UYANIŞ – SHAMAN DUREK

“UYANIŞ” kitabının yazarı Sayın Shaman Durek, İstanbul’da düzenlenen Beden, Zihin ve Ruh Sağlığı Festivalinde (2016) açılış konuşmacısı olarak katılmıştır. Kendisinin “Sağlıklı Yaşam Savaşçısı Olmak” adlı Seminerinde tanışma şansım oldu. Ben, konuşmasından kendime göre şöyle bir ana fikir edindim: “Yaşamımızdaki tüm deneyimlerimizi öncelikle sağlıklı olarak deneyimlemeli ve hayata yansıtmalıyız, bunun sonrasında değişim kaçınılmaz olarak bizim üzerimizde de etkisini gösterecektir. Bu değişimlerin sağlıklı olabilmesi için, dengeli ve olumlu fikirlerin öncülüğü yadsınamaz. Bedenin sağlığı için, doğaya daha açık olmalıyız, zihnin sağlığı için bilime daha açık olmalıyız ve ruhumuzun sağlığı için de kalbimizdeki sevgi potansiyelini çoğaltarak yani sevgiyi yaşayarak, bu üç bütünlüğümüzü korumalıyız… Kısacası kendimizi, gücümüzü keşfederek Shaman Durek’in dediği gibi “Sağlıklı Yaşam Savaşçısı Olmalıyız”…. Sevgilerimle & Sevinç Gürsözer

Spiritüellik kendi içinde bir yolculuktur,

bilinmeyenden korkmadığın bir yolculuk…

SPİRİTÜELLİK

Spiritüellik, insanın dünyayla ilişkisini anlayış biçimidir. Bugünün dünyasında kendini nasıl temsil ettiğini gösterir. Hayatta hem bize dayatılan hem de kendi içimizde yer alan sınırlar vardır ve spiritüellik, bunların ötesine geçerek büyüyebilme ve gelişebilme yetimizi ifade eder.

Spiritüel bir insan olmak yeşil smoothie’ler içmek, Hindistan’a seyahat etmek veya vahşi ormanlarda egzotik hayvanlarla dolaşmak anlamına gelmiyor. Spiritüel bir insan olmak, kendini başkalarının içinde fark etmek demek. Kendi sevgi yolculuğunun farkına varmak ve bunun sonsuzluğa uzanan bir yol olduğunu görmek demek. O yola sadece kendin için koyulduğunu ama bir o kadar da etrafındaki herkes için yolda olduğunu anlamak demek. Yaşadığın çağda, herkese faydalı olacak, kullanışlı bilgiler getirmek demek. Spiritüellik kendini bulmak, kendini bilmek, kendini sevmek üzerinedir. Böylece seni yaratan yaradanı da seversin. Yaratıcıya sevgini göstermenin en iyi yolu ise onun yarattığı şeyleri, okyanusları, gökleri, ağaçları, hayvanları, kendini ve diğer şeyleri sevmekten geçer…

İnsanın, fırtınanın tam ortasındayken kendi kendisinin farkına vardığı ve sonra hayatının içine açık bir dimağ ve genişleyen bir ruhla yol alıp sonunda sakinlik ve huzura kavuştuğu yerdir. İnsan ruhu içerisinde bir keşif, gerçek benliğinin farkına varmanın bir yoludur spiritüellik. İnsan benliğine doğru bir bilgi, hakiki bir destek ve yeterince sevgi verildiğinde benliğin ve ruhun ne kadar genişleyebileceğini ve gelişebileceğini, evrilebileceğini anlama biçimidir.

Spiritüellik, yeni teknolojidir.

Ona yeni teknoloji diyoruz çünkü spiritüelliğin içindeki tüm mitolojiler, bedenin saklı tuttuğu bilgileri açığa çıkarmak ve onları değiştirmek üzerine deneylerdir. Gezegende gördüğün fiziksel, içgüdüsel veya zihinsel her şey ruhtan gelişir. Spiritüellik, bilginin ve bilgeliğin simyasıyla büyümeyi, değişimi, şifayı, dönüşümü, evrimi ve uyumu destekleyebilmektir. Örneğin; bilgisayar, bir teknolojidir ve içinde yeni datalar geldikçe güncellenen bilgiler taşır. Vücudun kendisi de öyledir… Spiritüellik, vücudun yeni teknolojiyi almasını ve algısının değişmesini sağlayan teknolojidir. Böylece bilgisayar, yeni güncelleme sayesinde yeni bir çalışma yoluna geçer. İnsan varlığının biyolojik yapısında da aynısı gerçekleşir. İnsan varlığına yeni bilgi aktarıldığı zaman benliği için her şey değişir; hayatı, verdiği tepkiler, hissettikleri ve olayları deneyimleyişi, sevme kapasitesi ve çok, çok daha fazlası… Evrenimizdeki her şey kodlara, teknolojiye ve frekanslara dayalı. Bu oksijenlenmiş gezegende yaşayabilmemiz için ruhumuzun bu gezegenin teknolojisiyle birleşebilmesi gerekiyor.

forest

Gezegenin teknolojisi doğadır. Doğa, bu gezegende yaratılan en yüksek teknolojilerden biridir. 

