey duymuştum. Flor, klor,hayvan eti ve daha birçok şeyden dolayı kireçleniyormuş. Bunları hayatımızın içinden çıkarmak çok zor. Zararı çok olur mu? Üçüncü gözümüzü harekete geçirmemize ne kadar engel oluyor?

  51. Bence hayata bakış açımız daha büyük engel. Kendimizden uzaklaşmak, mücadele etmeyi hırsla karıştırmak vb. Üçüncü gözünüzü açmaya biz kendimiz engeliz.

  52. Büyük bir aileyiz bu dünyada. Hepimiz bağlıyız. Anlatmamak diğerlerini tecrubesiz bırakmaz mi. Svg

  53. 1 aydir kendi kendime deniyordum. googla yazdim bu site cikti. nefes almakda onemli sanirim. enerji ve farkindalik da veriyor sanirim, diger insanlarda bunu farkediyor bunu her neyse

  54. Ben bu konuyla gercekten ilgileniyorum
    Bir yerden baslamak gerek benim icin Bir yolculuk olucak disarda degil icerde zihnimin derinliklerne dogru
    benim merak etigim bu ucuncu gozle ruyalarin bir baglantisi olup almadigi

  55. Merhaba,
    özellikle sayın admine teşekkürler böylesi özel bir konu açtığı için… Ben kriya yoga ile 3. göze odaklandım. Yaklaşık 8 yıldır devam ediyorum. En güzel deneyim bedenin dışından bedeni izlemek. Tamamen özgür kalıyorsunuz. Bununla ilgili tecrübelerimi teknoguncel.net sitesinde paylaşıyorum. Esas ilgilendiğim alan Kriya Yoga ile 3. gözden astral boyutları gezinmek. Bunun için iyi bir karma şart. Yoksa arkadaşların dediği gibi şeytanlar, 8 kafalı canavarlar görülebiliyor.

  56. O kadar güzel bir yazı olmuş ki, aralıksız tam tamına “30” dakikada okudum ve hiç gözümü ayırmadım. Bu tip konulara ilgim nedense çok fazla anlam veremediğim şekilde sıkılmam gerekirken okudum, benim için çok garip. 🙂 Ama yazan hocam çok güzel noktalara değinmiş. Ve yazı esnasında ( hitap şekli çok önemli olduğu için daha samimi olmuş.) Buda beni etkileyen birkaç unsurlardan birisi. Bu yazıyı okurken bu kadar yazacağımı bilmiyordum. 🙂 Bir ilki yaşattığınız için teşekkürler..

  57. Meditasyon yapmaya ve çakra açmaya daima en alt çakralardan başlayın.. her gün bir çakra yukarı çıkın ve nihayet 3.göz çakrasına odaklanın! yolları aşama aşama kaydedin.. birde çakraları açmaya kalkmadan evvel mutlaka korunma kalkanı meditasyonu yapın.. bir hafta boyunca korunma kalkanı meditasyonu yaparsanız; meditasyon sırasında arzu edilmeyen frekanslardan korunmuş olursunuz!
    Eğer korunma kalkanı meditasyonu yapmaz, birde çakra açmaya en alttan değilde en üstten veyahut 6.çakradan başlarsanız..; hoş olmayan sonuçlarla karşılaşabilirsiniz.. internette bilgi yaygınlaştıkca insanlarda farkındalık arttı.. ama aynı zamanda metot ve disiplin terk edildi.. metot ve disiplin asla terk edilmemelidir.. bu işler çocuk oyuncağı değildir.. herşeyin bir yolu ve usülü vardır..
    eğer kendinizi maneviyattan uzak hissediyorsanız bu işlere hiç girmeyin derim hatta ben.. mesela daha önce hiç namaz kılmamış, hiç oruç tutmamış, hiç tevbe istiğfar çekerek astral temizlik filan yapmamışsanız bu işlere hiç girmeyin! illede girecekseniz budist bir rahip bulun veyahut bir mürşidi kamil bulun size el versin.. önce astralınızı temizlesin.. sonra bunlar çorap söküğü gibi gelir zaten..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s