GÖNÜL GÖZÜNÜZÜ AÇIN-Bir Sufi Ustası Yanıtlıyor, Hazret İnayet Han

urun_95109“Bu Nasıl Yapılır”

Bu Sufizm hakkında bir konuşmadan sonra dinleyicilerden gelen ilk sorulardan biridir. Her şey için küçük bir basınız düğmesi olmasını beklemek 20.yüzyıla özgü bir tavırdır. Hazret İnayet Han kullanılan teknikler konusundaki bu adeta bilinçsiz inancı keşfetti, fakat çoğunun yaptığı gibi konuyu irdelemedi. İnce bir şakayla buna karşı uyarıda bulundu, gerçi bu sözüne yol açan olay onun için çok acı olmuştu. Bir defasında bir adam İnayet’in topluluğunun coşkulu bir üyesi gibi göründü, fakat gerçekte onun yöntemini “çalmak” istiyordu. Bu deneyim İnayet’i hayrete düşürdü ve şok etti, fakat sadece şöyle dedi: Bu bir mühendisin çalınabilecek bir icadı değil.

Sınırlı Egoyu Sınırsızın İçinde Eritmek

Mistik gelişme gerçek egonun içindeki sahte egoyu yok etmekte yatar.

Tek yol vardır, o da gerçek olanın içindeki sahte egonun yok edilmesidir ki, tüm mükemmellik onun içindedir ve o ölümlüyü ölümsüzlüğe yükseltir.

Sahte ego kavramı -bazen “küçük ego” ve çoğunlukla da “sınırlı benliğimiz” diye adlandırılmıştır- ancak varlığın temelde yatan birliği felsefesiyle tanışınca anlaşılabilir. Gerçek (büyük) ego ya da sınırsız Öz Bütün olandır, ortak oluş halimizdir. Mistik soyut anlayışta durmaz, Birliği deneyimlemeye uğraşır; bilincinin bedenini ve dünyevi deneyimlerini bildiği kadar iyi bilmelidir bunu da. Hepimizin sınırlı bir bilinci vardır, çevremizdeki günlük hayat  ve bedenimiz hakkındaki bilgimiz, düşünce ve duygularımız sınırlıdır; fakat bu bilinç genişletilebilir ve başka bir bilgiye yönlendirilebilir.

İnsan, bilincinde olduklarıdır veya bilincinde olduklarına sahiptir

Bizler hepimiz bilincinde olduklarımızızdır. Hapisteki biri hapisin bilincindedir…Sadece bilincinde olduklarımıza sahibizdir. Bu nedenle büyüklüğümüz ya da küçüklüğümüz bilincimize bağlıdır. Aydınlanmış bir insan bile olmak sadece bilincin bir farkındalığıdır.

Ruhsal erişim ruhu canlandırır ve bilinçlendirir. Bir insan ruhunun varoluş boyutunu değil de sadece maddi varlığının bilincindeyse ahmaktır; ruhtan çok uzaklaşmıştır.

İnsan içinde yanlış bir düşünce geliştirir ve bu yanlış düşünce kendisi diye adlandırdığı bir şeyle özdeşleşir. “Ben bir profesörüm, bir avukatım, bir doktorum” ya da “ben bir kralım, bir lordum v.s” der. Fakat ne iddia ederse etsin, o değildir. İddiası mütevazi veya azametli olabilir, fakat gerçekte o değildir.

Ruhsal bilgi bir şey öğrenmekte değil, bir şeyi keşfetmekte yatar; sahte bilincin prangalarını kırmakta ve ruhun kendisini ışık ve güçle açmasında yatar…ruhsal demek ruh-bilinci demektir. Kişi bedeninin bilincinde (sadece bilincinde) olduğu zaman ruhsal olamaz. Bu krallığını bilmeyen bir krala benzer… Bu pek çok sembolik hikayede anlatılır.

Yüreğimi genişlet, Rabbim, gökyüzü kadar, öyle ki tüm evren ruhumda yansısın.

Bu duanın, sürekli tekrarı halinde, kişinin sınırlarını aşması için bir vasıta olarak kullanılabilecek, bir duadır. Tüm o sözde gizemli egzersizler, bilincin bu genişlemesine ulaşmanın vasıtalarıdır.