Kimilerimiz bilgisayarlarımızın mühendisliğimizin ve bilim kapasitemizin doğadan daha üstün olduğunu düşünebilir. Bu yalnızca bir yanılgıdır. Doğa en akıllı teknolojidir. O kadar akıllıdır ki, hayvan yapısının genetik kodu sayesinde hepimizin içine uyumlanabileceğimiz bedenler verdi. Bu sayede oksijen vasıtasıyla enerji soluyarak işleyen, hücrelerimizin, organlarımızın olduğu, kemiklerimizin, kaslarımızın çalıştığı bir beden ve onun yaşadığı bir hayat yaratıldı. Kanımız, kemiklerimiz, kaslarımız vücudumuzun içindeki gaz buharları, nefesimiz ve enerjimiz; hepsi doğadaki elementlerden birine bağlıdır. Eğer bu gezegenin teknolojisini içimize kabul etmezsek yaşamayız.

Bedenimiz biyolojik bir uzay kıyafetidir.

Annen ve baban onu gebelikte yaratır, hücreler birleşir ve bölünürler, ta ki sonunda bedenin oluşana kadar. Bilimin gelecekte anlayacağı şey şudur ki, sperm ve yumurtanın içindeki hücre kodu aynı zamanda yapısal DNA kodunun bir mavi kopyasını da muhafaza eder. Bu, doğanın hücre kodudur, doğanın mavi kopyası. Uyumlanmamız ve birlikte büyümemiz gereken şeydir. Beden yaşayan bir organizmadır; ruhunun fiziki alemi deneyimlemesi için gezegenin sana sunduğu her şeyi hissedebilmen, dokunabilmen, tadabilmen, koklayabilmen, işitebilmen ve görebilmen için mükemmel biçimde tasarlanmış bir biyolojik uzay kıyafetidir.

Standart bir uzay kıyafeti, astronotlara uzay ortamında küçük bir dünya atmosferi simülasyonu yaratarak hayatta kalmalarını sağlar. Ancak bu kıyafet, uzayı tam anlamıyla deneyimlemelerine izin vermez, uzayı yalnızca görerek ve uzaktan dokunarak tecrübe edebilirler (uzayda hava olmadığı için ses de duyulmaz). Biyolojik uzay kıyafeti -yani beden- çok çok daha ileri bir teknolojiye sahip olduğu için ruhun gezegeni her şeyiyle deneyimlemesini sağlıyor, kendi kendini tamir ediyor ve kullanım süresi bittiğinde de doğaya karışıyor.

astronot

Çoğu insan sahip oldukları biyolojik uzay kıyafetini takdir etmiyor. Çünkü ondan sadece ve sadece bir tane edinebildiklerini anlamıyorlar. Arabanla kaza yapınca bir galeriye gidip yenisini alabilirsin ama biyolojik uzay kıyafetinle bunu yapamazsın. Kıyafetin sevgi frekansı ile çalışır. Kendini daha çok sevdikçe, biyolojik kıyafetine gereken enerji daha fazla iletilir. İyi beslendikçe ve egzersiz yaptıkça, kendine baktıkça, kendinle nazikçe konuşup, seni hoşnut tutan ve ilham veren kelimeleri söyledikçe, güneşin besleyici enerjisiyle birlikte doğadan ve ruhundan aldığın her şey, seni ayakta tutmak için biyolojik uzay kıyafetini besler. Böylece bu gezegende yapmayı arzuladığı şeye devam edebilmesini sağlar.

İnsanlar biyolojik uzay kıyafetlerini her zaman garantide sanarak bile bile ona zarar veriyorlar Evet onun ömrünü uzatacak teknolojiyi geliştirebiliriz ama kıyafetin hepsinin yalnızca elimizdeki kadar olduğunu unutmamalıyız. O, biyolojik, canlı bir organizma. İhtiyacı olan şeyleri ona vermezsen, sorunlar başlar. Hastalıklar yaratır, organların çöker ve dahası gelir. Sonunda var olmayı durdurur. Bunların hepsi başına gelir çünkü biyolojik uzay kıyafetinin düzenli bakımları yapılmamış ve iyi kullanılmamıştır. Aynı zamanda ona ne tip yakıt yüklediğimizin de bilincinde olmamız gerekir. Herkes, kendi atalarının dünyaya uyum sürecine, onların ne dersler öğrendiğine, edindiği tecrübelere ve kendi kıyafetlerine nasıl baktıklarına göre farklı bir biyolojik uzay kıyafetine sahip olur. Kimi insanların kıyafetlerine bazı uyarıcılarla gelir; bunlar hastalık ve sıkıntıya yol açabilecek belirli hücre kodlarıdır veya farklı bakteri türleri taşırlar. Bu tip insanlar belli şeylere alerjik olabilir veya başkalarının kendilerine sürekli saldırıda bulunduğu hissiyatına sahip olabilirler. Kişi biyolojik kıyafetinin nasıl çalıştığını bir kez anladığında ve ruhunun da bu kıyafetin doğal bir parçası olduğuna idrak ettiğinde, bu enerji değişir. Biyolojik uzay kıyafetlerimizin işleyişini anlamak, kendimizi ve gezegenimiz Dünya’yı keşfetmek açısından çok anlamlıdır.

