Bilinçli Bakış – Dr.Bülent Uran

Bilinç kişinin içinde bulunduğu durumu sorgulayabilmesidir. Gerçekle hayali ayırabilmesidir. Bilinç yaşadığı yaşamı daha yaşanabilir hale getirebilecek bir araçtır. Bu dünyada hiç kimsenin elinde bu yaşamın niçin var olduğuna dair bir kanıt yoktur. Bilincin amacı yaşamı anlamlı hale getirmektir. Bu amaçla yaşamımızı sınırlayan inançlardan kurtulmayı öncelikle kalpten ve coşkuyla istememiz gerekiyor. Bu istekten sonra EFT gerçekten elimizde bir mücevherdir.

Çünkü inancı besleyen güç — enerji duygudur

O inancı inanç yaparken bastırılan duygular inancın yakıtı olur. O halde bir inancın gücünü ortadan kaldırmak demek, o inancı yaratan bedendeki birikmiş duyguyu ortadan kaldırmak demektir. Yani duygusal enerjiyi boşaltırsak inancı besleyen bir güç kalmaz. İnanç basit bir düşünce haline döner. EFTnin bedendeki duyguları boşaltan güçlü bir araç olduğunu artık biliyoruz.

EFT ile sınırlayan inançları besleyen duyguları boşalt, inancı yok et, iraden yeniden güçlü hale gelsin. Bu bizi insanlığımızdan çıkarmış olan inançları ortadan kaldırarak yeniden insan olduğumuzu hatırlarız ve insan gibi yaşamaya başlarız.

Yani değersizlik inancının karşısına insan olmayı koyuyoruz.

  •        İnsansam gücüm sınırlıdır.
  •        Sosyal bir varlıksam hata yaparım.
  •        İnsansam başkalarından yardım alabilirim.
  •        İnsansam istek ve arzularımı gerçekleştirebilirim.
  •        İnsansam yaşamımı kendim ve başkaları için anlamlı kılacak bilinçli çabaları gösterebilirim.
  •        Özetle insan olmak insan olduğunu içsel olarak hissetmek halidir. Bu spiritüel bir kavramdır. Ama somut olarak hissedilen bir durumdur.
  •        İnsan olmak iyi hissetmekle paralel bir durumdur. İç içedir. İyi hissetmeden insan olduğumuzu hissedemeyiz. İnsan olmayı istemeden kötü hislerimizi boşaltamayız.
  •        İnsan gibi hissetmek değersizlik inancını, yaratan savunma mekanizmalarından kurtuldukça, kendiliğinden ortaya çıkan doğal bir durumdur.

EFT ile değersizlik inancını yaratan savunma mekanizmalarını hızla ve etkin bir şekilde yıkmak ve ortadan kaldırmak mümkündür. Bu amaçla bu savunma mekanizmalarını oluşturan inançları, kavramları tanımalı, sorgulamalı ve yok olmasını istememiz gerekir.

EFT yapısı gereği üzerinde çalıştığımız engelleyici inancın arka planındaki duyguları boşaltacaktır. Bu nedenle bu bölümdeki çalışmalar için doğrudan duygulan bedende hissetmek ya da duyguyu adlandırmak gerekmez. Doğrudan inanç cümleleri üzerinden EFT yapabiliriz. Çoğu zaman bir derecelendirmede gerekmez. Bir şekilde o inançtan kurtulduğumuza ikna olana kadar çalışmaya devam ederiz.

Ama mutlaka derecelendirme yapmak istersek inancımızı olumlu bir cümle haline getirip sesli olarak tekrarlarız. Sonra bu cümlenin içsel olarak ne kadar doğru hissettirdiğine bakarız. Burada öncelikle, tabii ki, cümlenin bilinçli olarak doğru olduğuna inanmamız lazım.

Bilinçli olarak doğruluğunu onaylamadığımız bir değişimi gerçekleştirmemiz mümkün değildir.