Ruhsal yolda ilerleyen mistik meditasyon, konsantrasyon, dua, öğrenim yolu ile, yaptığı her şey ile bu sahte egoyu olabildiğince silip temizlemeye azmeder. Onun hedefi, her zaman sahte egonun altında gömülü olan hakikatin bir gün tezahür edip açığa çıkmasıdır. Ve dua biçimi de veya zikir şeklinde ya da başka bir şekilde Tanrının adını anarak gerçek egoyu uyandırmak onun tezahür etmesini sağlamaktır. Bu tıpkı kayayı çatlatan bir kuvvettir, bu kuvveti kazanır kazanmaz taşların bile içinden geçip bir ırmak haline gelen bir pınara benzer. İnsanın içindeki ilahi kıvılcım da böyledir.

Duruşlar Vasıtasıyla Beden Kontrolü

Nefs (benlik)-disiplininin uygulanabileceği dört ana yol vardır. Biri fiziksel yoldur, aynı pozisyonda kalma, belli bir süre aynı şekilde oturma uygulamasıdır… mistikler yıllar ve yıllar boyunca çeşitli duruşları çalıştılar; ve belli nefes egzersizleri yaparken oturma şekillerini keşfettiler…Bu duruşlar insanın yön bilgisini öğrenmesini kolaylaştırır…Yeme ve içmeyle bağlantılı olan başka bir benlik-disiplini de vardır; kişi belli şeylerden kaçınır…ve bunlarsız, özellikle onsuz yaşayamayacağını düşündüğü şeyler olmadan yaşayabilme uygulaması yapar. Bu bazı üstadların meyve ve sebze diyetiyle yaşamalarının, psikolojik ve fiziksel nedenleri dışındaki nedenlerden biridir… Oruç tutma bedenin yoğunluğunu azaltmanın yollarından da biridir…Fakat aslını ararsanız, oruç tutmayı salık verecek son insan benim. Ben hemen hiç oruç tutmam; ben sadece eğer kendilerini oruç tutacaklarsa öğrencilerime bazı öğütler veririm.

Günümüzde HathaYoga duruşları ve nefes egzersizleri Batıda oldukça iyi biliniyor. Yarım yüzyıl önce İnayet Han sık sık “Doğudaki ustalarınız neden akrobatik hareketler yapıyorlar?” gibi sorulara yanıt vermek zorunda kalıyordu ve bunun bir eğlence değil, fakat bedenin duyarlılığını arttırmanın bir yolu olduğunu açıklıyordu. Bugün pek çok Batılı sağlık için yoga yapıyor ve elbette bu bir anlam da ifade ediyor, fakat esas amaç bedeni ruhsal erişim için sağlam bir alet haline getirmektir.

Sınırlı Egoyu Terk Etmenin Yöntemleri

Sınırlı egoyu terk etmenin ve dar dünyevi bir bilinci kırıp çıkmanın pek çok yöntemi vardır. Nefs-disiplini, konsantrasyon için yeterince güçlenmenin bir vasıtasıdır. Başka bir yol Tanrı’nın 99 isminin konsantre olarak meditasyonda tekrarlamadır. Bu egzersizlerden bazıları belli nitelikler geliştirmek için kullanılır; fakat esas hedef ego-farkındalığını yenmektir.

Kendimi unutmama izin ver, Rabbim, ki Senin Varlığının bilincine varabileyim.

Egoyu Küçültmenin Başka Yolları

Farklı insanların sınırlı egoyu terk etmelerinin ya da reddetmelerinin farklı yollarına ihtiyacı vardır. Yüksek bir dünyevi mevkisi olan insanların sosyal rolleriyle özdeşleşmelerini silmek için eylemde bulunmaları gerekebilir. İnayet Han dilenmeyi ya da en bayağı işi yapmayı öğrenmek zorunda kalan krallar ve en aciz yaratığın önünde eğilmeyi öğrenen bir mistiğin oğlu hakkında anekdotlar anlatır. Bütün bunlar “önemli” bir dünyevi egonun bilinçsiz bilincini unutmak içindir. İnayet Han, İsa’nın böylesi bir egosuzluğun sembolü olarak müritlerinin ayağını yıkadığından bahseder. Ve Hazreti İsa’nın sözlerinde üstad “insana insanın ruhundaki iyiyi ortaya çıkarmayı öğretebilen her şeyin özünü” görüyordu. Bu çerçevede “ruhu zayıf” olan “sınırlı egodan kurtulmuş” olan anlamına gelir.