Doğa sahip olduğu her şeyle ihtiyacı olan her şeyi karşılar.

Doğa son derece akıllı ve bize her zaman çok verici davranıyor. Vücudumuzun da aynı şeyi yaptığını anlamalıyız. Ciğerlerimiz sadece sağlıklı olmamızı gerektiriyor. Oksijeni soluyup, karbondioksite dönüştürüp onu doğaya geri salmaya devam edecekler. Doğa, ancak biz ona uyum sağladıkça benliğimizle uyum gösterecek bir biyolojik kıyafet tasarladığını biliyor; bu da doğa olmadan bizim var olamayacağımız anlamına geliyor.

Eğer gezegendeki tüm hayvanları öldürürsek, vücudumuz tüm canlılar arasında

bir bağ bulunduğunu anlayamadığı için çalışmayı bırakır.

Bu bağ bir kez koptuğunda biyolojik sistemlerimizde sorunlar baş gösterir ve aynı zamanda akıl ve duygusal sağlığımızı da etkiler. Şayet akıl ve sinir hastalıklarında bir artış görmeye başlarsak, sebebi insanların akıl sağlığını dengeleyen bir hayvanı yok ediyor olmamızdır. Daha derinlere bakmayı öğrenmeliyiz, aynı Avatar filminde olduğu gibi. Doğayla bir olduğumuzu ve doğanın bizle bir olduğunu anlamalıyız. Doğanın teknolojisi bizimkinden çok ötede ve ona adapte olmamızın tek yolu, doğanın nasıl adapte olduğunu anlayabilmek. Bunu bir kez başardığımızda, sadece gezegene değil, gezegenin tüm doğal elementlerine, hayvanlara, ağaçlara, sulara, gökyüzüne ve soluduğumuz havaya da saygı duymayı öğreneceğiz.

Doğaya yapılan her şey bize yapılır ve bize yapılan her şey, doğaya yapılır. Eğer bu fevkalade dengeyi anlayabilirsek, doğal elementlerle paylaştığımız bu güzelim bağı; Şamanizm’in “Hiçbir şeye zarar vermeme” prensibini anlarız ve hem Dünya’ya hem de kendimize saygı duyarak doğanın ahenk içinde yaşama prensibini kavrayabiliriz.

IŞIK VE KARANLIK

Işık, sevginin hareket halindeki bilincidir. Hareket halindeki bilinç, senin en yüksek hayrına doğru gitmeye odaklanmıştır. Seni motive edip, cesaretlendirir. Eğer seni düzeltmesi gerekirse bunu sevgi yoluyla yapar. Her şey sevgi tarafından yürütülür. Seni destekleyen, sevgi dolu bir alandan konuşur. Ancak karanlık tam tersidir. Karanlık, sana suçlu hissetmen gerektiğini, kötü bir insan olduğunu söyler veya şunu bunu yapmaman gerektiğini ya da hayat zor olduğu için daha sıkı çalışmak zorunda olduğunu söylediğini duyarsın. Işığın sana “hayat zor” dediğini asla duymazsın çünkü hayatın zor olduğuna inanmaz. İçinde yoksunluk ya da sınırlama barındıran hiçbir şeye inanmaz. Onu kabul ettiğin anda hissettiğin duygu sana farkı gösterecektir.

Işık bilinci, doğrudan Tanrı’dan gelen enerjidir.

Temelde Tanrı’nın saf ve koşulsuz sevgisinin, kendisini dünyanın içinde

devamlı çoğaltarak yaratmasıdır.

Bize sevgi bilincini ve özgür iradeyi verir. Karanlık enerjiyse durgundur ve bu nedenle yoksunluk, korku, kontrol gibi seni aşağıya çeken, mutsuz eden duygularla çalışır. Karanlık sevginin mevcut olmadığı yerdeki tahribatın enerjisidir. İçinde sevginin olmadığı her şeyin karanlık olduğunu bilirsin. Sana biri bir şey söylediğinde sevgi hissetmiyorsan, sebebi karanlıktan geliyor olmasıdır. Ancak o kişinin seni mutlaka sevmediği anlamına gelmez, yalnızca karanlık bilincin içinde olduğunu gösterir. Eğer karşındaki yapıcı bir şey söylemeye çalıştığı halde yine de sevgi hissetmiyorsan, sana olan sevgisinin karanlık vasıtasıyla geldiğini gösterir. Seni seven biri, seni zayıflatmak yerine güçlendirir. Seninle incineceğin, üzüleceğin ya da güvensiz hissedeceğin bir şekilde konuşmaz. Karanlık ve ışık arasındaki farkı işte böyle ayırt edebiliriz. Biri iyi hissettirirken, diğeri hissettirmez. Karanlıkta ışık yoktur ancak karanlık sadece karanlıktan ibaret değildir.

candle

Karanlık, ışığın henüz ulaşmadığı boşluktur ve ışık,

onu yeniden ışığa dönüştürebilir.