Örneğin başka insanları üzmekten çok korkuyoruz ve bu tip davranışları bu nedenle yapmaktan kaçınıyoruz. Burada bilinçli olarak insanları üzecek bir gücümüzün olmadığını, bizim davranışlarımızdan ötürü üzülen insanlar varsa bunun onların seçimi olduğunu, isterlerse üzülmeyeceklerini kabul etmemiz gerekiyor. Yani keşke sürekli acaba bu davranışımdan başkaları üzülür mü diye kaygılanmasam arzumuzu ve onayımızı alacağız. Bunu kabul etmek iyileşmeyi sağlamaz. Çoğu kişi böyle düşündüğü anda iyileştiğini ve değiştiğini zanneder. Hayır, aksine bu daha fazla çatışma yaratır. Bu andan itibaren mutlaka duygularla çalışmak gerekir. İşte tam burada derecelendirme için şöyle bir cümle oluşturabiliriz.

“Başkalarını üzme kaygısı taşımadan kendimi ifade eden bir kişiyim.”

Bunun içsel olarak ne kadar doğru olduğunu ölçeriz. 10 çok doğru. 0 hiç doğru değil. Bundan sonra çalışmamızı yapar, aynı cümleyi tekrar edip doğruluk derecesinin yükselip yükselmediğini kontrol ederiz. 10 ‘a ulaşana kadar çalışmaya devam ederiz.

Davranışı Değiştirmek

Değişim eylemler üzerinden olur. İnanç ya bir eylemi zorlar, ya da bir eylemi yapmamızı engeller. İnancın gücü inancın oluşumu sırasında biriken duygulardan gelir. Bedende biriken duygular enerji bedeninde enerjinin koherant bir şekilde akmasını engeller.

Enerji kanalının tıkandığı bölgelerde beden olumsuz hisler üretir.

Bozuk titreşen enerji hücre reseptörleri tarafından beyine ulaştırılır ve beyin parietal loblardaki sensoriyal bölgeler o bölgede olumsuz bir his algısı yaratır. İlginç olan, kişi bu hissi hissetmemek için eyleminin yönünü değiştirir. Bu hisler değersizlik inancını güçlendirecek yönde eylemlerin seçilmesine neden olur. Hisler güçlendikçe kişi hislerin daha da etkisi altında kalır. Bilinçli yapı sadece bu hislerin güdümünde düşünür, seçimler yapar. Kişi bu seçimlerini akla uygun hale getirmek için uğraşır durur Bilinç bahane üretme aygıtına transfer olur.

Kişinin farkındalığı arttıkça neleri değiştirmesi gerektiğini daha iyi anlamaya başlar. Burada kişiye düşen, önce hislerini hissetmenin bir zararı olmadığını fark etmesidir.

O nedenle herhangi bir durum karşısında özellikle değersizleştirdiğini düşündüğümüz ya da bilinçaltının değersizliğim fark edecek kaygısına düştüğü durumlarda neremde ne hissediyorum sorusunun sorulması gerekir. Bu soru çok önemlidir. Bu bilinçli bakıştır.

Kişi bedenine bilinçli bakmalıdır.

O durum karşısında bedenin neresinde hangi vasıfta ve hangi şiddette his hissetmektedir?

Bu hissi fark ettikten sonra böyle bir hissi hissetmek gerekip gerekmediği sorulur. Tabii ki hissetmeye gerek yoktur. Farkındalığımız korkacak, gizlenecek bir şey olmadığını bilmektedir. Varlığımızda değersizlik diye bir şey yoktur. Bu durumda kaçacak bir şey yoktur. O zamanda böyle gereksiz ve kritikal faktörümüzü devre dışı bırakan hislere gerek yoktur.

Hissin gereksiz olduğuna karar verildikten sonra, değersizlik inancının yarattığı birçok paradoksa karşılık olarak bu sefer biz burada paradoksik bir işleme geçeriz.

O gereksiz hissi hissetmeye odaklanırız.

Hissi dağıtmak, kaçırmak, ya da uyuşturmak yerine inadına odaklanarak hissetmeye başlarız.

Bu odaklanmanın birkaç avantajı vardır.

Birincisi hislerin kaçacak, korkulacak bir şey olmadığını fark ederiz.

İkincisi bilinçaltına histen kaçmaya gerek olmadığını yani ortada gizlenecek bir tehdit olmadığı mesajını veririz.

Hissi hissetmeye devam ettikçe bedende his algısı değişmeye başlar.