Ruhu zayıf ne anlama gelir? Bu silinmiş olan ego demektir.

Bu ego küçültme egzersizleri her zaman ve herkes tarafından yapılamaz. Bunlar bedenin zayıf olduğu hastalık halindeyken ve kesinlikle zihin zayıfken yapılmamalıdır.

Sinir sistemi iyi durumda olmalıdır…Kendinden feragat diye adlandırılan şey gerçekte kişinin düşüncelerini, arzularını, isteklerini ve tutkularını kontrol etmesidir. Fakat bu dünyadaki yaşamdan elini eteğini çekmek demek değildir; bu sadece kişinin kendini denetlemesi anlamına gelir.

Bedensel Konsantrasyon

Mistikler değişik şekillerde oturarak veya durarak kasları ve sinir sistemleri üstünde kontrol sağlamışlardır ve bunun zihin üstünde bir etkisi vardır…Ve kişi duruşun sırrını bilince ve görünmeyen dünyadan enerji, güç ve ilham alınca, düşüncelerini, sözlerini, keyfini ve neşesini sürdürme gücünü bulur. Dahası, fiziksel kontrol kazanmak için kişinin duruşlar ve nefes kadar düşünce gücüne de ihtiyacı vardır.

Sonuç olarak, bedensel kontrol karakter ve kişilik için bir esas, üstüne ruhsal erişimin kurulacağı bir temel oluşturur.

Bu nedenle beden göz ardı edilmemeli, fakat mistizm uzun vadede günde beş dakika için bile olsa “nasıl fiziksel bedenden bağımsız yaşanacağı” anlamına da gelse, bedene özen gösterilmelidir.

Önce beden sağlığını iyi hale getirmek gerekir. Çoğunlukla bedenin zayıflığı ya da hastalığı zayıf zihinsel ve ruhsal durumun da nedenidir.

 Nefes

İçsel duyulara, bedenin sağladığı en büyük araç olan “nefes” ile ulaşılabilir.

İçsel duyular, ruhun insanın bedenindeki belli bir merkez vasıtasıyla kendilerini ifade eden yetilerdir; ve asla su ulaşmadığı için hiç verimli hale gelmemiş topraklar gibi, nefes buralara ulaşmadığı zaman bu merkezler için de durum aynıdır…Buraları hiç uyandırılmamıştır, çünkü insan bedeninin sadece yaşadığı, yediği ve eylemde bulunduğu kısımlarında solumuştur. Bu büyük bir şehirde yaşayıp kişinin hiç görmediği pek çok güzel yerler olduğunu bilmemesiyle karşılaştırılabilir.

Nefes, fiziksel olanı görülmeyenle birleştiği için ruhsallığın en önemli “vasıtası” olarak düşünülebilir.

İnsanın varlığının öteki yanı, gerçekte fiziksel olmayan soluma sistemidir.

Sabahtan akşama kadar soluduğumuz bu nefesin ardında nasıl bir gizem olduğunu hiç düşünmeyiz. Bu tek konunun o kadar büyük bir önemi vardır ki eğer bu bilimi gerçekten inceleseydik tüm mevcudiyeti anlayabilirdik…nefeste bedenle ruhu birleştiren bir şey vardır.