O, karanlık olmayı seçmiştir, ancak yine de karanlık olabilmek için ışığa ihtiyacı vardır. (Karanlık ışığın yokluğundan beslenir, dolayısıyla ışığı gölgeledikçe daha çok var olur.) İşte bu yüzden yaşamlarımızı etkiler. Çünkü biz ışığız ve karanlık bizim üzerimizden aydınlığı tüketmek istiyor. Bunu da bize korku ve acı duyguları aşılayıp, bozulma yaratarak yapıyor.

Eğer seni korku dolu hissettiren bir duygu ya da düşüncen varsa, karanlıktan geliyordur. Korku, her zaman karanlıktan gelir. Cesaret ve güç ise sevgiden. Kendinle “evet, korkuyorum ama korkacak hiçbir şey yok çünkü ben ışığım” şeklinde konuşursun. Kendini desteklersin ve farkındalığın yüksektir. Işığı, varlığına doğru konuşturmaya başladığında, karanlık orada kalamaz. Karanlığa kula verdiğindeyse içini bir çeşit korku ya da yoksunluk fikri kaplar. Karanlığın seninle konuştuğunu bilmenin en kısa yolu budur. Sana telepatik mesajlar da gönderebilir ve aynı zamanda aile üyelerin, arkadaşların, çalışma arkadaşların kanalıyla da seni etkileyebilir. Seninle konuşma tarzlarından anlarsın. Güçlendiren, sevgi hissedilen bir alandan geliyorsa ışıktır; korku ve endişe aşılıyorsa karanlıktır. Ancak o insanlara kızmamalıyız çünkü kızarsak, daha fazla karanlık yaratırız. İnsanlar arasında sıkça meydana gelen bir durum bu. Biri kızgınsa, diğeri de kızar. Karanlığın istediği de tam budur. Karanlık daha fazla karanlık ister. Böylece zehir yayılır ve bir salgına sebep olur.

Bir şaman olarak salgınlara çok sık şahit oluyorum. Eğer biri kızgın ve bozuksa sen de kızgın ve bozuk hale geliyorsun.

Her zaman şunu hatırla:

Karanlığa karşı asla karanlık ile savaşamazsın.

Onun karşısına sevgi ve bilgelik ile çıkarsın.

Hiçbir şeyle savaşamayız biz. İnsanlar sürekli bana gelip şöyle diyor: “sürekli savaşıyoruz.” Hayır biz savaşmayız. Bizim anlaşmazlıklarımız olur. Birini sevdiğin yerde savaş yoktur. Bu bir illüzyondur. Karanlık bu tip kelimeleri kullanıp, bölünmemizi ister. Bu kelimeyi değiştirmeli ve savaş, dövüş gibi karanlığın bize kancayı takıp, kendine doğru çektiği her türlü fikri uzaklaştırmalıyız.

Işıksa seni kendine doğru çekmek için sana kanca atmaz. Işığa kendini adamanı ister çünkü seni iyi hissettirir ve insanlarla paylaşacağın güzel deneyimler bir yana, hayatında inanılmaz şeyler yaratır. Diğer taraftan karanlıksa sana kancayı takacaktır. Seni karanlığa çekmek isteyecektir. Daha fazla ruhun karanlıkta olmasını ister. İnsanların nasıl karanlığa döndüğünü anlatan pek çok eski hikaye vardır. Benim favorilerimden biri oldukça dokunaklı bulduğum Star Wars (Yıldız Savaşları) filmi. Filmde iyiliği temsil eden Jedi şövalyeleri, güçle (The Force) çalışırlar. Eğer güce açıksan, onu kullanabilir, sana gönderdiği mesajları alabilir ve ışığa ulaşabilirsin. Star Wars hikayesinde Anakin Skywalker’ın karanlık tarafından ayartılmasının önemli bir yeri var. (Başta iyiliğin tarafında yer alan küçük bir çocuk olan Anakin, korkuları yüzünden büyüdükçe karanlığa çekilir ve sonunda baş kötüye dönüşür.) Karanlık seni “Hey, haydi karanlığa gel burası çok havalı” diyerek kandırmaz. Çünkü bu çağrıya gitmezsin. Onun yerine seni baştan çıkarır. Hayatta kalmak, kendini korumak, başına gelen bir şeyin üstesinden gelmek için ona ihtiyacın olduğuna inandırır. Bazen de geride bırakamadığın bir şeyden intikam almak için karanlığa ihtiyacın vardır, iyi hissetmek için. Çoğu insan karanlığın kendilerini ayarttığının farkına varmaz. Kızmak iyi hissettirir, çünkü içeride uğraşmak istemedikleri bir şeyi bastırır.

anakin

Anakin Skywalker’in en büyük korkusu terk edilmek ve en sevdiği insanları kaybetmekti. Annesini tüm kalbiyle seviyordu ve onu kaybetmekten korkuyordu. Karısını da tüm kalbiyle sevdi ve onu da kaybetme korkusu taşıyordu. Bu zaafını fark eden karanlık, onu kendisine çekmek için en çok korktuğu şeyi kullandı. Rüyasına girip karısının öleceğini gösterdi. Jedi konseyi ise onu ve tüm düzeni bekleyen tehlikeyi çoktan fark etmişti. Sonunda büyük Jedi ustası Yoda onu karşısına alıp “Kaybetme korkusu, karanlık tarafa kapıyı açar” mesajını verdi. Ustanın fark ettiği şey korkunun büyüyebileceğiydi. Korku bir virüs gibidir. Büyümeye ihtiyaç duyar. Fakat Anakin bir Jedi olarak kalırsa karısını kaybedecekti çünkü onu koruyamayacaktı. Ancak karanlık tarafa geçerse daha fazla gücü olacak ve böylece Jedi konseyinin asla izin vermeyeceği şeyleri yapabilecekti. Esasen karanlığın ona söylediği şey, bir şeyleri kontrol edebileceği ve bu yolla da karısını kurtarabileceğiydi.