Ya his güçlenmeye başlar, ya yeri değişir, ya vasfı değişir, ya da hepsi birden olmaya başlar. Hangileri hangi kombinasyonla olursa olsun hissi hissetmeye devam ederiz. Bu değişimler bilinçaltının değersizlik inancını besleyen duyguları titreştirmeye başladığını gösterir. Yani bir konsensüs oluşmuştur. Bilinçaltı bilincin arzusunu onaylamıştır. Artık o durumlar karşısında herhangi bir tehlike üretmeye niyeti yoktur ama duyguyu bilincin yardımı olmadan boşaltması mümkün değildir. İşte bu aşamadan sonra devreye duygu boşaltma teknikleri girmeye başlar.

Duygu boşaltma tekniklerinin kendi kendine uygulananları olmakla birlikte çoğu zaman deneyimli bir terapiste ya da yardımcıya gerek vardır. Basit duygu boşaltma teknikleri nefes çalışmaları, ses çalışmaları, enerji dengeleme çalışmalarıdır. Daha yoğun duygu boşaltmak için regresyon çalışmaları gereklidir. Regresyon ilk bölümlerde de bahsettiğim gibi geçmişin duygusunu boşaltmaya ve geçmişi güncellemeye yarar.

Bu çalışmaların her birinin önemi ve yeri vardır.

Duygu boşaltmakla iş biter mi?

Hayır, sadece enerji boşalmıştır. Ama davranış kalıpları ortada durmaktadır.

Bu durumda davranışı değiştirmek için telkine ihtiyacımız vardır. Yeni davranışı telkinlerle, imajinasyonla, tekrarlarla bilinçaltına yerleştirmek gerekir.

Yanlış olarak, bu çalışmalar hipnoz olarak bilinmektedir.

Hipnoz inançlara dayalıdır.

Bizim amacımız yeni inançlar yaratmak değildir. Ama yeni davranış kalıpları yaratabiliriz.

Değersizlik inancının kendisi zaten hipnozdur. Amacımız bu hipnozu bozmaktır. Yeni hipnozlar yaratmak değil. Hipnozda yaşamak evrensel gerçeklerle uyuşmayan sanal bir gerçeklikle yaşamak demektir. Evrensel gerçekle sanal gerçekliğin çatıştığı her durum acı ve hastalık yaratacaktır. Ne  kadar zengin olursan ol, değersizlik inancını ne kadar derine gömersen göm, bu çatışmanın acı sonuçlarından kurtulamazsınız.

Burada davranış kalıbı derken yeni bir hipnoz yaratmaktan bahsetmiyorum. Yeni hipnoza ihtiyacımız yok. Yeni hipnoz yeni gerçek dışılıkları bilinçaltına yerleştirmek demektir. Biz ise evrensel gerçekle uyumlu davranışları arıyoruz. O nedenle yeni davranış kalıplarımızın evrensel gerçeklerle uyumlu olması gerekir. Örneğin “kimsenin takdirine ihtiyacım yok” derken evrensel gerçeğe uygun bir cümle ve yeni bir istek oluşturuyorum demektir. Gerçek budur. Kimsenin takdirine ihtiyacımız yoktur. Tabi burada bazı okuyucularımız “ama olur mu, takdir almadan hayatın ne anlamı olur?” diye sorabilir. Takdir güzel bir şeydir. Hoş bir şeydir. Hayatımıza keyif katar, renk katar. Buradaki kritik kelime ihtiyacı olmaktır.

İhtiyaç ile güzelliği birbirinden ayırmamız gerekir.

Evrensel gerçekle uyumlu bu cümlemizi sürekli kendimize tekrar etmemizde yarar vardır. Bu cümle bilincimizden bilinçaltına transfer olmaya başladıkça davranışlarımızda kendiliğinden daha özgürleşmeye başlar.

Hipnozda yaşamaktan kurtuldukça daha spiritüel yaşamaya başlarız. İnsan özünde spiritüel bir varlıktır. Yani evrenin gerçekleriyle uyumlu yaşayan bir varlıktır. Evrende işleyen bizim bildiğimiz ve bilmediğimiz hangi gerçeklikler varsa hepsi insanda da vardır. Spiritüel yaşamak aklı havada yaşamak demek değildir. Spiritüel yaşamak dünyanın gerçeklerinden kopuk, kendi içine çekilmiş yaşamak demek değildir. Aksine tam tersine gerçekleri yakalamaya dönük yaşama eylemlerini sürdürmek demektir.

Hipnozlarımızdan ayıldıkça daha spiritüel yaşamaya başlarız. Daha spiritüel yaşamaya başladıkça daha fazla hipnozumuzu yakalar ve değiştirmeye başlarız.