 Nefes hepsine yayılan bir akım gibi bedeni, zihni ve ruhu birleştirir. Soluma sadece oksijen alıp karbondioksit vermek değildir, daha incelikli ve daha temel bir şeydir. Tıpkı küçük benlik ve büyük benlik durumunda olduğu gibi küçük ve büyük nefesten de bahsedilebilir. Bazen nefes, fanilik dünyasından ölümsüzlük dünyasına geçme vasıtası olan bir köprüyle, bazen de bir iple kıyaslanabilir: “nefes aynı zamanda insanları tek bir yaşam içinde bağlayarak onlar arasında uzanan bir iptir”. Bir de yaşamdan önceki yaşamla, yaşamdan sonraki yaşamı yeryüzündeki yaşamla bağlayan bir kaldıraçla da kıyaslanabilir. Fakat en sık kullanılan kıyaslama “nefsin bir akım” olduğudur ve “nefesin her edimin ardındaki güç olduğu” her zaman vurgulanır.

Burun deliklerinin içeri çekilip dışarı bırakılan hava olarak hissedilen algılanabilir nefes sadece solumanın bir etkisidir. Mistik için nefes havayı dışarıya taşıyan ve içeri getiren akımdır…yaşamın en içteki kısmına temas eden ve geri gelen bedenin, zihnin ve ruhun içinde akan bir akımdır.

Ruhun hareketi de nefesin hareketiyle aynıdır. Tümüyle dışarı çıkar ve tümüyle içeri çekilir. İnsanın aldığı her nefes ruhunun en derinlikleriyle temas eder; ve eğer nefes yaşamın derinlikleriyle temas etmeseydi kimsenin yaşaması mümkün olmazdı. Her nefesle her an içimize çektiğimiz gerçekte Tanrının yaşamıdır.

Mistik burun deliklerimizle alıp vererek algıladığımız soluğun asıl nefes olmadığını, fakat sadece bedende değil, insan varoluşunun tüm alanlarında akan bir akımın sonucu olduğunu bilir. Eğer böyle olmasaydı zihnin beden üstünde ve bedenin zihin üstünde nasıl etkisi olabildiğini açıklayamazdık.

Pek çok nefes egzersizi vardır. İlk egzersizler tıpkı bir müzisyenin parmak egzersizleri gibi sadece kontrolü ve uygun ritmi öğrenmek içindir. İleri düzeydeki bir mistik yön, yoğunluk, süre, hız, dalga uzunluğu, sayı ve terkipler hakkında sayısız girift ayrıntı öğrenir.

Tüm ruhsal gelişme kültürü nefes bilimine dayanır.

Yeni başlayanların egzersizlerinden başka, hemen her müride basit bir nefes egzersizi verilir ve bu egzersizi gerginleşmeden ve yoğunlaşarak düzenli bir şekilde uygulamak çaba ister. Zikrin pek çok şekli nefes, ritim ve titreşime dayanır. Ancak ileri düzeydeki bir mistik şifacılık, sözsüz iletişim v.s için kullanılan daha karmaşık nefes egzersizlerine hakim olur. Genelde deneyimli, iyi niyetli ve sorumlu bir yardımcı olmadan hiçbir egzersiz yapılmamalıdır.

 Telepati

Telepati onun için çok normal ve basit bir başarıydı.

Bazıları için telepati gizemli bir olaydır; fakat bunu anlayanlar için telepati sıradan konuşma kadar doğal ve kolaydır.

İnayet’in öğrencileri ve onunla karşılaşanlar onun sessiz anlayışının pek çok örneğini hatırlıyorlar. İçlerinden biri şöyle yazıyor, “Harikaydı, insanın tek söz söylemesine gerek yoktu ve yine de tümüyle anlaşılıyordu.”

İnayet’in öğrencilerinin ihtiyaçlarına yanıt verme şekli gayet inceydi. Bir keresinde beklenmedik bir şekilde hiç sekreterlik işi yapmamış olan birinden bir derste geçenleri kaydetmesini istedi. O derste bir doktor olan bu öğrenci genel bir öneri olarak kendi sorusuna yanıt verildiğini keşfetti. İnayet genellikle bir dersine sadece bir dinleyicinin sorusuna ışık tutan bir hikaye katıyordu. Ona doğrudan doğruya dikkatlerini bir şeye mi çekmeye çalıştıkları sorulunca, “önemli değil” diye yanıt veriyor veya hatta birinin düşüncelerini ve anılarını görmüş olduğu için özür diliyordu. Bu ilişki sadece müritlerle sınırlı değildi. Bu harekete hiç katılmamış olan, fakat Hindistan’daki konularla ilgilenen rastgele bir kişi hiç bahis konusu olmadığı halde İnayet’in birdenbire en sevdiği şarkıyı söylemeye başladığını hatırlıyor. İnayet’in bu keskin “görüşünün” en hoş ve pratik kullanımı bir istasyonda ortaya çıktı. İnayet Han’ı davet eden bir kişi trende İnayet’i karşılamaya geldi; daha önce hiç karşılaşmamışlardı, fakat o Batılı bir kalabalığın içinde bir Hintliyi hiç zorlanmadan tanıyacağını umuyordu. Birden dirseğinde bir el hissetti; bu, yüzlere bakarak değil, fakat bir düşünce algılayarak onu bulan İnayet’ti.