Karanlık seni korkularınla kandırır.

Hayatında çok fazla istismar yaşadın diyelim. Karanlık şöyle söyler sana: Eğer içki içersen, acı çekmek zorunda kalmayacaksın. Sen de artık acı hissetmek istemezsin. Zaten kim ister ki? İşte burada, haydi iç biraz. Şimdi artık bir şey hissetmene gerek yok. Karanlık alkol aracılığıyla acını azaltıp, baştan çıkarır seni. İhtiyacın olan şeyi bulur ve onu ruhunla takas eder. İşte zayıf noktan! Giderek korkun konusunda uzmanlaştığını hissetmeye başlarsın ve sonrasında da gurura kapılırsın.  Anakin’in hikayesinde, sonunda o karanlık tarafa geçer ve tüm o korkunç şeyleri yapar. Karanlığa geçtiğinde geri dönüş olmadığını düşünerek kendine ve başkalarına korkunç şeyler yaparsın. Anakin de gidip tüm o insanları ve padawan’ları (küçük jedi) öldürdü. Tüm Jedi’ları tek tek ortadan kaldırdı. Karısını kurtarabileceğini düşündü fakat karanlığın, her şeyin bittiğini düşündüğün anda hiçbir şeyi göremez hale gelmek demek olduğunu fark etmemişti. Gerçekten sonunda ihtiyacın olan şeyi bulamazsın. Karanlık tarafından kandırılmışsındır ve artık geri dönüşün olmadığını düşünürsün. Utanç ve suçluluk seni ele geçirir ve sonunda karanlığı tümüyle varlığına kabul edersin. Karısı Prenses Amidala öldüğünde Anakin çoktan karanlık tarafa geçmişti ve onu kurtaramamıştı. Başaramadı. Karanlık, başaramayacağını en baştan biliyordu. Anakin boynunu eğdi ve kötülerin başkumandanı Darth Vader’a dönüştü.

Olacak olan şey budur, kandırılırsın. Her zaman da Tanrı’ya vermediğin, teslim etmediklerin üzerinden kandırılacaksındır. Ancak “Tanrım, hayatımın bu alanında zayıfım ve karanlık tarafından kandırıldığımı hissediyorum. Sana teslim olmak, ışıkta olmak istiyorum. Lütfen bana ışığı gönder. Bana yardım etmeleri için rehber varlıları gönder. Tanrım bu karanlığı benden al ve bana yardım et.” dersen, O sana yardım edebilir. Hayatında seni ışığa doğru götürecek şeyler gerçekleşebilir. Ancak ışık seni kandırmayacaktır. Gelip sana “Hey, ışıl ışıl bir parti yapıyoruz, gelmek ister misin? Sadece beyaz giymen gerekiyor!” demeyecektir. Yapacağı şey, sana uyarı veya tavsiye vermektir. Eğer ona açıksan ve dinlemeye gönüllüysen seni pozitif tutumlara doğru yönlendirebilir. Meditasyon yapmıyorsan örneğin, “Yapabileceğin sana çok büyük faydası olabilecek şeyler var.” der ışık. Sen de “Nedir bu şeyler?” diye sorduğunda; ışık “Eğer istersen daha fazla meditasyon yapabilir, bu yolla pek çok şey kazanabilirsin ve daha iyi hissedersin” diyebilir.

İnsanların kendi içlerinde henüz keşfetmedikleri en büyük şey, sevgiyi ve sevgiden olmayanı ayırt edebilme yetileri. Aklımıza her daim sevgiyi koymalıyız. Hasta bir kimse için korku ve endişe duymaktan ziyade sağlıklı olmasına vermeliyiz aklımızı. Eğer para ile ilgili sıkıntılarımız varsa, parasızlığa dair endişe duymamalıyız. Tersine para olmadan önümüze açılacak yeni fırsatların ne kadar inanılmaz olduğuna odaklanmalıyız.

Zihnini istediğin şeylere odaklamalısın,

İstemediğin şeylere değil.

Çünkü istemediğin şey, karanlık tarafından baştan çıkarılır. Enerji, bu boyutta kimin için neyin iyi veya kötü olduğunu ve aradaki farkı gözetmez, herkesin dikkati neredeyse oraya odaklanır. Bir Jedi olmak için ilk öğrettikleri şey, duygularını nasıl kullanacağın ve düşünme şeklinle ilgili nasıl net olacağındır. Böylece “bilmiyorum” alanından hareket etmezsin.