Spiritüel yaşamak mevcut bilimsel bilginin bile daha ötesindeki bilgilere ulaşarak yaşamak demektir. Ama dünya kurulduğundan beri insanlık daha spiritüel yaşamak yerine daha hipnotik yaşamayı seçmiştir. Tüm bu hipnozda yaşama eğilimine rağmen dünyayı tanımaya yönelik meraklar neyse ki bitmemiştir.

Dünyanın yuvarlak olduğunu keşfeden ve bu kabule göre yaşayanlar düz olduğuna inanarak yaşayanlardan daha spiritüel olmuştur. Newton fiziğine göre rölativitenin ne olduğunu anlayıp düz Newton fiziğinden ayrı düşünerek yaşayanlar daha spiritüel olmuştur. Bunlar günümüz fiziğinin bile açığa çıkardığı gerçeklerdir. Ama henüz açığa çıkmayan ama bir şekilde hissedilen durumlar vardır.

Ruh, sevgi, evrensel enerji kavramları genellikle spiritüel kavramlardır. Ruhsallığı yaşamımızın bir parçası yapmadan değersizlik inancından kurtulmak mümkün değildir. Spiritüel düşünceyi benimsemiş birçok insan tıbbın iyileştiremediği birçok hastalıktan kurtulmuştur.

İnsan olmak salt maddi bir varlık olmaktan çok öte bir kavramdır.

İnsan bedeni ruhu deneyimlemek için yaratılmıştır. Bu amaçla hissetme sistemi yaratılmıştır. Özünde hissetmek bilinç üstü bir aygıttır. Bedenimizle ruhu birbirine bağlayan bir aygıttır.

Bilinçaltı fiziksel bedenle ruh arasına, yarattığı değersizlik inancıyla bir duvar örer. Zamanla insan olduğumuzu yani bir ruha sahip olduğumuzu unutmaya başlarız. İnsanlığımızın bekçisi olan vicdanımızın yerine bastırdığımız korkular alır. Tüm yaşamımızı bu korkular yönetmeye başlar. Ancak zamanla bu korkularımızdan da korkmaya başlıyoruz. Onları bastırmak, yok etmek için ya daha çok çalışıyoruz, ya kötü alışkanlıklara sapıyoruz ya da psikiyatrik ilaçlardan çare arıyoruz. Ancak bunların hiç biri çare olmuyor. İçimizdeki ruhu ne kadar unutmaya çalışsak da, onu bastırmaya çalışsak da o varlığını hissettirmeye ve bizi rahatsız etmeye devam eder. İnatla çoğu insan bu ruhsal enerjiyi yok etmeye çalışıyor ama bir türlü çare bulamıyor. Ruhun varlığı bir şekilde “sen insansın unutma ve şu anda insanlığından çıktın” mesajını yolluyor. Kişi bunu anlamamakta ısrar ederse ve çatışmayı ortadan kaldırmazsa yavaş yavaş fiziksel hastalıklar ortaya çıkmaya başlıyor.

Meditasyon, yoga, Reiki gibi birçok doğu kökenli zihinsel iyileşme teknikleri kişiyi yeniden bu ruhuyla ya da insan tarafıyla buluşturmaya çalışıyor. Ancak bu teknikleri uygulayan kişilerin çoğu bir türlü aradıkları o huzuru bulamıyorlar. Çünkü programlanan, bilinçaltı tarafından yaratılmış duvar arada duruyor. O duvar orada durduğu sürece ruhunuzla buluşmanız ve bedenle ruhu tekrar bir bütün haline getirmeniz mümkün olmuyor.

Sadece ruhu bulmaya yönelik çalışmalar bu duvarla engelleniyor.

Doğrudan bu duvar üzerinde çalışmadan, duvarı ortadan kaldırmadan ruhu hissetmek ve onunla tam bir bütünlük sağlamak mümkün olmuyor. Hedefimiz bedenle ruhu tekrar aynı uyumun içine sokmak, madde ile enerjinin dengesini kurmaktır.

Hedef spiritüel yaşamaktır.

Hedef ruhu deneyimleyerek yaşamaktır.

Hedef insan olarak insan yaşamaktır.

 

Dr.Bülent Uran

En Derin Hipnozumuz, Değersizlik İnancı

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s