Bilinçsiz Telepati

Mistiğin telepatisi bilinçli, iyi ve kontrollüdür, fakat bilinçsiz ve tesadüfi düşünce transferi de vardır.

Başka insanların zihin durumlarını, keyif ve keyifsizliklerini, başka birinin yüreğindeki sevinç ve acıyı bilme, uzaklarda neler olduğunu bilme, uzaklardan haberler alma gibi okült güçler düşünüldüğü zaman, bütün bunların çalışarak değil, sadece sevginin gücüyle kazanılabileceğini buluruz… Gerçekten seven özel bir meditasyon ya da konsantrasyon olmaksızın bu tür şeyleri bilir, zira sevgiden daha büyük bir konsantrasyon ne olabilir ki?

Mesele şudur ki, gerçek sevgi her zaman genişletir. Bu kişinin yüreğini açması ve dikkatini başkasına yöneltmesi demektir, böylece kendi sınırlı egosunu unutur. İnsan ne kadar ilerlerse tüm yaradılışın birliği bir gerçeklik olarak o kadar çok deneyimlenir. Bu sadece bir engelleri kaldırma, sınırlılığı aşma sürecidir. Birbirlerini sevenler arasında engeller doğal olarak kalkar.

Birbirine odaklanmış iki zihni hiçbir şey ayıramaz… Bu olayda uzaklık asla bir engel değildir. Savaşlarda,  askerlerin yaralandığını ya da öldüğünü bilen annelerini, karılarını, çocuklarını görmedik mi? Bir düşünce, özel bir desen, özel bir resim yansıtılır ve bu üstüne böyle aksettirildiği için öteki kişi bunu bir anda hisseder.

Yansıtma

Yansıtma ve aksettirme çoğunlukla İnayet’in telepatinin işleyişini açıklamak için kullandığı klasik Sufi terimleridir. Bir zamanlar kendi ustası da ona aynı açıklamayı yapmıştı.

Telepati biliminden bahsederken mürşidim bir keresinde şöyle dedi, “Telepati yansıtmadır. Eğer yüreğin temizse, o zaman onu nasıl odaklayacağını bilmelisin, başka bir şey bilmene gerek yoktur, Yürek bir aynadır ve önündeki her şey ona yansıyacaktır”.

Zihin dünyasına, Sufi şairlerin terimlerinde, Aynalar Sarayı anlamına gelen “Aina Khanah” denir.

Dünyada farklı zihinler, akisleri yansıtabilen ve üstlerine düşen her şeyi yansıtan çeşitli aynalara benzetilebilir. Bilgeliği ve gücü ne kadar büyük olursa olsun hiç kimse etkilerden kurtulmuş olduğunu iddia edemez. Bu tıpkı aynanın şöyle iddia etmesine benzer, “Ben üstüme düşen her şeyi yansıtmıyorum”. Ancak alimle aptal  arasındaki fark şudur ki, alim yansıtmaması gereken şeye sırtını döner; aptalsa sadece istenmeyen düşünceyi yansıtmaz, üstelik gururla buna sahiplenir de.

Gönül Gözünüzü Açın

Hazret İnayet Han’ın Sufi Mesajı

Elisabeth Keesing, Okyanus Yayınları

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

One thought on “GÖNÜL GÖZÜNÜZÜ AÇIN-Bir Sufi Ustası Yanıtlıyor, Hazret İnayet Han

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s