Ne istediğimi bilmiyorum demek, gücünü istemediğin,

onun yerine bir başkasına güç verdiğin anlamına gelir.

Bu kelimeleri kullandığında, kendini kendi gerçeğine körleştirirsin. Şunu söyleyebilir ki, kendini karanlıkta bulmak için gidebileceğin en kestirme ve garanti yol budur.

RUH

Ruhun, içindeki Tanrı ışığı ve nefesidir. Bilincinden aldığı bilgilerle tekamül eder. Yalnızca doğru bilgiye ihtiyaç duyar ve kendine ne söylersen, tekamülün adına onu yaratır. Şayet kendine değersiz olduğunu, yeterince akıllı olmadığını ve kimsenin seni sevmediğini söylersen, tekamül yolunu o şekilde belirler. Seni geliştiren şey, acı ve rahatsızlık olacaktır. Değersiz olduğunu takdir görmediğini hissederek endişeler içinde evrim geçirirsin. Bu duygular ruhuna hakikati söylemediğin için ortaya çıkar. Seni onlar büyütür ve zor yolu seçmiş olursun. Aklın, karanlık tarafından bulandırılmıştır. Eğer kendini bu durumda hissediyorsan, karanlık bilincinin içinde demektir ve onu dışarı çıkarman gerekir.

Karanlık bilincine girdiğinde korku, suçluluk, utanç, nefret, üzüntü, karışıklık, kopukluk gibi listenin uzayıp gittiği karanlık yollarla düşünmeye başlarsın. Bunun yerine aklımızı ışıkla hizalanmaya hazırlamalıyız. Işıkla hizalanmak, spiritüel sevginin öz enerjisinden hareket etmektir. Böylece ruhumuz doğru bilgiyi alır. Sonrasında varlığımıza, benliğimize ne kadar harika ve güçlü olduğumuzu söyleriz. İstediğimiz her şeyi yapabiliriz, yaratabiliriz. İnsanların farkına varmadığı başka bir şey, ki bunu zamanla herkes öğrenecek, tüm ruhların birbiriyle bağlantıda olduğudur.

Ruh, bedenin elde ettiği deneyimlere göre,

bireysel çalışır fakat bir başkasının ruhuyla iletişime ihtiyaç duyarsa onunla konuşabilir.

Dolayısıyla ruhuna, “Ben berbat bir insanım” gibi şeyler söylersen, kendiyle bu şekilde konuşanlarla temas edersin. Benzer insanların bir araya gelmesinin sebebi bu. Ya karanlık ya ışık… O yüzden kriminal suçlar için bir araya gelip birbirine bağlananlar var. Öte yandan gezegenin yapısal bütünlüğünü yükseltmek adına bir araya gelip bağ kuran insanlar da var. Hepsi ruha dayalı. Kural basit; kendini yüksek titreşimlerde tutabiliyorsan, bilincin de yüksek titreşimdedir. Titreşimin düşükse ve yüksek titreşimli biriyle bir haftayı beraber geçirirsen; sonunda iki şey olabilir: Birincisi, enerji boyutunda bir metamorfozdan, yani dönüşümden geçersin. “Etkileşim değişimi” de diyoruz buna. Veyahut o insandan uzağa kaçarsın, tıpkı ateşten kaçar gibi.

Bazı insanlar ömürlerini boşa harcıyormuş gibi görünebilir. Gerçekte kişisel tekamüllerine göre yaşıyorlardır. Bazı varlıklar buraya sadece fakirliği deneyimlemek üzere gelir. Bazıları yalnızca bir bebek doğumunu yaşayıp eve, ışığa dönmeyi deneyimlemeye gelir. Bazılarının deneyimlemeye geldikleri şeylerle ilgili “Bir insan niye böyle bir şey istesin ki?” diye düşünebilirsin. Ruhun kendisi her zaman bir şeyleri sevgiye döndürme isteğinin kor enerjisiyle hareket eder. Sevgiden olmayan, karşıt bir enerjiden hareket etsen bile ruhun yine sevgiye dönmek ister. Ancak o karanlık enerjiyi fark etmeni sağlayacak deneyimler yaratır sana. Böylece yaptığın şeye sevgi verip, o enerjiyi sanki eksik kalan bir şeyi yeniden yaratır gibi özüne döndürebilirsin.

Ruhunu Tanrı’nın seninle bağlantıda kalma aracı olarak düşün.

O’nun her zaman orada olduğunu, var olduğunu gösteriyor sana.

Ruh, hiçbir şeyin yoksunluğunu çektiğinden değil, sadece senin benliğin yoluyla büyümek üzere geliyor. Ona “güzelsin, güçlüsün, her şeyi iyileştirebilirsin, her şeyi değiştirebilirsin” gibi sevgi mesajları verdiğimizde ruh güçlenir ve böylece sen de güçlenirsin. Çünkü hayatımızı oluşturan ruhtur. Güzel bir çocuğa güzel şeyler söylemiş olursun ve bir anda bu çocuk güçlü, harika, fırsatlar yaratabilen, yetenekli, derin ve tekamül edebilen bir varlık haline gelir. Bu çocuk her şeyi yapabilir çünkü Tanrı’yla olan bağlantısı itibariyle diğer tüm ruhlarla bağlantıdadır. Sen bilinçsin ve tek bir ruhsun. Ruhun kendi bilinci vardır ama onu sevip sevmeyeceğini görmek üzere bir çocuk gibi seninle oyunlar oynar. En üst potansiyeline ulaştığında da fark edersin ki, ruh ve bilinç birdir.

Şaman kelimesinin anlamı “Bilen kişidir” ancak şaman bilincinde olmak, ruhun kendi öğretmeni olmasına güvenebilmektir. Bu noktaya gelmek için de ruha teslimiyet sunmak şart. Dünyevi şeyler kafanı karıştırmamalı ve sana sen şusun sen busun dediklerinde zihnin bulanmamalı. Onları itip, kendinden uzaklaştırman gerek. Yoksa ruhunla olan ilişkini bunlar belirler ve sonunda her şeyle olan ilişkine dönüşür.

Ruhun amacını bilir.

Yapması gereken şey konusunda ona izin verirsen, ruhun kendi amacını bilir. Hayat amacın belirlenmiş tek bir şey değildir. Ben sadece bir şaman değilim, house müzik yapıyorum, ünlü bir DJ ile yaptığımız ve bu sene piyasaya çıkacak olan bir plağımız var. Şiir yazıyorum. Yaptığım pek çok şey var ve hepsi de şamanlıkla alakalı değil. Şaman benim ruhumun öz enerjisi. Fakat ruhumun kendisi Shaman Durek’i dönüştürüyor. Çünkü ruhum bundan daha fazlası.

Dünya gezegeninde hepimiz oldukça karmaşığız.

Her şeye bir etiket belirlemek üzere bakıyoruz ve şöyle diyoruz: “Benim amacım budur ve işte bu kadar. İşte bu yüzden buradayım!” ; “Amacın Hindistan’a gitmek, sonrasında bitti işin” ; “Senin amacın bebek yapmak” Ama zaten iki tane yaptım deyince, “O zaman tamamsın” ; “Senin amacın iş bulmak” Zaten bir sürü işim var denilince de “Tamam, sen amacını tamamlamışsın” cevabı geliyor. Peki, şimdi ne yapacaksın, arkana yaslanıp keyfine mi bakacaksın? Yaptın zaten. Bunlarla kimse tatmin olmaz. Çünkü sevdiğin zaman amacının bir sonu olmaz.

Başladığın bir şeyi bitirmediğinde ya amacının ulaşacağı

başarıdan korktuğun için ya da amacına ulaşamama korkusu yüzünden bitiremezsin.

Böylece başka bir şeye geçersin. Aslında bu sistemdeki ufacık bir arızadır ve kolaylıkla tamir edilebilir. Muhtemelen merak ediyorsun; bir insanın yaptığı her şey buraya gelmeden önce belirlenmiş midir? Cevabı evet. Ancak insanlar bu bilgi için hazır değiller. Yaptığın tüm o seçimler sonucunda başına gelen her şey, hayatında tam da olması gereken şeydir.

Buraya gelmeyi seçtin. Gelmemeyi de seçebilirdin. Dünyaya gelmeden önce burada seninle birlikte olacak insanların ruhlarıyla anlaşma imzaladın. Bu insanlar, yaşamın  boyunca seninle etkileşime geçmesi gerekenlerdir. Eğer buraya gelmeyi seçmeseydin, hayatına gelen insanlar amacının bir parçası olmazdı. Ancak sen farklı bir seçim yaptın ve şimdi bu kitaba, bana denk geldin…

KARMA

Sevgi, evrendeki her şeyin öz kaynağıdır. Eğer sevgi kaynaklı olmayan bir şey yaratırsan, o sana geri verilecektir. Böylece onu tekrar sevgiden yaratabilmen için sana başka bir şans sunulur.

Yaptığın her şeyde ruhlara aynısının kendine de yapılabileceğini söylemiş olursun. Bir şeyi onaylayıp da sonra kendi başına gelmesini istememe seçeneğin yoktur. Herhangi bir şey yaptığında bilmelisin ki sadece yapmak suretiyle onu onaylıyorsun ve sana da yapılmasının normal olduğunu belirtiyorsun. Bir şey çaldığın zaman anla ki “Lütfen, benden de çalın” diyorsun. Birisine yalan söylersen, “Lütfen, bana da yalan söyle” demiş oluyorsun. Çünkü aynı şeyi yaparak bunu onaylamış oluyorsun. Eğer birisini aldatırsan, dersin ki “Lütfen beni de aldat”. Bir şey bekleyip karşılığında diğer şeyi veremezsin. Evet dediğin her şeyde evrene bunun kabul edilebilir ve sorunsuz bir şey olduğunu bildirirsin.

“Karmanın birebir aynı şekilde geri döneceğini düşünmemek gerekiyor. Örneğin aldattığımız kişi tarafından karmik bir şekilde geri aldatılmayız, çünkü ne yaptığımızı anlamamız için yaptığımıza eşdeğer bir durum, kimi zaman da fazlasını yaşamamız gerekir. En basit örneğiyle, eğer bize değer veren birisini aldattıysak, bizi de o kadar değer verdiğimiz başka birisi aldatır. Veya çok değer verdiğimiz, önemli bir şey konusunda kandırılırız, dolandırılırız.”

881154

İyilik ve Kötülük

Karma hakkında en sık sorulan şey, iyi ve kötü karmanın ne demek olduğu. Yanıt basit, kötü ya da iyi karma diye bir şey yok. İnsan ırkı iyiye ve kötüye inanıyor çünkü çok geçmişteki ataları, böyle inanmak üzere manipüle edilmişlerdi. İyilik ya da kötülük, bir kimsenin sisteme karşı eyleme geçme düşüncesini tespit etme biçimiydi. Eğer sistemin hayrına bir şey yapıyorsa iyi, zararına bir şey yapıyorsa kötü denirdi.

Sistemin dışından baktığında anlarsın ki her şey, insanın, yani ruhun bir üst bilince varmasına yönelik çalışır. Dolayısıyla senin kötü dediğin şey, gerçekte çok iyi olabilir. Mesela biri, benimle çok korkunç bir seans geçirmiş olabilir. Belki gerçekten çok kötüdür ama ben bunu, öyle yaşanması gereken bir deneyimin parçası olarak iyi görebilirim. Bu yüzden de benimle zor seanslar geçirip de versanyın eden danışanlarımın sonra geri gelip “Başımdan geçenlere inanamıyorum. Yaşadığım en muhteşem şeydi, aslında en çok buna ihtiyacım varmış. Sana seansım çok kötüydü dediğime inanamıyorum” dediği olur. Pekala, hangi kötüden ve hangi iyiden bahsediyor? İyi ve kötü, yalnızca yargılamayla tespit edilir. O da bu dünyanın sosyal durumlarıyla meşrulaşır. Herkesin kolektif biçimde inandığı şeyler neticesinde yarattığımız, meşrulaştırdığımız kurallara sahibiz. Her bir bireyin değil tabii ki fakat büyük bir çoğunluğun inandığı kurallardan söz ediyorum.

İnsanlar iyi ve kötünün ne olduğundan ders çıkarmasaydı, toplu seçimler olmasaydı, adalet sistemleri ve dünya üzerindeki hükümetler olmasaydı, yani iyinin ya da kötünün ne olduğunu söylemeye dair hiç bir çaba olmasaydı, iyilik ve kötülük gözümüze aynı şekilde görünmeyecekti.

Kötülük kendini yaratır çünkü ortada bir dengesizlik vardır. Sırf bu sebepten de var olması gerekiyordur. Etrafta kötü insanların var olduğunu düşünerek dolanan iyi insanlar vardır. Dolasıyla kötü insanlar var olmalıdır. Durduk yerde insanlar katile, tecavüzcüye ya da kötü bir şeye dönüşürse, “Aman tanrım, ne kadar iyi bir aileden geliyordu ve nasıl da güzel bir hayatları vardı, ne oldu da bu hale geldiler?” diye sorarsın. Asıl sebebi, toplumun bu hale dönüşmüş olması. Çünkü toplumun yönetilebilmesi için çatışmaya ihtiyacı var. Bir şaman olarak hem kendi hayatımın hem de öğrencilerimde, danışanlarımda tespit ettiğim bir şey var; çatışma, insanın büyümesine yardımcı oluyor. İyilik ya da kötülüğün var olduğu fikri de bir çatışma yaratıyor ve sonra senin de ruhsal anlamda gelişmeni, büyümeni sağlıyor.

Kendimden örnek vereyim… Benim için ölmek kötü müydü? 10 yıl boyunca diyaliz makinesine bağlı kalmak? Tüm bu acıların içinden geçiyor olmak, kötü müydü benim için? Bana göre hayır değildi. Fakat bir başkası “Çok korkunç, başına gelen şeyler o kadar kötü ki…” diye yorumlayabilirdi. Hayır, aslında değildi. Aslen bana olan en iyi şeydi. Ölmek, öyle bir bilgi ve bütünsel bilgelik sahibi olmamı sağlamıştı ki! O kadar acı çektikten ve ölüp geri geldikten sonra insanların ne kadar acı çekiyor olduğunu çok çarpıcı bir şekilde öğrenmiştim.

Benim için şu anlama geliyor; insanların çektiği acıları artık tanımlayabiliyorum ve nasıl iyileştirilecekleri anlayışını bulmaya kadirim. Çünkü bunu ben, kendim için yaptım. Kendin için yapabildiğin şeyi, başkası için de yapabilirsin. Bu bir şamanın yoludur. Şamanlık yolunda, kendinde gidebileceğin en derine kadar inmek istersin ve kendin üzerinde çalışırsın. Çünkü bunu kendinde yaptıkça başkaları üzerinde de daha fazla yapabilirsin. Dolayısıyla ortaya şöyle bir anlayış çıkar; yaşanan bir deneyimin içeriği bir insana kötü görünürken, deneyimin ta kendisi bir başkası için iyi olabilir.

UYANIŞ, Shaman DUREK

http://www.shamanadurek.com

uyanis

 

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s